Ayetleri Doğru Anlamak İçin

Hadislere Olan İhtiyaç

Prof.Dr.Enbiya Yıldırım'ın Kur'an Bize Yeter Söylemi (Takdim: 2019) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Hadisler olmadan ayetleri anlamakta ne kadar zorlanacağımıza, keza ayetlerin manalarının tahrif edilmesi önündeki en büyük engelin hadisler olduğuna dair aşağıda vereceğimiz örnekler Allah Rasulünün İslam dairesi içindeki sarsılmaz konumunu bizlere tekrar hatırlatacaktır.

Ezan Okunması

“Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranış, onların düşünemeyen bir toplum olmalarındandır."

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman, hemen Allah’ın zikrine, zikri olan namaza koşun. Alışverişi bırakın. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”

Kur’an’da ezandan bahseden ayetler bunlardır. Lakin buralarda namaza nasıl davet edileceğimiz hususu geçmez. Tam tersine Kur’an, bunun müminler tarafından zaten bilindiği kabulü üzerinden konuşur. Bu durumda bizler, metni Kurunda geçmiyor diyerek ezanı yok mu sayacağız?

Abdesti Zorunlu Kılan Nedenler ve Abdest Alma Şekli

Kur’an da abdestle ilgili olarak iki ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerde abdestin neden alınması gerektiği anlatılırken birisinde abdestin nasıl alınacağı ayrıca ifade edilir. Önce ayetleri zikredelim:

“Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar cünüp iken de -yolcu olan müstesna-gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.”

“Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başlarınızı meshediptopuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”

Bu ayetlere bakıldığı zaman, cünüplük nedeniyle gusül alınması dışında abdesti bozan bir şey olmadığı ortaya çıkmaktadır. Buna göre yellenmenin abdesti bozmaması gerekir.

Abdestin alınma şekline gelince, ikinci ayette ağza ve buruna su verilmesinden, bazı azaların üç kez yıkanmasından söz edilmemektedir. Bu durumda bunları yapmaya gerek yoktur. 

Yukarıda zikrettiğimiz iki ayette cünüp olan kimsenin yıkanması emredilmektedir. Buralarda cünüplük ile kastedilenin bizim bildiğimiz anlam olduğunu söyleyebilmek için dini literatürü bilmek gerekir. Bu anlam İslam ile birlikte yüklenmiş özel bir durumu kastetmektedir. Çünkü kelime, aslı itibarıyla uzaklaşmak anlamındadır. Dolayısıyla kelime anlamı üzerinden hareket edildiğinde mana şöyle olacaktır: “Eğer uzak iseniz temizlenin.” Ayrıca bu kelimenin yakın, boyun eğmeyen, yakına inen yabancı, yolculukta arkadaş gibi anlamları da vardır ki o zaman işin içinden çıkılmaz hale gelinecektir. Velhasıl, söz konusu kelime lügat anlamıyla cünüplük anlamına gelmemektedir.

Namaz Vakitleri

Kur’an’da namaz vakitlerinin tam olarak ne zaman başlayıp ne zaman bittiği net olarak ifade edilmemiştir. Keza beş vakit içinde yer alan iki namazı ayetlere bakarak kesin olarak tespit etmek asla mümkün değildir. Lakin aynı Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

“Namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır.”

Bu durumda sadece Kur’an diyenlerin yapmaları gereken iki şey vardır. Birincisi, namaz vakitleri net olarak belirlenmediği için diledikleri zaman namaz kılmalarıdır. Diğeri de iki vakit namaz Kur’an’da açık olmadığı için bunları kılmamaları, üç vakitle yetinmeleridir.

 

Meseleyi netleştirmek için bahsi biraz daha açalım: 

Kur’an’da namazlar ve bunların eda vakitleri hususunda müracaat edilen başlıca ayetler şunlardır:

 “Namazlara ve orta namaza devam edin.”

Bu ayette namazların kılınması emredilmekte, ancak net bir tanımlama yapılmadan orta namaza devam edilmesi istenmektedir. Bunun hangi namaz olduğunu anlamak mümkün değildir. Öğle, ikindi ve hatta akşam olma ihtimali vardır.

