Hz. Peygamber'in Ashabına Tavsiyeleri

Hz. Peygamber kendisi için tercih ettiği hayatı, sevdiği, yaratışını müsait gördüğü… sahabelerinden bazılarına da tavsiye etmiş görünüyor.

 

 

 

 

 

 

 

Zühd

Abdullah b. Ömer (ra) diyor ki: [i]

Resûlullah (sav) elbisem­den yapıştı ve “Ey Abdullah! Dünyada ya bir ya­bancı veya bir yolcu gibi ol. Ve kendini (daima) kabir ehlinden say” dedi.

 

İbn Mesûd (r.a) anlatıyor:[ii]

Resûlullah (s.a), "Allah kimin hidâyete ermesini isterse onun göğsünü İslâm'a açar"âyetini okuyunca şöyle buyurdu: "Nûr göğse girdiği zaman göğüs genişler."

“Ey Allah'ın Resulü! Bunun için bilinen bir ilim var mı?” diye sorulunca:

"Evet. Dünyayı bırakıp ahirete yönelmek ve ölüm gelmeden önce hazırlık yapmaktır" buyurdular.

 

Muaz bin Cebel (ra), [iii]

Resulullah’ın (sav) kendisini Yemen’e (vali olarak) gönderirken, ona:  “Konfora dalmaktan sakın! Zira Allah’ın (has) kulları lükse göz dikmezler” dediğini haber vermiştir.

 

Said b. Malik, Resulullah’ın[iv]

“Rızkın en hayırlısı (kişiye) yeteni, zikrin en hayırlısı ise gizli olanıdır” dediğini haber vermiştir.

 

Sevbân (r.a.) anlatıyor:[v]

Bir yolculukta Resûlullah’ın (sav) yanındaydık, birlikte yürüyorduk. Muhacirler: “Altın ile gümüşü biriktirenleri yeren âyet indi, binâenaleyh hangi malın hayırlı olduğunu bir öğrensek?” diye konuştular.

Ömer (r.a.) : “İsterseniz sizin adınıza gideyim, bunu Resûlullah’a sorayım”, dedi.

“Peki”, dediler.

Ömer, Allah Resûlü’nün yanına doğru gitti. Ben de devemi koş­turup onu takip ettim. Ömer: “Yâ Resûlâllah! Altın ile gümüş hakkında âyetler inince Mu­hacirler: ‘Şimdi hangi malın hayırlı olduğunu bir öğrensek, çünkü altın ve gümüş konusunda inenler indi’ diyorlar”, dedi.

Resûlullah:“Herhangi biriniz zikreden bir dil, şükreden bir kalb, îmanına (diğer bir rivâyette âhiretine) yardımcı olacak bir kadın edinsin” buyurdu.

 

Takva, Korku ve Hüzün

Atıyye es-Sa'dî'den (r.a),[vi]

Resûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kul mahzurlu olan şeye düşmekten korkarak, mahzurlu olmayan şeyi bırakmadıkça hakiki muttakiler derecesine ulaşamaz."

 

Ebû Hureyre'den (r.a),[vii]

Resûlullah (s.a) uzun bir hadiste şöyle buyurdu: "Allah sizin suretlerinize ve cisimlerinize bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar." Resûlullah (s.a) göğsüne işaret etti ve "takva buradadır" buyurdu.

 

Dünyanın Değersizliği

“Ahirete nazaran dünyanın değeri sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. Parmağı ile denizden aldığı suyu göz önüne getirsin”[viii]

 

“Eğer dünyanın Allah katında sineğin kanadı kadar bir kıymeti olsaydı, kâfir bir kimse ondan bir yudum su içemezdi."[ix]

 

Mahmud b. Lebîd, Resûlullah (sav)’ın:[x]

“Aziz ve Celil olan Allah Teâlâ, sevdiği kulunu dünyadan, sizin kendisinden endişe ettiğiniz hastalarınızı (onlara dokunacak) yiyecek ve içeceklerden koruduğunuz gibi korur” dediğini haber vermiştir.

 

Ebû Hureyre'den (r.a),[xi]

Resûlullah (s.a) şöyle buyurdu: Allah Teâlâ âdemoğluna:"Bana kulluk etmek için içini dünyevî düşüncelerden boşalt! Ben de gönlüne zenginlik doldurayım ve senden fakirliği (ihtiyacını) gidereyim. Böyle yapmazsan seni dünyevî meşguliyetlerle doldururum ve fakirliğini de (ihtiyacını da) gidermem."

