Kur'an'da Yer Alan Özel Durumlar 

Recep Demir'in Kur'an Tefsirinde Tarihselci Yöntem (Hikmetevi: 2013) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

 

Kur’an-ı Kerim, pek çok Peygamber kıssasına yer verir. Yüce Allah, insanlık tarihinin farklı dönem ve kesitlerinden alarak Kur’an’a dercettiği bu kıssalarla insanlara, kul oldukları gerçeğini hep hatırlatmakta ve adeta tüm insanlığın bu kıssalar vasıtasıyla İnsani ortak paydadaki benzer özelliklerine vurguda bulunmaktadır. Kur’an’da yer alan bu kıssalarda Peygamberlerin kavimleriyle olan ilişkileri yanında, onların bazı şahsi yönlerine de yer verildiğini görmekteyiz.

Yine Kur’an’ın son Peygamberin savaşlarından, yaptığı barış antlaşmasından, eşi Hz. Aişe’ye atılan iftiradan ve onun ev hayatına dair bazı durumlardan da söz ettiğini görmekteyiz. Kur’an’ın nüzulüne şahit olan ve yaşanan bu olayların birebir içinde yer alan ilk muhataplar için bu tür ayetlerin nasıl anlaşılacağı herhangi bir problem teşkil etmezken, sonraki muhataplar için farklı durumlar söz konusudur. Sonraki muhataplar için adeta kıssa formuna dönüşen bu ayetler nasıl anlaşılacak? Hz. Peygamber’in kendisi tarihsel bir şahsiyet olması sebebiyle onun Mesela Hud’un (a.s.) kavmi ile mücadelesi için bkz., A’raf, 7/65 70; Nuh ve şahsıyla ilgili konulan hükümler onun vefatıyla beraber hangi çerçevede değerlendirilecektir? Mesela Hz. Peygamberin oturduğu eve müminlerin nasıl girip çıkacaklarını, ev sakinleriyle nasıl irtibat kuracaklarını belirten ayetler, bugün için nasıl anlaşılacak ve yorumlanacaktır? Bu ayetlerin Kur’an’da yer alışı sonraki muhataplar için hangi açıdan anlam ifade edecektir?

Hz. Peygambere Ait Hususların Kur’an’da Yer Alması

Hz. Peygamber'in Evine Nasıl Girilip Çıkılacağıyla İlgili Ayet (Ahzab,33/53)

Konuyla ilgili ayet şöyledir:

“Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamberin evlerine girmeyin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın. Yemekten sonra sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamberi üzmekte, fakat o sizden çekinmektedir. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Rasulünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.”

Klasik müfessirlerin bu ayetleri tefsir ederken genellikle nüzul sebeplerini zikrettiklerini görmekteyiz. Müfessirler bu ayetin nüzulüyle ilgili rivayetler nakletmekle beraber bize göre bu ayet, herhangi bir nüzul sebebine ve tarihsel bağlama ihtiyaç duymadan da anlaşılabilecek kadar açıktır. Her şeyden önce burada, sahabeden, izinsiz alarak Hz. Peygamber’in evine girmemeleri, yemeğe davet edildiklerinde ne pişirilip pişirilmediğine dair tarassutta bulunmamaları, yemek yedikten sonra da geç vakitlere kadar Hz. Peygamber’in evinde oturarak onu ve eşini rahatsız etmemeleri, Peygamber’in eşleriyle konuşurken perde arkasından konuşmaları ve Peygamberden sonra onun eşleriyle müminlerin asla evlenmemeleri gibi ahlaki ve hukuki talimatlara uymaları istenmektedir. Bu ayetin ifade tarzından sahabeden bazılarının ayette yasaklanan hususları yaptıkları da anlaşılmaktadır ki, yüce Allah onların böyle davranışlar yapmalarını yasaklamaktadır.

Burada şu soru sorulabilir. Bu ayetin konu edindiği Hz. Peygamber’in ve onun sahabesinin hayatta olmaması nedeniyle ayet bugün kime hitap etmektedir? Veya bu ayeti, sonraki okuyucular nasıl yorumlayıp güncelleştirecekler? Ayet bize nasıl hitap ediyor?