“Gündüzün her iki tarafında ve gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl!”

Bu ayette geçen gündüzün İki taraf ifadesi oldukça tartışmalıdır. Birincisini sabah olarak anlamak mümkün olmakla birlikte diğer taraf ile kastedilenin ne olduğu net değildir. Nitekim muradın öğle ve ikindi namazları olduğu söylenmiştir. Gecenin ilk saatleri ile de akşam ve yatsı namazlarının murad edildiği dile getirilmiştir. Ayrıca gündüzün diğer tarafı ile akşam, gecenin ilk saati ile de yatsının kastedildiği de söylenmiştir. Daha başka izahlar getirenler de olmuştur. Çünkü ayetin ibareleri yoruma son derece açıktır.

“Güneşin batıya yönelmesinden gece karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Sabahleyin de Kur’an okumayı yerine getir. Zira sabah Kur’an’ı şahitlidir.”

Ayette güneşin batıya yönelmesinden sonra namaz kılınması istenmektedir. Bazıları bunu sadece öğle namazı, bazıları da öğle ve ikindi olarak anlayabilir. Gece karanlığı ifadesi de akşamı veya yatsıyı veyahut da her ikisini kapsayabilir. Ayetin sonunda yer alan sabahleyin Kur’an okumayı sabah namazı olarak anlamak son derece uygundur, ancak bunu sadece Kur’an okumak olarak anlamaya da engel yoktur. Çünkü ayet bu kısmı “Kur’an okumak” olarak öncesinden ayırmıştır.

“Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzün taraflarında (iki ucunda) da tesbih et ki rabbinin rızasına eresin.”

Bu ayete getirilen yorumlar çok farklı olmakla birlikte birkaçı şöyledir:

  • Güneşin doğmasından önce: sabah namazı.

  • Batmasından önce: ikindi namazı.

  • Gece saatlerinde: teheccüd namazı, akşam ile yatsı namazları.

  • Gündüzün taraflarında: öğle ve ikindi namazları, öğle ve akşam namazları.

 

Görüldüğü üzere net ifadeler olmadığından dolayı sabah dışındakilerde hangi namazın kastedildiği hususunda farklı yorumlar yapılmıştır. Böylesi yorumlar yanında bu ayette namaz ifadesinin doğrudan geçmediğinden hareketle sadece Allah’ın hatırlanmasının istendiği yorumu da yapılabilir. Buna hiçbir engel yoktur. Dolayısıyla insan ister namaz ile isterse sadece anmak suretiyle rabbini tesbih edebilir!

“Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmadan önce rabbini hamd ile tesbih et.”

Bu ayette kastedilenin sabah ve ikindi (keza öğle) namazları olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında sadece Allah’ın tesbih edilmesinin istendiği de iddia edilebilir.

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabahleyin ve akşamları rabbini an. Gafillerden olma.”

 

Ayette “sabahleyin ve akşamlan” ifadesi geçmektedir. Günün başlangıcı ile sonu zikredilerek her ikisi arasında bulunan beş vaktin kastedildiği, her vakitte anmanın istendiği söylenmiştir. Keza “sabahleyin ve akşamlan” ile sadece iki vakit, isimleri verilmeden kastedilmiş de olabilir. Bununla birlikte ikindinin kastedildiğini söyleyenler de vardır. Her şey bir yana, ayette doğrudan namazdan bahsedilmediği gerçeğini unutmamak gerekir.

 “Rabbinin adını sabah akşam an.”

Ayette sabah ve ikindi namazlarının kastedildiği söylendiği gibi İkincisiyle öğle ile ikindinin kastedildiği de belirtilmiştir. Bunun yanında gündüzün başlangıcı ile sonu zikredilerek insanın her zaman diliminde Allah’ı anmasının gerekli olduğu vurgulanmıştır da denmiştir.

“Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girmek için) sizden üç defa izin istesinler.”

Bu ayette çok açık bir ifadeyle sabah ve yatsı namazları zikredilmektedir.

