Hz.Mer Zamanında Valilik Yapmış

Bazı Sahabenin Halleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Halife Hz. Ömerin zühdü ve takvaanlayışı oldukça dikkat çekicidir. İslam'ın Arap yarımadası dışına esas yayıldığı dönem onun dönemidir. Onun hali tüm müslümanlara örnek olmuş olsa gerek ama bu konuda yanlız da olmadığı görülüyor. Halifeliği döneminde atadığı valilerden bazılarının halleri de gerçekten ilginçtir.

 

Huzeyfe b. Yemani

Muhammed b. Sirîn’den şu rivâyet edilmiştir:[i]

“Ömer b. el-Hattâb (ra), bir yere vâli ta‘yîn ettiği zaman, anlaşmasına şunu yazardı: ‘Aranızda adâletle muamele ettiği müddetçe onu dinleyin ve ona itaat edin’

Huzeyfe’yi de (ra) Medâin’e vâli ta'yîn etmişti. Onun anlaşmasına da: ‘Onu dinleyin ve ona itaat edin, sizden iste­diğini de ona verin’ diye yazmıştır.

Medâinliler onu karşıladıkla­rında bir de baktılar ki, o bir merkep üzerinde elinde bir parça yiyecek onu yemekle meşgul, Huzeyfe onlara Ömer’in (ra) anlaşma pusulasını okudu. Onlar da ‘Senin neyin var ki, mü’minlerin emîri senin hakkında bize yazdığını, seninle yazıp bize göndermedi’ de­diler.

Huzeyfe de ‘Benim hâcetim şudur: içinizde bulunduğum müddetçe beni ekmekle doyurmanız, merkebimin zahrasını verme­niz ve harâcınızı toplayıp getirmenizdir.’

 

Görev müddeti bitip Medine’ye dönme zamanı gelmişti. Geleceğini duyan Ömer de (ra) yolda oturup, ayrıldığından bu güne durumu nasıldır, onu görmek için, beklemeye başlamıştı. Onu eski hâli üzere görünce boynuna sarılmış ve ‘Sen benim kardeşimsin, ben de senin, sen benim kardeşimsin, ben de senin’ demiştir.”

 

Said b. Amir

Mâlik b. Dînâr’ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir: [ii]

Ömer (ra) Şam’a geldiği vakit, şehri şöyle bir dolaşmış ve Hıms’ın yanı­na oturmuştur. Bu arada da kendisine fakir fukaranın listesinin yapılmasını emretmiştir. Yazılıp kendisine takdim edilince bir de bakmış ki, şehrin idarecesi Saîd b. Âmir b. Cezîm de vardır.

He­men: ‘Kim bu Saîd b. Amir?’ diye sormuş. ‘İdareciniz mi?’ diye ye­niden sormasına mukabil ‘Evet’ demişlerdir.

Bu sefer Ömer (ra) şaşkınlık içerisinde ‘Sizin idareciniz nasıl fakir olabilir. O maaş al­mıyor mu?’ diye sordu.

Halk, ‘Ey müminlerin emiri! O elinde hiç­bir şeyi tutmaz’ deyince Ömer (ra) ağlamaya başladı ve bin dinar parayı bir keseyle ona gönderdi. Ve “benden Ona selâm söyle ve ‘İhtiyaçlarını karşılamak üzere bunu sana Mü’minlerin emiri gön­derdi’ de” demiştir.

Elçi yanına gelince Saîd, ‘Biz Allah’a aidiz ve yine ona döneceğiz’ âyetini tekrarlamaya başladı.

Eşi ona: ‘Ne oluyor? Yoksa Mü’minlerin emiri mi öldü?’ diye sormuş.

O da ‘Bi­lakis daha büyüğü oldu’ demiştir.

Eşi “Yoksa bir kıyâmet alameti mi ortaya çıktı?’ diye sormuş.

O yine, ‘Daha büyüğü oldu’ demiştir.

Eşi tekrar ‘Kıyâmet ahvalinden birisi mi zuhûr etti?’ diye sormuş. O da ‘Bilakis bundan daha büyüğü olmuştur’ karşılığını vermiştir.

Hanımı yine ‘Öyleyse neyin var?’ diye sorunca,

‘Dünya bana fitne getirdi ve dilediğimi yapmamı söyledi’ dedi.

Eşine ‘Senin yanında yardımcın var mı?’ diye sorusuna, onun ‘Evet cevabını vermesini müteâkib, bir parça bezle paralan çıkınlamış ve bir torbaya bırak­mıştır. Sonra da bir İslâm ordusuna bütün parasını vermiştir.