 

Nefisle Mücadele

Şeddâd b. Evs’ten, Resûlullah’ın (sav),[xii]

“Akıllı kimse, nefsinin burnunu yere sürçen ve ölüm ötesi için çalışan kimsedir. Âciz kimse ise, nefsinin heva ve arzusuna uyan, Allah’tan da olma­dık şeyleri uman kimsedir' dediği rivâyet edilmiştir.

 

Fedâle el-Kâmil'den (r.a),[xiii]

Rasûlulllah (s.a) şöyle buyurdu:"Mücahid, Allah'a itaat hususunda nefsiyle cihâd eden kimsedir."

 

Muâz b. Enes'ten (r.a),[xiv]

Resûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Kim gücü yettiği halde Allah için tevazu göstererek (pahalı ve kıymetli) giymeyi terkederse, Allah onu kıyamet gününde insanların başında olduğu halde çağırır ve onu iman elbiselerinden dilediğini giymesi hususunda serbest bırakır.”

 

Allah (c.c) ile Dostluk

Ebu Ümame (ra) diyor ki: [xv]

Resulullah (sav), Allah Teala’nın şöyle dediğini haber vermiştir: “Katımda dostlarımın en fazla gıpta edileni, Rabbine ibadetini en güzel bir şekilde yerine getiren, namaza düşkün, mal ve çocuktan nasibini fazla alamamış olan mü’min kulumdur. O, aynı zamanda halk içerisinde parmakla gösterilecek kadar sivrilmemiştir de, ölümü kendisine yakınlaştırılmıştır. Geriye bıraktığı malı ve öldükten sonra arkasından ağlayanları da oldukça azdır.”

 

Enes b. Mâlik (ra) diyor ki: [xvi]

“Resûlullah (sav) Size cennet ehlini haber vereyim mi? Onlar, üzerinde eski püskü elbise bulu­nan zayıf ve düşkün kimselerdir. Şayet (bir konuda) Allah’a yemin edecek olsalar, Allah onları doğru çıkartır.”

 

Saîd İbni Cıibeyr (ra)'den, [xvii]

"Resûlullah (sas)'e: "Allah'ın dostları kimlerdir?" diye soruldu. Efendimiz (sas). "Görüldüklerinde, Aziz ve Celîl olan Allah'ın hatırlandığı kimselerdir." buyurdu."

 

Ebû Saîd'den (r.a)[xviii]

Resûlullah'a (s.a):“Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu.

Resûlullah'da (s.a): "Canı ve malıyla Allah yolunda cihad eden mümindir" buyurdu.

“Sonra kim?” diye soruldu.

O da:"Vadilerden bir vadi içinde yaşayıp Allah'tan korkan ve şerrinden insanların uzak olduğu kimsedir" buyurdu. 

 

Esed b. Vedâ'a’nın haber verdiğine göre,[xix]

Resûlullah (sav)’a bir gün: “Hangi mü’min daha faziletlidir?” diye sorulur.

Re­sûlullah (sav), “İçinde kin ve hasedin olmadığı gamlı kalbin sahi­bi olan mü’min” diye cevap verir.

Soranlar, “Bu bizde yok, sonra hangisi en faziletli?” diye sordular.

Resûlullah (sav), “Dünyaya karşı zâhid, âhirete karşı istekli olan der.

Soranlar “Bu da Râfi b. Hadiye’den başka kimsede yok, sonra hangisi?” diye sorarlar.

Re­sûlullah (sav), “Güzel ahlâk sahibi mümin diye cevap verir.

 

Hz. Âişe (ra), Rasûlullah (s.a) efendimizin şöyle buyurduğu­nu nakleder:[xx]

“Kim benden bir şey isterse -veya bana bakması ona neşe ve­rirse- benim yerime saçı başı dağınık, rengi soluk, elbisesi yıpran­mış, kerpiç üzerine kerpiç, kiriş üzerine kiriş komamış birine bak­sın. Bugün koşu meydanı, yarınsa kazanma günüdür. Varılacak yer cennet veya cehennemdir".

 

Abdullah b. Ömer (r.a) anlatıyor: [xxi]

Bir gün Hz. Ömer (r.a) Muaz b. Cebel (r.a)’e uğramış. Muaz ağlıyormuş.

Ömer (r.a): “Ey Muaz! Niçin ağlıyorsun?” demiş.

Muaz(r.a) şu cevabı vermiş: “Peygamberimiz (s.a)’i şöyle buyururken işitmiştim: Kulların Allah’a en sevimlisi, günahtan sakınarak kendini gizleyenlerdir. Onlar gözden ırak dursalar da -dünyanın debdebesi içinde- kay­bolmazlar ve ortalarda görünseler de tanınmazlar. Onlar hidâyet yolunun imamları ve ilmin ışıklarıdırlar”.