Sonuç olarak, beş vakit namazın “her birini” net olarak Kur’an da tespit etmek mümkün olmadığı gibi namazların vakitlerini belirlemek hiç mümkün değildir. Hatta güneşin doğmasından önce kılınacak sabah namazının vaktinin ne zaman girdiğini bile Kur’an’dan anlayamayız. Bu nedenle Allah Rasulünün anlatımına ve uygulamasına müracaat etmek en uygunudur. Sadece bu örnek bile peygamberimizin İslam'ı anlamamızdaki ve yaşamamızdaki önemini ortaya koymaya yetmektedir. Bunu yapmayanların bir kısmının ise sabah, gündüz ve akşam (yatsı) vakti olmak üzere üç vakit (rekatlarını da kendilerine göre ayarlayarak) namaz kıldıklarını görebilmekteyiz.

Namazın Eda Şekli

Allah muttakileri tanımlarken şöyle buyurmaktadır:

“Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.”

Ayette geçen “yukimun” kelimesi eda etmek, fiili olarak yerine getirmek anlamındadır. Yani namazın uygulamalı olarak ifa edilmesidir. Nitekim başka bir ayette namazın eda edilmesi şöyle istenmektedir:

“(Rasulüm!) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyan Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”

Velhasıl ayetler uygulamadan söz etmekte, ancak ibadetin nasıl eda edileceği belirtilmemektedir. Ayetlerde secde ve rükû şeklinde genel ifadeler geçmektedir. Şu ayette olduğu gibi:

“Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.”

Ayette, namazın secde ve rükûsu yanında diğer bölümlerin nasıl eda edileceği, velhasıl erkanı zikredilmemiştir. Öyleyse Hz. Peygamberin uygulamış olduğu eda şekli Allah tarafından onaylanmıştır. Bu da bizim hadislere ve sünnete olan ihtiyacımızı ortaya koymaktadır. Hadisler, keza ümmetin kuşaklar boyunca birbirlerine aktardıkları sünnet olmasa biz namazın nasıl eda edileceğini asla bilemezdik.

Esasında önümüzde iki şık bulunmaktadır:

  1. Bize emredileni kendi anlayışımıza göre yerine getirebiliriz. Bu durumda herkesin namaz kılma şekli değişkenlik arz edecektir.

  2. Bu emre kendisi de muhatap olan Hz. Muhammed ve arkadaşları nasıl namaz kılmışlarsa bizler de onlar gibi kılarız. Bunu yaptığımızda Kur’an’ı en iyi anlayan ve neyin, niçin, nasıl emredildiğini bilene yani kitabı getirene uymuş oluruz.

 

Burada iki hususu daha zikretmek gerekmektedir:Ayetlerde “mescid”lerden bahsedilmektedir. Kelime itibarıyla mescid, secde edilen yer anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle ibadet mekanıdır. Demek oluyor ki, insanların birlikte ibadet etmeleri için mescid denilen binalar yapılmaktadır. Birlikte ibadet yapılacak ise, eda edilecek ibadetin de aynı olması gerekmektedir. Herkesin kendince ifa edeceği ve kargaşanın yaşanacağı bir durum için mescid inşa etmeye gerek yoktur. Çünkü bu durumda bir araya gelmenin anlamı kaybolmuştur.

Üzücü olan şudur ki, namazı emreden ve edasının nasıl olacağıyla ilgili rüku, secde gibi temel direktifleri veren Kur’an’ın söz konusu emirlerinin nasıl icra edileceği ve edasında ne okunacağı noktasında yöneltilen soruya “sadece Kur’an” diyenlerin bir kısmı ilginç bir cevap vermektedir:

“Bunun uygulama şekli insana kalmıştır. Dilediği şekilde namazı kılıp rükû ve secdesini yapabilir. Rekat sayıları da insana bırakılmıştır. Bazen ruhsal durumu çok uygun olur birkaç rekatlı namaz kılabilir, bazen de tek rekatla yetinebilir. Dolayısıyla eda şekli tamamen bireylere bırakılmış bir namazdan söz edilmektedir.”

