Tarihsellik Açısından Nüzul Sebepleri

Recep Demir'in Kur'an Tefsirinde Tarihselci Yöntem (Hikmetevi: 2013) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Mekki-Medeni

Mekki ve Medeni sure ve ayetler hakkında şu tespiti yapabiliriz: Mekki ve Medeni sureler hem muhteva hem de üslup açısından birbirinden farklılık arz etmektedir. Ama bu farklılık birbirinden kesin çizgilerle ayrılacak bir farklılık da değildir. Mesela; medeni surelerde hukuki düzenlemelerle ilgili hükümler verilirken, ayetlerin sonunda hemen inançla ilgili hususlara da yer verilmektedir.  Yani hukuk ile itikat adeta iç içe bir vaziyettedir.

Kuran ayetlerinin hepsinin nihai hedefi aynı olmakla beraber, bu ayetler indirilirken muhatapların durumlarının gözetilmesi, toplumun ihtiyaçlarının karşılanması ve daha önce karşı taşmamış oldukları yasalarla birdenbire karşı karşıya getirilmemesi gibi yöntemler benimsenmiştir. Kuran kendisi, müneccemen/parça parça indirilirken ahkamının yerleşip benimsenmesi için de tedrice riayet edilmiştir. Şayet tedriciliğe uyulmayıp Kuran toptan indirilseydi, o zaman kişiye yükümlülük getiren hükümlerin çokluğundan ve insanların bunları benimsemeye hazır halde olmamalarından dolayı, onların hepsi kabul edilmeyecekti." Buhari’nin Hz. Aişe’den naklettiği şu söz de bunu açıklamaktadır:

Kur’an’dan ilk inen, Cennet ve Cehennem’den bahseden mufassal surelerden biridir. Nihayet insanlar İslam’a dönüp, ona ısınınca helal ve haramla ilgili ayetler inmeye başladı. Şayet ilk olarak “içki içmeyin” emri indirilmiş olsaydı “içkiyi asla terk etmeyiz, şayet “zina etmeyin” emri indirilmiş olsaydı “zinayı asla terk etmeyiz” diyeceklerdi."

Tenzil sonrası dönemde yaşayan insanlara tenzil dönemindekilere sağlanan tedricilik, te’hir ve inıhal yöntemlerinin sağlanıp sağlanamayacağını tartışan bir ilim adamımız, bu yöntemlerin tenzil sonrasında da uygulanabileceğini ifade eder. O, bu tedricilik, te'hir ve imhal yöntemlerini “durumsallık” kavramıyla ifade eder. Bizim de katıldığımız bu tarz uygulamaların zaten Peygamberimiz tarafından gerçekleştirildiğini kaynaklarımız haber vermektedir.  

Nüzul Sebepleri

Mekki ve medeni ilmi konusunda da belirtildiği gibi Kur’an-ı Kerim yeryüzüne toptan değil, parça parça indirilmiştir. Yüce Allah bununla, Rasulü ile devamlı irtibat halinde olmayı ona yol göstermeyi ve onun kalbini sağlamlaştırarak huzurunu artırmayı hedeflemiş; ayrıca sahabenin ihtiyaçlarına cevap vererek onların eğitilmesini ve yanlış davranışlarını ıslah ederek erdemli bir toplum oluşturmayı dilemişti.  Her yaptığını bir hikmet üzere yapan yüce Allah’ın son ilahi kelamı parça parça ve belirli sebeplere bağlı olarak göndermesi elbette anlamsız değildir.

Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu ortamı resmeden ve o sosyolojik ortam hakkında bize bilgi veren nüzul sebepleri, tarihselcilik tartışmalarında en çok başvurulan konulardandır.

Nüzul ortamında meydana gelen bir hadise veya Hz. Peygambere yöneltilmiş bir soruya, vuku bulduğu günlerde, bir veya daha fazla ayetin, hadiseyi, soruyu kapsayacak bir şekilde cevap vermek veya hükmü açıklamak üzere inmesine vesile teşkil eden ve vahyin nazil olduğu ortamı resmeden hadiseye sebebi nüzul denilmektedir. 

Kur’an-ı Kerim, yirmi küsür yılı aşan uzun bir zaman diliminde, bir kısmı bazı özel sebeplere dayanarak bir kısmı da böyle özel bir sebep olmadan nazil olmuş bir kitaptır. Nüzul sebebi denildiğinde akla genellikle dar anlamıyla nüzul sebepleri gelmektedir. Halbuki Kuran ayetlerinin belirli bir sebebe bağlı olanlarından daha fazla ayet, özel bir sebep olmadan nazil olmuştur. Kuranın anlaşılmasında özel nüzul sebeplerinden çok, ayetlerin ele aldıkları konunun tespit ve teşhisi için nüzul ortamının bilinmesine ihtiyaç vardır.   