 

Abdullah b. Amr (r.a), Rasûlullah (s.a)’ın şöyle buyurduğunu anlatır:[xxii]

“Allah’ın en sevimli kulları gariplerdir".

Bu söz üzerine Rasûlullah’a “Kimdir garipler?” denildi.

Rasû­lullah (s.a): “Dinleri için insanlardan ayrılıp uzaklaşanlardır. Kıyamet günü Allah (c.c) onları, İsa b. Meryem(ikisine de selam olsun) ile haşredecektir” buyurdu.       

 

Resûlullah’ın (s.a.v.) kâtiplerinden Hanzaletü’l-Üseyyidî anlatı­yor:[xxiii]

Bir keresinde Resûlullah’ın (sav) yanında iken bize cennet ve cehennemden bahsetti, öyle ki, cennet ve cehennemi gözlerimiz­le görür gibi olmuştuk. Sonra ben kalktım, ailemin, çocuklarımın ya­nına gittim, gülüp eğlendim. Derken Resûlullah’ın yanında iken bulunduğumuz ruh haletimizi hatırladım. Hemen dışarı çıktım, Ebû Bekir (r.a.) ile karşılaştım. “Ey Ebâ Bekir! Ben münâfık oldum!” dedim.

“Sebeb?”

“Biz Resûlullah’m yanında iken bize cenneti, cehennemi ha­tırlatıyor, âdeta onları gözlerimizle görür gibi oluyoruz, ama onun yanından çıktığımızda hanımlarımızla oynaşıyor, çocuklarımızla eğ­leniyor, işlerimize dalıyor, unutuyoruz” dedim.

Ebû Bekir, “Biz de aynı durumdayız” dedi.

Ben Peygamberimizin yanma vardım, aynı düşüncelerimi ona da açıkladım.

Resûlullah, “Ey Hanzale! Eğer sizler çoluk çocuğunuzun arasında da be­nim yanımda olduğunuz hâlde bulunsanız melekler, yataklarınızda ve yollarda sizlerle tokalaşırlar! Ey Hanzale! Bazan öyle, bazan böyle!“ buyurdu.

 

Tevekkül

Ömer b. el-Hattâb (ra) Hz. Peygamberin (sav) şöyle dediği­ne şahit olduğunu söylüyor: [xxiv]

“Eğer siz Allah’a icabettiği gibi tevek­kül etseydiniz, sabahleyin aç çıkıp, akşama tok dönen kuşların rızıklandığı gibi rızıklandırılırdınız.”

Mesruk diyor ki:

Resulullah (sav), (malından) infak et, Ey Bilal! Ve Arşın Sahibinin onu azaltacağı endişesine kapılma, buyurmuştur. 

 

Abdullah b. Amr b. el-Âs (ra) diyor ki;[xxv]

Resûlullah (sav): Allah’a teslim olan, ele muhtaç olmayacak kadar rızkı bulunan ve Allah’ın verdiğine kanaat eden kişi, saadete ermiştir buyurmuş­tur.

 

Fadâle b. Ubeyd Resûlullah (sav)’ın şöyle dediğine şahit ol­duğunu söylüyor:[xxvi]

Müjdeler olsun! İslama hidayet edilen, yetecek kadar rızkı bulunan ve kanaatkâr olan kimselere...

 

Ebû Zer el-Gifârî'den (r.a),[xxvii]

Resûlullah (s.a) şöyle buyurdu:"Dünyaya karşı zâhidlik, helâl olan şeyleri (zâhidâne davranmak için kendine)haram kılmak ve malı elden çıkarmak değildir. Gerçek zâhidlik, Allah katında verileceklerin, senin elindeki şeylerden daha güven verici olması ve sana bir şey isabet ettiği zaman elde edeceğin sevap sebebiyle musibete uğramayı, uğramamış olmaya tercih edebilmendir."

 

Rezin şunu ilâve eder: Allah şöyle buyuruyor:

"Elinizden çıkan şeylere üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız"(Hadîd 57/23).

 

Mücâhid diyor ki: [xxviii]

“Abdullah (ra) bana: ‘Ey Mücâhid! Sabaha çıktığın vakit, kendi kendine (acaba) akşama erecek miyim, diye kuruntulanma. Akşama olunca da sabah için aynı şeyi yapma. Ölümden önce hayatını, hastalanmadan evvel de sıhhatini değerlendir...’ diye tavsiyede bulundu.”

 

Hikmet

İbn Abbas'tan,[xxix]

Resûlullah (s.a) buyurdu:"Kırk gün süreyle Allah’a ihlâs ile amel edenin hikmet pınarları kalbinden lisanına akar."