 

Bu ayete Muhammed Esed’in getirdiği yorumlar kısmen de olsa bu sorulara cevap niteliğindedir. Esed ayetle ilgili olarak şu yorumları yapar:

“...ayetlerde Hz. Peygamberin tebligatına yapılan atıfla bağlantılı olarak Onun çağdaşları arasındaki eşsiz konumunu vurgulamaktadır; fakat Kuranın tarihi olaylara ve durumlara yaptığı atıflardaki genel üslubuna uygun olarak, burada öngörülen ahlaki prensip de belli bir zaman ve çevre ile sınırlı değildir. Kuran Hz. Peygamber’in ashabını, Onun kişiliğine saygı göstermeleri için uyarmak suretiyle bütün müminlere onun her zamanki yüce konumunu hatırlatmaktadır; bunun da ötesinde, toplumsal hayat ile ilgili belli davranış kurallarını onlara öğretmektedir: bu kurallar ilk bakışta ne kadar önemsiz görünseler de gerçek bir kardeşlik duygusu, karşılıklı anlayış ve başkalarının kişiliğine ve mahremiyetine saygı temeline oturması gereken bir toplumda psikolojik bir değer/anlam taşırlar.” 

Mevdudi, mezkur ayetin “yemeğe davet edildiğiniz vakit, Peygamber’in evine girin” kısmını yorumlarken şu şekilde bir açıklama getirir:

“Bu emir sadece Hz. Peygamber’in (s.a.v.) evi ile ilgili değildir, fakat bu kurallar, diğer Müslümanların evlerinde de genel görgü kuralları olarak kabul edilebilmeleri için ilk önce bu örnek evde uygulanmıştır.” 

Hz. Peygamber'e Karşı Sesinizi Yükseltmeyin Ayeti (Hucurat 49/2)

Genel olarak Hucurat suresi müminlerin riayet etmesi gereken ahlaki esasları tema olarak ele almaktadır. Surenin ilk ayetinde müminlere, Allah’ın ve Resulünün ününe geçmeme ve Allah’tan korkma emirleri verildikten sonra, ikinci ayetinde de Peygambere karşı seslerini yükseltmemeleri ve kendi aralarında konuştukları gibi ona bağırmamaları; yoksa yaptıkları iyiliklerin boşa gideceği uyarısında bulunulmaktadır. Bu ayete yüzeysel bir şekilde yaklaşarak, Hz. Peygamber hayatta olmadığı için ayetin tatbik sahasının olmadığı ve tarihsel/mahalli olduğu ileri sürülmektedir.  Gerçekten bu ayet Hz. Peygamber’den sonraki muhataplar tarafından nasıl anlaşılacaktır? Bu başlık altında işte bu konuyu tartışmak istiyoruz.

“Seslerinizi Peygamber’in sesinin üzerine yükseltmeyiniz” ayetini bazen müfessirlerimiz, sadece nüzul sebeplerini zikrederek tefsir ederken "bazen de nüzul asrından sonraki muhataplar tarafından nasıl anlaşılması gerektiği ve onlara hangi mesajı verdiğini de izaha çalışmışlardır.

Her şeyden önce bu ayette müminlere, Hz. Peygambere tazimde bulunma ve ona saygı gösterme gibi genel bir ilke verilmektedir. Çünkü nübüvvet ve risalet rütbesi, saygı duymayı ve yüceltmeyi gerektirir.  Bu tazim ve saygı oldukça geniş bir alanı kapsar ve çeşitli şekillerde tezahür eder. Sahabe nesli için ayetin zahir anlamında da yer aldığı gibi Peygamber’e karşı birbirlerine bağırdıkları gibi bağırmama, ona karşı seslerini yükseltmeme şeklinde tezahür ederken; sonraki muhataplar için bu saygı mesela, onun ismi anıldığında salatü selam getirmek şeklinde gerçekleşebilir. Müfessir İbnu’l Arabi (ö.1148), Peygamber’in vefatından sonra ona karşı nasıl saygı gösterileceği konusunda şu yorumlan yapar.

Vefatından sonra Hz. Peygambere saygı göstermek hayattayken saygı göstermeye eşdeğerdir. Hz. Peygamber’in ölümünden sonra rivayet edilen sözü değer bakımından sağlığında onun ağzından işitilen söz gibidir. Nasıl ki Hz. Peygamber’in meclisinde iken o konuştuğunda orada bulunan herkes sesini onun sesinden daha fazla yükseltmez ve ondan başka şeylerle ilgilenmez ise, onun sözü okunduğunda da durum aynıdır. Allah Teala, “Kuran okunduğunda susun ve dinleyin” ayetiyle her zaman insanların Kuran’a saygılarının devamlı olması için onlara uyarıda bulunmuştur. Peygamberin sözü de vahiydir. Kurana gösterilen saygının benzerinin Hz. Peygamber’in sözü içinde gösterilmesi gerekir.  