Eşi, ‘Allah sana rahmet etsin, keşke istifade ede­ceğimiz kadar parayı yanında alıkoysaydın’ demiştir.

Bunun üze­rine Saîd ona: ‘Ben Resûlullah'ın (sav): ‘Şayet cennet hanımların­dan bir teki yeryüzü ehline zahir olsa yeryüzü misk kokusuyla do­lardı’ dediğine şahit oldum. Binaenaleyh ben seni onlara tercih edecek değilim’ dedi. Bunun üzerine eşi sükût etti.

 

Halid b. Mîdan anlatıyor:[iii]

Hz. Ömer (r.a), Said b. Âmir (r.a)’i Humus’a görevli olarak gönderdi.

Daha sonra Hz. Ömer bize; “Ey Humus ahalisi! Size gönderdiğim memuru nasıl buldunuz?” diye sordu.

Humus halkı şöyle cevap verdi:“Dört şeyden şikâyetçiyiz. Gün iyice yükselinceye kadar bizi görmüyor, karşımıza çıkmıyor. Geceleyin kimseye cevap vermiyor. Ayın bir gününü kendine ayırıyor. Bizim sorunlarımıza o gün hiç cevap vermiyor. Bazı günler, sanki ölecek gibi şiddetli bir kedere düşüyor”.

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) halk ile Said b. Âmir’i karşıkarşıya getirdi ve halka tekrar;“Şikâyetiniz nedir? Söyleyin” diye sordu.

Halk;“Gün yükselene kadar bizimle görüşmüyor” dedi.

Said b. Amir buna şöyle cevap verdi:“Vallahi söylemekten hoşlanmıyorum ama ailemin hizmetçisi yok. Hamurumu yoğuruyorum, bekliyorum, kıvamına gelince oca­ğa atıyor, ekmeğimi pişiriyorum. Daha sonra da abdestimi alıyor, halkın karşısına çıkıyorum”.

Hz. Ömer (r.a); “öteki şikâyetiniz ne­dir?” diye sordu.

Halk;“Geceleyin kimseyi kabul etmiyor” dedi.

Hz. Ömer (r.a) Said’e;“Bu konuda ne diyorsun?” dedi.

Said;“Yine hoş olmasa da söyleyeceğim. Ben gündüzümü halka, gecemi ise Hak’ka ayırdım” dedi.

Hz. Ömer (r.a);“Başka neden şikâyetçisiniz?” diye sordu.

Halk;“Ayda bir gün hiç dışarı çıkmıyor” dediler.

Hz. Ömer (r.a), “Buna ne diyorsun?” dedi.

Said;“Elbiselerimi yıkayacak bir hizmetçim yok. İkinci bir elbisem de yok. Ben de ayda bir gün elbiselerimi yıkıyor, kuruyuncaya ka­dar evde oturuyorum. Sonra gün bitiminde halkın karşısına çıkıyorum” dedi.

Hz. Ömer (r.a) halka;“Başka neden şikâyetçiydiniz?” dedi.

Halk;“Arada bir kederli, dehşet dolu anlar yaşıyor” dedi.

Said:“Ben, Habib el-Ensârî’nin Mekke’de Kureyşliler tarafından vücudu paramparça edilirken attığı çığlığı düşünüyorum. Kureyş­liler onu bir ağacın altına atmışlardı. Ona;‘Muhammed'in senin yerinde, burada olmasını ister misin?' diye sordular. O, şu cevabı verdi:‘Muhammed’e bir diken batacağına, ailem, çocuklarım bura­da olsun...’. Sonra,‘Ya Muhammed, Ya Muhammed’ diye bağırmaya başla­mıştı. İşte bunları hatırlayınca (ki o zamanlar ben Allah’a inanma­yan müşrik biri idim), Allah’ın beni, işlediğim bu günahtan ötürü bağışlamayacağını düşünüyor ve ansızın, şikâyetçi olduğunuz o dehşetli hale düşüyorum’ dedi.

Hz. Ömer (r.a) bunun üzerine;“Seçiciliğimde beni yanıltmayan Allah’a hamdolsun” dedi.