Kur’an’a nüzul sebepleri açısından baktığımızda onun bir kısım ayetleri spesifik bir sebebe bağlı olarak inerken diğer bir kısmının da herhangi özel bir sebebe bağlı olmadan doğrudan indiğini görmekteyiz. Bu durum, kaynaklarımızda özel nüzul sebebi ve genel nüzul sebebi olarak adlandırılmaktadır. Kaç ayetin özel bir sebebe binaen indirildiği noktasında farklı görüşler olmakla beraber, nüzul sebeplerine dair rivayetler, herhangi bir soru veya sebebe bağlı olmadan inen ayetlerin, bir sebebe binaen inen ayetlere göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu da Kuranın çoğunun özel bir sebebe binaen indirildiği yönündeki görüşün gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. Gerçi bu durum, özel bir sebebe bağlı olmadan inen ayetlerin de sebepsiz, boşluğa söylenmiş ayetler olduğu anlamına gelmez. Yaptığı her işte hakim olan Yüce Allah’ın sebepsiz ve hikmetsiz bir ayet göndermeyeceği oldukça açıktır. Ancak nüzul sebepleri konusundaki rivayetlerin sayısının, olduğundan çok gösterildiği bir vakıadır.

Maide Suresinin 101.Ayeti

Vahyin oluşumundaki insani unsurlara argüman sadedinde Maide suresinin 101. ayeti gündeme getirilerek, Kuranın mevcut şeklini almasında muhatapların da katkısı/etkisinden söz edilmektedir. Kur’an’ın nötr bir topluma inmediği, toplumu da nötrleştirmeyi amaçlamadığı; aksine belirli bir coğrafyada, belirli bir dili konuşan ve bir kültür birikimi olan bir topluma indiğinden hareketle, o toplumun sorunları ve ihtiyaçları, nassın oluşumunu etkilediği açıktır. Buradan “o toplumdaki mevcut olgu, nassın oluşmasında birinci derecede rol oynamıştır, denmese de güçlü yansımalarının olduğu aşikardır” neticesine ulaşılmaktadır.

Öncelikle Maide suresinin 101. ayetinin ele alınarak bu çerçevede incelenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu ayette mealen şöyle buyrulmaktadır:

“Ey inananlar, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kuran indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir, Allah bağışlayıcıdır, halimdir.” 

Kaynaklarımızda bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili farklı rivayetler anlatılır. Nitekim Hz. Ali’den rivayet edildiği üzere, “insanlar üzerine O Beyt’i haccetmeleri, Allah’ın bir hakkıdır” ayeti nazil olunca bir şahabı “Her sene mi ey Allah’ın Rasulu?” diye sormuş, Rasulullah cevap vermeyince, bu sorusunu üç defa tekrarlamış; Rasulullah, “Hayır” demiş fakat “evet” deseydim, her yıl haccetmeniz vacip olacaktı siz de buna güç yetiremeyecektiniz” buyurmuştur. Bir başka rivayete göre bir sahabi Peygamberimize babasının kim olduğunu, bir başka sahibi, yitik devesinin nerede olduğunu sormuştur. Bunun üzerine Rasulullah’ın çok kızdığı, Hz. Ömer’in Hz. Peygamber’den af diledikten sonra Hz. Peygamber'in kızgınlığının yatıştığı, bunun üzerine bu ayetin nazil olduğu rivayet edilmiştir.  

Bu ayeti yorumlarken M. Hamdi Yazır, bunların, haber verilmesi ve açıklanması sahiplerini rezil edecek olan gizli sırlar veya sorulması edepsizlik ve terbiyesizlik olan münasebetsiz, faydasız veya manasız şeyler kabilinden haberlere ilişkin sorular yahut derinleştirilmesi güç yetirilemeyecek bir takım meşakkatli teklifleri gerektirecek, duyulmamış ve işitilmemiş şeylerle ilgili sorular olduğunu kaydeder. Anlaşıldığı kadarıyla burada soru sorulması yasaklanmamakta, nasıl sorular sorulacağına ve bu soruların hangi konularla ilgili olacağına dair açıklama getirilmektedir. İbn Kesir’in de belirttiği gibi bu ayetle müminlere edep öğretilmekte adeta Peygambere karşı nasıl davranacakları kendilerine belirtilmektedir. Bize göre, bu ayetten hareketle, Peygamberimize farklı sorular sorulsaydı, yüce Allah’ın cevapları farklı olacaktı diyerek ve buradan da günümüzde tamamen elimizde daha değişik bir Kitap/Kur’an olacaktı neticesine götürecek yargılarda bulunmak, varsayımlardan hareket etmekten başka bir şey değildir.