M. Esed ise “sesinizi Peygamber’in sesinden daha fazla yükseltmeyin” kısmına getirdiği izahta bu ifadenin hem lafzi hem de mecazi bir anlama sahip olduğunu, mecazi olarak alındığında “birinin kişisel görüşleri ve tercihleri Hz. Peygamber tarafından duyurulan kesin yasal buyrukların ve/veya ahlaki kayıtların üstüne çıkmamalıdır” anlamına geleceğini belirtir.

İbn Kayyım el Cevziyye de ayeti mecazi anlamda anlamakta ve şu yorumu getirmektedir:

Sesleri Peygamber’in sesinin üzerine yükseltmek amellerin boşa çıkmasına sebep olunca, müminler görüşlerini, akıllarını, zevklerini, siyasetlerini ve bilgilerini Peygamber’in getirdiklerine nasıl takdim ederler ve kendi görüşlerini Peygamber’in görüşleri üzerine nasıl yükseltirler? Sesi yükseltmek amellerin iptalini gerektirirse, görüşlerin, akılların ve zevklerin Peygamber’in görüşlerinin üstüne çıkarılması amellerin iptalini evveliyetle gerektirmez mi?  Kuran ayetleri hakiki anlamda alınacağı gibi mecazi anlamda da elbette alınabilir. Biz bu ayeti mecazi anlamda anlamaktan ziyade, hakiki anlamda anlamanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Çünkü önceki ayet bu manayı zaten vermektedir. Ayrıca ayetin devamındaki bağırmama gibi karineler ayeti hakiki anlamda ele almayı gerektirmektedir.

Hz. Peygambere karşı sesin yükseltilmemesi ifadesi, Peygamberin konumu dikkate alınarak da yorumlanmıştır. Müfessirler bu ayetin en medeni toplumlarda dahi uygulanacak görgü kuralları getirdiğini belirtirler.  Ayrıca, alimlerin peygamberlerin varisleri olmaları nedeniyle diğer insanların onlara karşı saygılı olması gerektiği ve küçüklerin kendilerinden büyük kişilerle konuşurken onlarla edepli bir şekilde konuşmasının gereğini beyan ettiği şeklinde yorumlamışlardır.

Necva Ayeti (Mücadele Suresi 58/12)

Burada üzerinde durulabilecek bir husus da Hz. Peygamberde gizli ve özel görüşmeden önce sadaka vermeyi emreden ayettir. İlgili ayet şöyledir:

“Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (tasadduk edecek) bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan, esirgeyendir.”

Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili farklı olaylar anlatılır. İbn Abbas şöyle der:

Bazı Müslümanlar Hz. Peygamberin yanına gelerek kendisiyle gizli konuşmak istediler. Hz. Peygamberin bu tekliften rahatsız olması üzerine de Allah onun yükünü hafifletmek için bu emri indirdi.  Bir başka rivayete göre bu ayet zenginler hakkında inmiştir. Zenginler Hz. Peygamberin yanına gelir, konuşur ve bu konuşmaları da oldukça uzardı. Bu durum Hz. Peygamberin hiç hoşuna gitmezdi, işte bu tür konuşmaları engellemek için bu ayet nazil olmuştur.  Başka bir rivayette ise şunlar anlatılmaktadır: Sahabeden dileyen herkes Hz. Peygamber ile gelir özel görüşürdü. Hz. Peygamber de bu görüşme taleplerini asla reddetmez ve onlarla görüşürdü. Hatta öyle ki bu özel görüşmelerde bazen hiç de önemli olmayan şeyler soranlar da olurdu. Hz. Peygamber bunlardan rahatsız olduğunu da hissettirirdi. Ayrıca o günler çevredeki kabilelerin Medine’ye saldırı için hazırlık yaptıkları haberlerinin yaygınlaştığı bir dönemdi. Bir kimse gelip Hz. Peygamber’le fısıltılı bir şekilde konuşsa, bu konuşmanın ardından bu adam falan kabilenin Medine’ye saldıracağı haberini getirmiş şeklinde dedikodular yayılırdı. Bu durumu fırsat bilen münafıklar da bu tür konuşmaları fitne çıkarmak ve istismar etmek için ‘Muhammed duyduğu her şeye inanır’ diye ortalığa yayarlardı. İşte bu sebeple, Allah bu ayeti indirmek suretiyle gizli konuşmadan önce sadaka verilmesini emretti.