 

Umeyr b. Said

Umeyr b. Said (r.a), Hz. Ömer (r.a) tarafından Humus’a görevli olarak gönderildi. Bir ara ondan hiç haber gelmeyince, Hz. Ömer (r.a) kâtibine emir vererek, Umeyr’in hemen Medine’ye dönmesi gerektiğini yazdırdı. Ayrıca, yanında topladığı fey’i de ge­tirmesini bildirdi.[iv]

Umeyr mektubu alır almaz azığını hazırladı, yola koyuldu. Rengi atmış, üstü başı toza bulanmış bir halde Hz. Ömer (r.a)’in karşısına çıktı.

Hz. Ömer (r.a) onu görünce; “Bu ne hal?” diye sordu.

Umeyr (r.a); “Kanım temiz, vücudum sağlam. Hem dünyadan da alacağım var" cevabını verdi.

Hz. Ömer (r.a) Umeyr’in yanında bir miktar mal olduğunu düşündü.

Umeyr (r.a) şöyle dedi: “Yanımda, içinde azığım ve abdest almak için gerekli bir ibrik bulunan bir bohça var. Birkaç ihtiyaç maddesinden başka da bir şey yok. Bu da bana yeter”.

Hz. Ömer (r.a); “Buraya kadar yürüyerek mi geldin?" diye sordu.

Umeyr; “Evet” dedi.

Ömer (r.a); “Sana bir binek veren olmadı mı” dedi.

Umeyr; “Ben istemedim. Kimse de vermedi” diye cevap verdi.

Hz. Ömer (r.a); “yazık o müslümanlara. Ne kötü yapmışlar” dedi.

Umeyr: “Allah’tan kork ey Ömer! Allah seni gıybetten sakındırmadı mı? Onlar namaz kılan insanlar” dedi.

Hz. Ömer (r.a); “Seni ne için gönderdim? Sen yaptın?” dedi.

Umeyr: “Ben, senin verdiğin görev üzere hareket ettim. Vergi­leri topladım ve onları yerli yerince dağıttım. Eğer sana bir şey erişseydi, elbet getirirdim” dedi.

Ömer (r.a); “Bize bir şey getirmedin mi?” diye sordu.

Umeyr; “Hayır, getirmedim” dedi.

Ömer (r.a); “Umeyr’in ahdini yenileyin” dedi.

Umeyr; “Hayır! Bu çok önemli bir görev! Artık ne senin için ne de senden sonrakilerin hatırı için bu görevi alamam” diyerek Hz. Ömer (r.a)’den izin istedi. Hz. Ömer (r.a) ona izin verdi. O da evine döndü.

 

Daha sonra Hz. Ömer (r.a), durumu daha iyi anlamak için Umeyr’e bir adam göndermeyi kararlaştırdı ve Hâris’e; “Ona git! Nasıl yaşadığım, öğren! Onda zenginlik alâmeti görürsen gel, haber ver. Eğer çetin bir fakirlik içinde yaşıyorsa, şu yüz dinarı ona teslim et” dedi.

 

Hâris, Umeyr’e geldiğinde, onu gömleğini keserken buldu. Selâm verdi. Umeyr, Hâris’in selâmını aldı.

Hâris, Umeyr’le üç gün geçirdi. Yalnızca arpa çorbası yiyor­lardı.

Hâris sonunda dinarları çıkardı ve Umeyr’e vererek; “Ömer bunları sana gönderdi” dedi.

Umeyr bir çığlık attı. “Hayır! Buna ihtiyacım yok?' dedi ve parayı geri verdi.

Hanımı, “Onu al da, ihtiyaç sahiplerine dağıtırsın!' dedi. Bunun üzeri­ne Umeyr altınları aldı. Sonra onları fakir ve şehitlerin ailelerine dağıttılar.

 

Hâris, Hz. Ömer (r.a)’in yanına geri döndüğünde Ömer (r.a); “Umeyr nasıldı?’ diye sordu.

Hâris; “Perişan bir haldeydi? dedi.

Ömer (r.a); “Dinarları ona verdin mi?’ dedi.

Hâris; “Evet" dedi.

Ömer (r.a); “Ne yaptı?” diye sordu.

Hâris; “Bilmiyorum" dedi.

 

Hz. Ömer (r.a) Umeyr'e bir mektup daha yazarak onu yanı­na çağırdı.

Umeyr geldiğinde, Hz. Ömer (r.a); “Dinarları ne yaptın?” diye sordu.

Umeyr: “Onları dağıttım” dedi.

Ömer (r.a); “Allah sana acısın dedi ve Umeyr’e bir çift giysi ile yemek verilmesini söyledi.

Fakat Umeyr; “Yemeğe ihtiyacım yok. Evde iki avuç arpa bıraktım. Onları yiyene kadar Allah başka bir rızık gönderir. Elbiselere gelince, onları falancanın anasına veririm” dedi ve elbiseleri alarak evine döndü.

