Hz.Abdullah b. Amr ve Hz.Osman b. Ma’zun

 

 

 

 

 

 

 

 

Abdullah b. Amr ve özellikle Osman b. Ma’zun hakkındaki rivayetler ilk dönem tasavvufunu anlamak için oldukça önemlidir.

 

Abdullah b. Amr

Abdullah b. Amr anlatıyor:[1]

Rasûlullah (s.a)’a “yaşadığım sürece gündüzleri oruçla, geceleri namazla geçireceğim” demiştim.

Bana;“Böyle bir söz verdin mi?" dedi.

Ben, “Evet. Ahdim var" dedim.

Bunun üzerine Peygamber (s.a), “Buna gücün yetmez (böyle sözler verme)” dedi.

 

Başka bir rivayet ise şöyledir:[2]

Peygamber (s.a), “Her aydan üç gün tutmak sana yeterlidir. Böylece tüm za­manlarını oruçla geçirmiş sayılırsın” dedi.

Bu söz benim zoruma gitmişti.“Ben daha zorunu yapabileceğime inanıyorum Ya Rasûlallah” dedim.

Rasûlullah (s.a) şöyle cevap verdi, “Allah'ın indinde en güzel oruç Davud (a.s)’un orucudur”.

Sonunda bana ihtiyarlık ve zâfıyet geldi. Keşke malımı ve ehlimi hebâ etseydim de, Rasûlullah (s.a)’ın, her ay üç gün oruç tutmak konusunda verdiği ruhsatı yerine getirseydim.

 

Mücahid, Abdullah b. Amr’dan naklediyor:[3]

Babam beni Kureyşli bir kadınla evlendirdi. Kadın yanıbaşıma geldiğinde, tüm gücümü namaz ve oruç gibi ibadetlere harcadı­ğım için onunla birlikte olamıyordum. Sonra babam Amr, kadına; “eşini nasıl buldun?” diye sordu. Kadın; “örtü açmayan ve yatağı­mıza yaklaşmayan biri herhalde en hayırlı erkeklerdendir(!)” dedi.

Babam bana gelerek, kızgın ve alaycı bir ifadeyle;“Seni Kureyş’in soylu bir kadınıyla evlendirdim. Sen ise o kadını bıraktın" dedi. Sonra Peygamber (s.a)’in yanına gitti ve beni şikâyet etti.

Rasûlullah (s.a) bana haber gönderdi. Huzuruna çıktım. Bana;“Gündüz oruç tutar mısın?” diye sordu.

Ben;“Evet!” dedim.

Rasûlullah (s.a);“Gece kalkıp namaz da kılıyor musun?” dedi.

Ben yine;“Evet" dedim.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a);“Fakat ben hem oruç tutarım, hem yerim. Hem gece namaz kılarım, hem uyurum. Geceyi hanımlar ile de geçiririm. Kim benimyolumdan ayrılırsa, benden değildir!” buyurdu.

 

Ebu Abdurrahman el-Habelî, Abdullah b. Amr’dan riva­yet ediyor:[4]

Bu gün işlediğim hayırlı bir amel, Peygamber (s.a) dönemin­de yaptığımızın iki katından daha güzel (ve kıymetli) geliyor bana. Çünkü Rasûlullah ile beraberken, bizi ancak âhiret ilgilen­dirir, dünyaya göz ucuyla bile bakmazdık. Oysa bugün tamamen dünyaya eğilmişiz.

 

Osman b. Ma’zun (r.a)

Ebu İshak es-Sebi’î anlatıyor:[5]

“Osman’ın hanımı Peygamber (s.a)’in hanımlarının yanına geldi. Perişan, canı sıkkın bir haldeydi. Ona sordular: ‘Ne oldu sa­na? Neden böylesin?’ Kadın cevap verdi: ‘Osman gündüz oruçlu, gece ise hep namaz kılıyor...’.

Peygamber (s.a)’e kadının söyledikle­rini haber verdiler. O da Osman ’la görüştü ve sitem ederek ‘Ben sana örnek değil miyim?’ dedi.

Osman; ‘Elbette Ya Rasûlallah. Al­lah (c.c) beni senin uğrunda öldürsün...’ dedi.

Daha sonra kadın yine geldi. Yüzü gülüyordu ve hoş bir koku sürünmüştü”.

 

Bir başka rivayete göre şu konuşma geçmiştir:[6]

“Ey Osman, ben sana güzel bir örnek değil miyim?”

“Anam babam size feda olsun! Bu soruya sebep ne, yâ Resûlallah?”

“Sen gündüzlerini oruçla, gecelerini de namazla geçiriyormuşsun…”

“Evet, böyle yapıyorum.”

