Zikir

 

 

 

 

 

 

 

 

Ebû’z-Zübeyr (ra) Muâz’ı (ra) işiten birisinin Muâz’ın ona,[1]

“Âdemoğlu için, Allah’ın azabından tek kurtuluş çaresi, Al­lah’ı zikretmektir” dediği, buna karşılık oradakilerin, üç kere, “Al­lah yolunda savaşmakta mı değildir?” demeleri üzerine, o “Hayır hattâ tâkati kesilenceye kadar Allah yolunda savaşmak bile kur­tuluş çaresi değildir” dediğini rivâyet etmiştir.

 

Muhammed b. İbrahim et-Teymî anlatıyor:[2]

Allah Resulü tara­fından «Zü’l-Bicâdeyn» lâkabı takılan Abdullah (r.a.), Müzeyne ka­bilesinden, amcasının himayesinde olan bir yetimdi. Amcası kendi­sine güzel bakıyordu. Abdullah İslâm’a girdi. Bunu duyan amcası ona verdiği her şeyi geri aldı, hatta sırtındaki elbiselerini bile çı­karttı. Abdullah annesinin yanına geldi. Annesi «Bicâd» diye maruf çizgili bir kumaşını iki parça edip oğluna verdi. O da kumaşın bir parçasını izâr, bir parçasını da ridâ yaptı. Sabah olunca Resûlullah, Abdullah’a: «Abdullah, sen Zü’l-Bicâdeyn’sin, kapımda dur,» buyurdu. O da bundan sonra Allah Resûlü’nün kapısından ayrılmadı. Yüksek sesle sürekli zikir yapardı.

Bir gün Ömer: "Bu mürâi midir ne?" diye söylendi!

Resülullah: "Bilâkis o, Allah’ı çok zikredip zikir ve Kur an okuyarak O'na yakaranlardan biridir!" buyur.

 

Muhammed b. İbrahim Teymi diyor ki:[3]

İbn Mesud (r.a.) şöyle anlatırdı: Tebûk gazasında bir gece yansı kalktım, karargâhın ke­narında bir ateş gördüm. Ateşi izleyip gittim. Baktım, Resülullah ile Ebû Bekir ve Ömer oradalar. Abdullah Zü’l-Bicâdeyn ölmüş, onun defniyle meşguller. Resûl-i Ekrem, adı geçen için kazılmış olan me­zarın içindeydi. Biz Abdullah’ı görünce Peygamber Efendimiz : "Allah’ım, ben ondan razıydım, sen de ondan razı ol" diye duâ buyurdu.

 

Safiyye (r.a.) anlatıyor:[4]

Bir gün Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanıma girdi. Önümde dört bin tane hurma çekirdeği vardı. Söylediğim «Sübhânallah» lâfzını onlarla tesbit ediyordum.

Resülullah (s.a.v.) ,  "Sana, senin bu teşbihlerinden daha çok (sevaplı) bir şeyi öğretmemi ister misin? " diye sordu.

"Öğret" dedim.

"Sübhânallahi adede halkihi — Mahlûkatı sayısınca Allah’ı tesbih ederim de" buyurdu.

Begavi’nin tahrîrine göre Peygamber Efendimizin âzadlısı (Mu­hacirlerden) Ebû Safiyye’nin (r.a.) önüne deri bir yaygı yayılır, sonra içinde ufak çakıl taşlan bulunan büyük bir küfe getirilirdi! Bu çakıllarla öğleye kadar teşbih eder, sonra kalkıp öğle namazım kılar ve müteakiben akşama kadar aynı şekilde tesbih okurdu.

 

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) iki bin ayn düğüm vurulmuş bir ipi vardı, bu iple teşbih çekmeden yatmazdı.[5]

 

Ebû Nadre diyor ki:Tufâve’den bir ihtiyar bana şöyle anlat­mıştı: [6]

Medine’de Ebû Hüreyre’ye misafir oldum. Nebî’nin (s.a.v.)Sahabelerinden onun kadar misafirperver, onun gibi misafirine kıy­met veren birini görmedim. Bir gün divânında otururken ben de yanındaydım. Orada çakıl veya hurma çekirdeği dolu bir torba ile bir de siyah bir câriye vardı. Torbadaki taneler bitinceye kadar tesbih okudu. Çakıl veya çekirdekleri tükenince torbayı câriyeye ver­di, câriye onlan toplayıp keseye koyduktan sonra Ebû Hüreyre’ye iade etti...

 

Hâkim b. Deylemî diyor ki:[7]

Sa’d (r.a.) çakıl taşlarıyla tesbih eder (okuduğu tesbihi sayar) dı.

 

İbn Mes ûd (r.a.) diyor ki:[8]

Bir gün sabahtan akşama kadar Allah’ı anmamı aynı süre zarfında cins atlar üzerinde Allah yo­lunda at binmeme tercih ederim.

 

Muâz b. Abdullah b. Râfi’ anlatıyor:[9]

Bir defasında Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Ca’fer, Abdullah b. Ebü Umeyre'nin de - Al­lah’ın rızası üzerlerine olsun - iştirak ettikleri bir mecliste ben de bulunmuştum. İbn Ebû Umeyre dedi ki, Muaz b. Cebel’den dinlemiştim, Resûlullah’ınşöyle buyurdu­ğunu söylemişti: “İki kelime vardır ki bunlardan birinin arşa yük­selmesini hiç bir melek grubu önleyemez, diğeri de gökle yer ara­sını doldurur. Bunlar: «Lâ ilahe illâllahü vallahü ekber — Allah’tan başka tanrı yoktur ve Allah en uludur» kelimeleridir.”

İbn Ömer, “Bunu Muâz’dan bizzat kendin mi duydun?” diye sordu.

“Evet.”

Bunun üzerine İbn Ömer o kadar ağladı ki gözyaşlarmdan sa­kalı ıslandı ve şöyle dedi: “Bu iki cümle sevdiğimiz ve ülfet ettiğimiz sözlerdir.”

 

 

 

Dipnotlar

[1]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[2]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[3]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[4]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[5]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[6]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[7]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[8]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[9]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991