 

Ebû Hureyre ve Ebû Hallâd'dan (r.anhuma),[xxx]

Resûlullah (s.a) şöyle buyurdu:"Bir kula dünyada zühd ve az konuşma ihsan edildiğini gördüğünüz zaman ona yaklaşın. Çünkü ona hikmet verilmiştir."

 

Ölümü Düşünmeyi ve Hazırlanmayı Tavsiye Etmesi

Ebû Hureyre (ra), Resûlullah'ın (sav):

‘Ağız tadını bozan ölümü, çok sık anın'dediğini haber vermiştir.[xxxi]

 

El-Hasen ü'l-Basrî (rh)'den: [xxxii]

Resûlullah (sas): "Hepiniz Cennete girmeyi ister misiniz?" diye sordu. "Evet, yâ Resûlallah!" diye cevap verdi­ler. O zaman Efendimiz (sas): "Öyleyse, dünya emellerinizi kısınız. Ecelle­rinizi gözleriniz önüne dikiniz. Ve Allah'tan hakkıyla hayâ ediniz." buyurdu.

"Yâ Resûlellah! Hepimiz Allah'tan hayâ ediyoruz." dediler.

Bunun üzerine Efendimiz, (sas): "Allah’tan hayâ bu şekilde değildir; fakat Allah'tan hayâ, mezarları ve çürümeyi unutmamanız, karnı ve onun içine aldığını, başı ve içindekileri (aklınızdan geçenleri) unutmamanızdır. Kim âhiretin kerametini arzularsa, dünyanın zinetini terkeder. İşte o za­man kul, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiştir. İşte o zaman Azîz ve Celîl olanAllah'ın dostluğuna vâsıl olmuştur.' buyurdular.

 

Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor:[xxxiii]

Resûlullah (s.a) bir gün bana uğradı. Bana ve anneme ait olan kulübeye çamurdan sıva yapmakla meşguldüm.

Resûlullah (s.a): “Bu ne yâ Abdullah!” diye sordu.

Ben: “Bu kulübeyi onarıyorum” dedim.

Resûlullah (s.a): “Ölüm sana bundan daha hızlı gelir."

 

Mâlik İbnü Miğvel (rh), şöyle söyledi: [xxxiv]

Bir adam Resûlullah (sas)’in yanında medhedildi.

Efendimiz (sas) bunun üzerine: "Ölümü an­ması nasıldır?" diye sordu.

Onlar da "Ölümü andığını veya onu çok andığını işitmedik." deyince,

"Arzu ettiklerini terketmesi nasıldır?" diye sordu.

Onlar: "Dünyadan nasibini alır." dediler.

Efendimiz (sas); "Arkadaşınız bu (anlattığınız) derecede değildir." buyurdu.

 

Bezzâr naklediyor:[xxxv]

Bir gün Abdurrahman b. Avf (Peygambe­rimizin hanımlarından) Ümmü Seleme’ye, "Anne! Malımın beni felâkete götüreceğinden korkuyorum. Malca Kureyş’in en zenginiyim, dedi."

"Oğlum, infak et, Allah yolunda harca. Çünkü ben Resûlul lah’dan (s.a.v.) duydum, şöyle buyurdu:"

«Sahabelerim içinde öyle­leri vardır ki ben aralarından ayrıldıktan sonra (rüyada veya âhi- rette) bir daha beni göremeyecekler.»

Abdurrahman (r.a.), Ümmü Seleme’nin yanından çıktıktan son­ra Hz. Ömer’e rastladı. Ümmü Seleme’nin söylediklerini ona ak­tardı.

Ömer, Ümmü Seleme’nin yanına gitti ve "Allah aşkına söyle, ben onlardan mıyım?" diye sordu.

"Hayır! Sen onlardan değilsin. Ama senden başka kimsenin onlardan olmadığım söyleyemem" dedi.

 

Ashabı İçin Zenginlikten Endişelenmesi

Amr b. Avf el-Ensâri (r.a.) anlatıyor: [xxxvi]

Resûlullah (s.a.v.), Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı cizye tahsili için Bahreyn’e göndermişti. Ebû Ubeyde cizye mallarını alarak Medine’ye döndü, Ensâr onun gel­diğini duyunca sabah namazım Resûlullah ile birlikte kılmak için (Mescid-i saadette) toplandılar. Allah Resulü namazı kıldırınca (gi­deceği yere gitmek için) döndü. Hemen Ensâr - bu sabah namazın­da hepimizin burada niçin toplandığımızı biliyorsun dercesine - Resûlullah’ın önünde durdular.