“Böyle yapma! Senin üzerinde gözlerinin hakkı var. Bedeninin hakkı var. Ailenin hakkı var… Hem namaz kıl, hem yat uyu. Bazen oruç tut, bazen tutma. Ey Osman, Allah beni ruhbanlıkla değil, Allah yanında en hayırlı, gerçeğe en uygun, tatbiki en kolay olan bir dinle gönderdi.”

 

Hem Abdullah b. Amr hem de Osman b. Ma’zun’un ile ilgili buraya kadar olan rivayetlerden ne sonuç çıkabilir?

 

Tasavvufta daha sonraki dönemde de görülecek ve zaman zaman sınırını da aşacak bu eğilimin köklerini hristiyan rahipler ya da uzakdoğulu mistiklerinde aramak yerine bizzat insan fıtratında aramak bize daha doğru bir açıklama olarak görünüyor. Bu sadece tasavvufun değil, çok farklı kültürlerde görünen benzer eğilimler için de ortak bir açıklama sağlıyor. Hz. Peygamberin yanında, onun terbiyesinde olan insanlar arasında da bu eğilim vardı. 

 

Hz. Peygamberin bu konuda onları uyardığı anlaşılıyor. Ama uyarının içeriğine ve dozuna dikkat edildiğinde bahsedilen eğilimin kötülendiği ya da tamamen reddedilmediği rahatlıkla görülecektir. Hz. Peygamberin öğütleri bu eğilimi tamamen yok etmeye değil, sosyal hayatı tahrip etmeyecek şekilde rehabilite etmeye yönelik olarak anlaşılması herhalde daha doğru olacaktır. Sa’d b. Ebi Vakkas’ın aşağıdaki rivayeti de bunu daha iyi açıklar niteliktedir:

 

Sa’d (r.a) b. Ebi Vakkas der ki:[7]

“Rasûlullah (s.a), Osman b. Maz’un’un kendini Allah’a ada­masını reddetti. Şayet izin vermiş olsaydı, hepimiz kendimizi ha­dım edecektik".

 

Hz. Peygamberin yarılarından sonra, acaba bahsedilen kişilerin tutumu nasıl değişti? Bu yaklaşımlarını tamamen terk mi ettiler - ki eğer iddia ettiğimiz gibi bir tür fıtri eğilimden bahsediliyorsa bu oldukça zor olsa gerek-, yoksa Hz. Peygamberin öğütleri doğrultusunda daha kontrolü bir hale mi dönüştürdüler. Doğrusu, bununla ilgi detay bilgiye sahip değiliz ama aşağıdaki rivayetler ikinci ihtimalin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Üstelik aynı rivayetler Hz. Peygamberin, bu eğilim ile ilgili yaklaşımı konusunda da önemli ipuçları sağlıyor.

 

Abbâs oğlu Abdullah (r.a.) anlatıyor:[8]

Peygamber (s.a.v.), Maz’ûn oğlu Osman'ın (r.a.) vefâtı esnasında yanına girdi. Osman’ın üzerine eğildi. Kendisine bir şeyler tavsiye ediyor gibiydi. Sonra başım kaldırdı. Oradakiler Allah Resûlü’nün gözlerinin yaşardığını gördüler. Resûlullah tekrar Osman’m üzerine eğildi. Sonra başını kaldırdı, ağlıyordu. Üçüncü kez Osman’ın üzerine eğildi, sonra başım kaldırdı, derinden içini çekiyordu. Cemaat Osman’ın öldü­ğünü sezerek ağlamaya başladılar.

 

Peygamber Efendimiz: "Susunuz. Sizin ölümden sonraki bu ağlamanız şeytandandır. Allah’tan mağfiret dileyiniz" bu­yurduktan sonra (ölüye hitaben): "Ey Ebû’s-Sâib, (Allah sana rah­met etsin) ne sen dünyaya ne de dünya sana bulaşmadan çekip gittin", buyurdu.

 

Zeyd b. Eslem anlatıyor:

Osman b. Maz’un öldü. Rasû­lullah (s.a), onun defin hazırlıklarının başlaması emrini verdi. Os­man kabre konulduğunda Osman’ın hanımı:“Cennete kavuşacaksın, hayırlı olsun, ey Ebû Sâib!” dedi. Peygamber (s.a): “Bunu nereden biliyorsun?” diye sordu. Kadın: “Ya Rasûlallah, o gündüz orucu tutar, gece namazı kılardı” dedi.Peygamber (s.a): Allah (c.c) ve Rasûlü’nü çok severdi, demen yeterliydi” buyurdular.

 

 

 

Dipnotlar

[1]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[2]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[3]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[4]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[5]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[6]http://www.resulullah.org/osman-bin-mazun-ra

[7]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[8]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991