M. İzzet Derveze Hz. Peygamber’le gizli konuşmadan önce verilmesi istenen sadakanın Hz. Peygamberin şahsına ait olmayıp ihtiyaç sahiplerine verilmek ve kamu yararına kullanılmak üzere devlet bütçesine alınan bir çeşit vergi olabileceğini kaydeder. 

Değerlendirme

Kur’an’daki bazı hitaplar salt Hz. Peygambere aittir. Bunların muhatabı Hz. Peygamber olup onun dışındaki insanlara yönelik bir emir veya nehiy değildir. Dolayısıyla bu tür hükümlerle Hz. Peygamber dışındaki insanlar mükellef değildir. Bunlar Hz. Peygamber’in bizzat şahsıyla ilgili hükümler olduğundan onun vefatıyla beraber bu hükümler de son bulur. Çünkü hükmün muhatabı ortadan kalkınca, hüküm de ortadan kalkar.

Kur’an’da yer alan Hz. Peygambere ait özel hükümlerin bir kısmı, izlenen teşrii siyasetin bir parçası olup, Peygamber’in sahip olduğu yüce makama uygun ek külfet mahiyetinde olan şeylerdir.  Bunlar Kur’an metninde açıkça belirtilmiştir. 

İhsan Şenocak'ın Kur'an-ı Kerim Müdafası (Hüküm:2017) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Kur'an'daki Eşya, Şahsiyet ve Hitaplar

Tarihselcilerin, Kur’anı Kerim’in tarihselliğine delil gösterdikleri tarihi şahıs ya da olaylarla ilgili ayetler, gerçekte ya genel hükümler için verilen örnekler ya da değişmez sembollerdir. Söz konusu ayetlerde geçen semboller ya meseleyi Müslümanların zihninde müşahhaslaştırmak ya da hadiseye bağlı olarak örneğin Tebbet Süresi onlara moral vermek içindir. Bu çerçevede Firavunla Ebu Leheb aynı gerçekliğe sahip küfrün sembol şahsiyetleridirler. Bu yüzden Kuranın belli bir tarih içinde inmesi, bazı tarihi şahsiyetlerden bahsetmesi, evrenselliğini ihlal etmez. Çünkü, O fıtrat itibarıyla başkalaşmayan insana hitap etmektedir. İnsan; konuşmasıyla, gülmesiyle, düşünmesiyle her devirde aynıdır. Nitekim “Tebbet Suresi”nin adına indiği “Ebu Leheb”, karakter olarak bütün zamanlarda yaşamaktadır. Bu yüzden surede adı geçen şahsın “tarihi” olması, sureyi tarihselleştirmez. Çünkü Kur’anı Kerim, tarihi bir duruştan bahsederken aynı zamanda ondan evrensel hakikatler de çıkarmaktadır. Bu bağlamda ‘Tebbet Suresi’nin evrensel hakikatlerine dair şunlar söylenebilir:

“Ebu Leheb” karakteri, ahlaki bakımdan bozuk olacak, İslam’a ve insanlığa ihanet edecek, zulümle abad olacak, fakat kazandıkları Dünya ve Ahirette ona fayda vermeyecek, perişan bir halde cehenneme girecektir.”

Tarihi şahıslardan bahseden ayetlerde, yaşayan ve yaşayacak olan bütün insanlara dair, öğütler, ibretler ve değişmez ilkeler vardır.

Kur’an-ı Kerim’in, ilk muhatapları olan Ashabı Kiram’ın bildikleri nesnelerden hareketle genel hükümlere ulaşması, örneğin hurma ağacından bahsedip kara yemişten bahsetmemesi ya da deveden bahsedip ayıdan söz etmemesi, Onun tarihselliğine işaret etmez. Çünkü, Kur’an’ın gayesi ne mutlak olarak hurmadan ne de deveden bahsetmektir. Asıl gaye, Cenabı Hakk’ın yaratıcı oluşuna ve canlıların yaratılışlarındaki sırlara dikkat çekmektir. Hadiseye gaye çerçevesinden bakıldığında görülecektir ki, hurma ya da devenin seçilmesi ilk muhatapların bunlarla iç içe olmasından dolayıdır.