Bu durumda ümmetin çağlar boyunca nesilden nesile aktararak devam ettirdikleri uygulamaların bir önemi yoktur. Namaz diye kıldıkları şey bir gelenekten ibarettir. Böyle olunca da Hz. Peygamber’in, sahabilerin ve ondan sonraki tüm süreçlerde Müslümanların namazı eda ediş şekilleri, cemaatle kılmak da dahil olmak üzere inkâr edilmiş olmaktadır.  

Cuma Namazı

Kur’an’dan cuma namazına delil olarak getirilen ayetler şunlardır:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrı yapıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma) namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

Ayetlere bakarak şu tespitleri yapabiliriz:

  1. İlk ayette cuma günü namaza çağrı yapılmaktadır. Bu herhangi bir vakit namazı olabilir. Dolayısıyla cuma namazı burada geçmemektedir.

  2. Kaç rekat olduğu, nasıl kılınacağı, kıraatinin nasıl yapılacağı ve hutbesi ayette zikredilmemektedir.

 

Anlaşıldığı üzere, cuma namazına dair ne varsa biz bunları hadislerden ve siyerden öğreniyoruz. Bunlara itibar etmeyenin ise cuma namazına gelmemesi gerekir.

Zekâtın Neliği ve Nasıl Verileceği

Kur’an’da zekatın verilmesiyle ilgili pek çok ayet bulunmaktadır. Örneğin bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah’ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.”

Bu ayeti okuduğumuzda aklımıza şu sorular gelecektir: “Zekât nedir? Neye göre, hangi mallardan ve ne kadar verilir?” Dolayısıyla emri yerine getirmek isteyen insanın önce konuyla ilgili bilgilendirilmeye ihtiyacı vardır. Bunu yapacak olan da Hz. Muhammed’dir. Zaten ayetler de bunu talep etmektedir:

“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.”

“Biz bu kitabı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.”  

 

Demek oluyor ki, ayetleri tebliğ etmek yeterli olsaydı, Allah peygamberimizden açıklamasını istemezdi. Sadece zekât örneği bile Hz. Peygamberin açıklama yetkisi olduğunu göstermektedir.

Oruç

“Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın.”

Bu ayette geceye kadar oruç tutulması istenmektedir. Akşam ile gece arasındaki fark hepimizin malumudur. Ek bir kaynak olmadan, buradaki gece ile akşamın kastedildiğini hiç kimse ispat edemez. Lakin bizler deliller ışığında ayeti, “gündüzün bittiği vakte, gecenin başlangıcına, yani güneşin batışına, başka bir ifadeyle akşama kadar” diye anlamaktayız. Aynı şekilde oruç esnasında bir şey yenip yenmeyeceği, cinsel ilişkiye girmenin cezasının olup olmadığı gibi hususlar ayetlerde geçmemektedir.

Hac

Ayette Kabe’den, Makamı İbrahim’den bahsedilmekte, yüzümüzü Mescidi Haram tarafına dönmemiz,  Safa ile Merve arasında sa’y etmemiz,  Arafat’tan ayrılıp Meş’ari Haram’da Allah’ı zikretmemiz  istenmektedir. Zikredilen yerlerin neresi olduğunu Kur’an’dan öğrenemiyoruz. Ayrıca haccın uygulama şekli ve tertibi ile ilgili olarak da ayetlerde bilgi yoktur.  Ayetlerde zikredilen ihramın ne olduğu ve nerede giyilip çıkarılacağı hususu da Kur’an’a bakarak anlaşılamaz. Keza "Hac belli aylardadır...” denmekte ancak bu ayların hangileri olduğu (Şevval, Zilka’de, Zilhicce) Kur’an’da geçmemektedir. Bütün bu soruların cevabını Hz. Muhammed’in hadislerinde ve ulemanın izahlarında bulmaktayız.

Kur’an'daki Şahıs, Coğrafya ve Tarih... Merkezli Anlatımlara Örnekler

Şu ayette hangi savaşın kastedildiği belirtilmemektedir:

“Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi; gözler de dönmüştü, yürekler ağızlara gelmişti; Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.”