Efendimiz onları böyle görünce gülümsedi ve “Öyle sanıyorum ki siz Ebû Ubeyde’nin Bahreyn’den birçok şeyle döndüğünü işittiniz?” buyurdu.

“Evet, yâ Resûlâllah!” dediler.

Allah Resûlü, “Sevinin ve sizi sevindirecek nimetleri (bundan böyle) umun. Vallahi bundan sonra size fakirliğin ilişeceğinden korkmam. Fakat benim endişem, sizden önceki ümmetlerin önüne yayıldığı gibi dün­ya nimetlerinin sizin önünüze de yayılması, onlann (bu yüzden) bir­birlerini kıskanmaları gibi sîzlerin de birbirlerinizi kıskanmanız ve bunun, onları helak ettiği gibi sîzleri de helak etmesidir!” bu­yurdu.

 

Ebû Said el-Hudri (r.a.) anlatıyor:[xxxvii]

Bir gün Peygamber Efen­dimiz minbere çıkıp oturdu. Biz de minberin çevresinde oturduk.Şöyle buyurdu: “Sizin nâmınıza endişe duyduğum hususlardan biri de Al­lah’ın sîzlere bahşeyleyeceği fetihler sonucu dünya alayişi ve süsü (ile gaflete düşmeniz) dir.”

 

Avf b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:[xxxviii]

Bir gün Peygamber Efendimiz Sahabeleri arasında dikildi ve “Siz fakirlikten mi korkuyorsunuz yoksa dünyaya mı önem veriyorsunuz? Şübhe yok Allah size İran ve Rum topraklarım fet­hettirecek, üzerinize dünyayı dökecek de dökecek. Ne var ki sizi haktan saptıracak olan da başka bir şey değil, işte o dünya malıdır!“ buyurdu.

 

Ali (r.a.) rivayete göre şöyle demiştir:[xxxix]

Bir kış sabahı idi, val­lahi evimde yiyeceğim bir şey yoktu. Allah Resûlü’nün evinde ol­saydı bana da gönderirdi, dedim. Sonra belki yiyecek bir şey bu­lurum gayesiyle aç olarak dışarı çıktım. Soğuktan donmuştum. Kok­muş bir derimiz vardı, ortasını delerek boynuma geçirdim. Isınmak için deriyi göğsümün üzerinde topladım. Medine’nin kenar mahal­lelerinden birinde yürürken duvardaki yıkıktan hurmalığı içinde dolaşan bir yahudi gördüm.

O da beni gördü, "Ey bedevi! Ne yapıyorsun? Her kovası bir hurmaya su çek­meye var mısın?" dedi.

"Olur, varım. Bahçenin kapısını aç" dedim.

Kapı açıldı, içeri girdim. Kovayı her çekişimde bir hurma ve­riyordu.

Avcum dolunca, "Benden şimdilik bu kadar" deyip hur­maları yedim, sonra eğilip su içtim. Müteakiben Peygamberimizin yanma vardım. Kendisi mescidde Ashâbından bir cemaatla otu­ruyordu. Allah Resûlü’nün yanına oturdum.

O esnada sırtında ya­malı bir bürde olduğu halde Umeyr oğlu Mus’ab (r.a.) geldi. Efen­dimiz, Mus’ab’ı görünce onun Islâm'dan önceki durumuyla müslüman olduktan sonraki hâlini düşünerek ağladı. Ondan son­ra da: "Sabah bir elbise, akşam başka bir elbise giyip evlerinizde Kabe’nin kıymetli kumaşlarla örtülüp donatıldığı gibi güzel giysiler giydiğinizde ne yapacaksınız?" diye sordu.

Yâ Resûlâllah, o gün hayırlar içindeyiz demektir. Çünkü ih­tiyaçlarımız giderilmiş olacağından kendimizi büsbütün ibâdete ve­ririz, dedik.

Allah Resulü: "Hayır! Bugünkü siz, o günkü sizden hayırlısınız!" buyurdu.

 

 

 

Dipnotlar

[i]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[ii] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[iii] Müsned

[iv] Müsned

[v]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[vi] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[vii] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[viii]Müslim

[ix]Tirmizi

[x]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xi] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xiii] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xiv] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xv] Müsned

[xvi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xvii]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[xviii] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xix]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xx]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[xxi]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[xxii]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[xxiii]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[xxiv]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxv]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxvi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxvii] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xxviii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxix] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xxx] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xxxi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxxii]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[xxxiii] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[xxxiv]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[xxxv]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[xxxvi]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[xxxvii]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[xxxviii]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[xxxix]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991