 

Çok geçmeden Umeyr vefat etti.

Haberi duyan Hz. Ömer (r.a) çok üzüldü, Allah’tan rahmet diledi. Sonra arkadaşlarıyla beraber Bakî mezarlığına doğru yola çıktı ve “Herkes dileğini söylesin!” dedi.

Birisi;  “Keşke bir sürü param olsa da, köle âzad etsem?' dedi.

Başka biri; “Malım olsa da, hepsini Allah yolunda harcasam” dedi.

Bir diğeri; “Güçlü, kuvvetli biri olsam da, hacılara kovalarla zemzem çeksem” dedi.

Hz. Ömer (r.a); “Keşke Umeyr b. Said gibi bir başka adamım daha olsaydı da, müslümanların işleri için görevlendirseydim” dedi.

 

Ubeyde İbnü'l-Cerrâh (r.a) ve Muâz İbnü Cebel (r.a)

Hişâm İbnü Urve, babası Urve (ra)'den nakleder: [vii]

Ömer İbnü'l- Hattâb (ra) Şam'a geldi. Ordunun emirleri ve oranın ahalisinin büyükleri hemen onu karşıladılar.

Hz. Ömer: "Kardeşim nerede?" diye sordu.

Onlar:"Kim?" dediler,

O da; "Ebû Ubeyde." buyurdu.

"Şimdi size gelecek," dediler.

Ebû Ubeyde (ra) iple yularlanmış dişi bir deve üzerinde çıkageldi. Ömer (ra)'e selâm verdi ve halini sordu. Ömer (ra) insanlara: "Bizden uzaklaşınız!" buyurdu ve Ebû Ubeyde (ra) ile beraber evine kadar geldi. Ona misafir oldu.

Evinde ancak kılıcını, kalkanını ve (bindiği) devenin ta­şıyabileceği kadar (az bir) eşya buldu. Ömer (ra) ona: "Faydalanacağınız birşeyler edinseydiniz ya," dedi.

Ebû Ubeyde (ra) ise, şu cevabı verdi: "Yâ Emîrel-Mü'minîn! Bu eşya, bize istiraatgâhımıza (kabre) kadar kâfidir."

 

(Ömer (ra)'ın kölesi) Mâlik üd-Dâr'dan (rh): [vi]

"Ömer İbnü'l- Hattâb (ra) dört yüz dinar aldı, bir keseye koydu. Sonra (genç) uşağına: "Bunu Ubeyde İbnü'l-Cerrâh (ra)'a götür, sonra onun ne yapacağını görmen için evde olduğu bir zaman, kendisine ver." buyurdu.

Uşak nihayet parayı ona götürdü ve "Emîrü'l-Mü'minîn, şunu bazı ih­tiyaçlarınıza sarfetmenizi söyledi." dedi. O da: "Allah da ona ihsanda bu­lunsun ve rahmet etsin." dedi. Sonra: "Gel ey Câriye! Şunun yedi tanesini, filâna, şu beş tanesini de filâna götür." buyurdu; nihayet hepsini bitirdi.

Uşak Ömer İbnü’l-Hattâb (ra)'a döndü ve bunu ona bildirdi.

 

Onun gibisini Muâz İbnü Cebel (ra) için hazırlamış buldu. Emîrü'l-Mü'minîn, ona: "Bunu, Muâz İbnü Cebel (ra)'a götür, sonra ne yaptığına bakmak için evde olduğu bir saatte ona ver." buyurdu.

Uşak götürdü ve "Emîrü'l- Mü'minîn bunu ihtiyacınıza sarfediniz." diyor" dedi.

O da: "Allah da ona ihsan ve rahmet etsin! Gel ey Câriye! Şu kadarını filâna, şu kadarını da filâncanın evine ve filâncanın evine de şu kadarını götür." buyurdu. Bu­nun üzerine Muâz (ra)'ın hanımı haberdar oldu ve: "Biz de vallâhi miskin­leriz, bize de ver." dedi. Kesede ancak iki dinar kalmıştı. O ikisini ona yu­varladı.

Uşak Hazret-i Ömer (ra)'a döndü ve haber verdi Ömer (ra) bununla sevindi ve "Onlar (gönderdikleri) birbirlerinin kardeşleridir." buyurdu."

 

 

Dipnotlar

[i]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[ii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[iii]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[iv]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[v]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[vi]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[vii]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992