Burada kastedilenin Hendek olduğunu rivayetlerden öğreniyoruz. Keza savaşın sürecini de bize rivayetler öğretmektedir.

“Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü o mutlak galiptir, hikmet sahibidir.”

Bu ayette Evs ve Hazrec arasındaki yıllara varan husumetin Allah (İslam) sayesinde ortadan kalktığı belirtilmektedir. Ancak Evs ve Hazrec adı keza iki kabile arasındaki sorunlar bu ayette yer almamaktadır.

 “Ve sana yakîn gelinceye kadar rabbine ibadet et!”

Bu ayeti, elimizde kaynaklar olmazsa şöyle anlamamız pekala mümkündür: “Ve sana olgunluk gelinceye kadar rabbine ibadet et. (Olgunlaşıp kemale erince ibadeti bırakabilirsin, çünkü artık ihtiyacın olmayacaktır).” Oysa yakîn kelimesi burada ölüm anlamındadır ve tefsirler bunu açıklamıştır.

Evlatlıkların boşadığı kadınlarla evlenmekten bahseden ayette şöyle geçmektedir:

“Allah’ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: ‘Eşini bırakma, Allah'tan sakın.’ diyor, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah’ın buyruğu yerine gelecektir.”

Biz Kur’an dışı tüm tefsirler ile hadis kitaplarını bir yana bıraktığımızda bu ayeti anlamamızı kolaylaştıracak şu sorular cevapsız kalacaktır:

  • Ayette geçen Zeyd kimdir? Allah niye onu kitabına almıştır? Adını anmasının özel bir gerekçesi var mıdır?

  • Allah’ın ona vermiş olduğu nimet nedir?

  • Ayette Hz. Peygamber’in birine bir iyilik yaptığından bahsedilmektedir. Bu iyilik nedir?

  • Hz. Peygamber’in o kişiye eşini nikahında tutmasını söylediği aktarılmaktadır. Bu eş kimdir? Ayette ondan söz edilmesinin hikmeti nedir? Bu kadının bir hususiyeti var mıdır?

  • Hz. Peygamber’in o kadına karşı içinde bir şey gizlediğinden bahsedilmektedir. Bu şey nedir? Sevgi midir, kadının konumu mudur, maddi imkanları mıdır? Ayrıca Hz. Peygamber gizlediği şey hususunda niçin insanlardan çekinmektedir?

  • Ayette geçen “ed’iya (evlatlıklar) ile kastedilen anlamın ne olduğunu nasıl tespit edeceğiz? Delilimiz nedir? Herhangi bir kaynağa güvenemeyeceğimize göre, bu kelimeye neye göre anlam vereceğiz? Sözlükler de sonuçta ayet ve hadisleri delil olarak kullanan insanlar tarafından kaleme alındığına göre onların çalışmalarına bakmamamız gerekir ki bu durumda müracaat edeceğimiz bir dayanak kalmamaktadır.

 

“Ebu Leheb’in elleri kurusun... Kurudu da! Ne zenginliği ve ne de kazandığı ona fayda verdi! Alevli bir ateşe maruz kalacaktır (o)! Onun karısı da... Odun hamalı olarak! Boynunda hurma lifinden bir ip olduğu halde!”

  • Ayette künyesiyle bahsedilen Ebu Leheb kimdir? Adı nedir? İslam öncesi bir dönemde mi yoksa peygamberimiz zamanında mı yaşamıştır? Kötü biri olarak zikredilecek kadar ne yapmıştır? Hayat öyküsü nasıldır? Bu kişi bağlamında ayetler bize ne mesaj vermektedir?

  • Ayette “karısı” niye zikredilmiştir? Allah’ın gazabını çekecek kadar ne iş yapmıştır?

 

“Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.”

 

Bu ayetlerde bir olaydan bahsedilmektedir. İnsan ister istemez şu soruları sormak durumunda kalmaktadır:

  • Fil sahipleriyle anlatılan olay nedir, ne zaman ve nerede gerçekleşmiştir?

  • Planları nelerdir?