Özel durumlar müstesna ‘Ey Nebi’ diye başlayan ayetler, Peygamber Efendimize olduğu gibi, O’nun temsil ettiği ümmet kadrosuna dahil herkesi şamildirler. Aslında sadece ‘Ey Nebi’ diye başlayan ayetlerin değil, Kur’an-ı Kerim’in tamamının ilk muhatabı Allah Rasulüdür. Bu durumda, “Bütün ayetler Hz. Peygambere hitap ediyor, dolayısıyla onlarla diğer insanların amel etmeleri doğru değildir” mi diyecekler?

Şevket Kotan'ın Kur'an ve Tarihselcilik (Beyan: 2011) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Örnek Gösterme

Kur'an'ın İslam modernizminin kastettiği anlamıyla tarihsel olduğuna kanıt olarak gösterilen bazı ayetlere ise, kanaatimizce yanlış anlamlar yüklenmektedir. Bu söz konusu ayetlerden bazıları tamamen tarihsel hadiseleri konu edinmektedir. Mesela Kureyş ve Leheb Sürelerinde geçen ayetler bu kabildendir. Bu ayetlerin tarihsel hadiselerden söz ettiği açıktır. Kureyş Süresinde Allah, Kureyş'e bahşettiği ve Kur'an’ın muhatabı durumundaki insanların da bildiği bazı nimetleri hatırlatarak, Allah'a kulluk etmelerini istemektedir. Ama eğer dikkat edilecek olursa, Kur'an' da aynı amaca yönelik olduğu anlaşılan birçok Kur'an ayeti daha bulunmaktadır ki, bu ayetlerin tarihsel oldukları ileri sürülemez. Sözgelimi, örnek olarak verilecek olan şu ayet, tamamen başka bir şeyden söz ettiği halde, aslında Kureyş Süresindeki ayetlerle aynı şeyi söylemektedir:

"O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse bilebile Allah’a ortaklar koşmayın.”

Leheb Süresinde ise Ebü Leheb ve eşi birer figür olarak alınırlar ve bir “mesel” kabilinden kendilerinden söz edilir. Bu ayetlerle müşriklerle çatışma içinde olan Müslümanlara moral aşılanmış ve müşrikler aşağılanarak cehennemle tehdit edilmiş olabilir ama, bu ayetlerin anlattığı şey ile mesela Firavun’dan ve onun akibetinden söz eden ayetlerin anlattığı şey aynıdır. Bakara Süresinde, “Sonra bunların ardından Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak” denilerek devamı ayetlerde Firavun'un azgınlıkları ve akibeti anlatılmaktadır. Ebû Leheb’den söz eden ayetlerle Firavun’ dan söz eden ayetler arasındaki fark, sadece birincilerinin o gün yaşayan olumsuz bir figürden, ikincilerinin ise geçmişte yaşayan olumsuz bir figürden söz etmeleridir.

Gerek Kureyş Süresindeki ayetler ve benzeri ayetler, gerekse de Leheb Süresindeki ayetler ve benzeri ayetlerde belirgin amaç, insanların “büyük hakikat” karşısında duyarsız kalmamaları olarak tezahür etmektedir. Açıktır ki, bu tür ayetlerin ne anlattığı kadar ne anlatmak istediği önemlidir. Yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki, kıssalardaki doğruluk ile tabiat olaylarındaki kesinlik de aynıdır. Çünkü bütün ayetler hak ile hakkı anlatmaktadır.

Kur'an'ın tarihselliğine ilk bakışta kanıt gibi görünen, “onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın” ve “savaşta küfredenlerle karşılaştığınız zaman onların boyunlarını vurun” gibi ayetlerdeki ifadeler ise, sembolik ifadeler olarak alınmalıdır. Birinci ayette "at”, ikinci ayette "boyun” bir manaları ifade etmek için sembol olarak kullanılmıştır. Şayet Allah, Müslümanlara, o gün tanımadıkları fakat zamanla bulacakları birtakım muharebe vasıtalarını hazırlamasını emretmiş olsaydı, meçhule ait hayretkar işlerden, bahsetmiş olurdu.