Bir ramazan hatırası, Necip Fazıl Kısakürek

Adem Çevik'in Edebiyatımızda Ramazan (Sütun Yayınları: 2006) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Çocuktum, 6-7 yaşında var yoktum. Bir ramazan günüydü. Çemberlitaş’ta oturduğumuz büyük konaktan sokağa çıktım. İleride, tıpaya oturttuğu tablasından çoluk çocuğa şeker meker satan birini gördüm. 10 para mı, 20 para mı, ne verdiğimi hatırlayamadığım bir horoz şekeri satın aldım. Şekeri eme eme konağa dönmek üzereydim ki üzerime hamal kılıklı bir adam çullandı. Yan ciddi, yan şakacı bir eda ile haykırdı: “Şu bacaksıza da bak! Sokakta, el âlemin karşısında yiyor!”

Ödüm patlamıştı sanki... Şekeri yere attım ve evime doğru koşmaya başladım. Adam beni kapıya kadar kovaladı. Konağın açık kapısını bu herifin suratına çarparcasına kapatıncaya kadar âdeta baygınlık geçirdim.

Şimdi, masum çocuklara değil. Ramazan günü açıkça ve iftihar edercesine sigaralarını tüttüren her vasıf dışı insanlara o hamal kılığı içindeki saffet ve hassasiyetle hitap etmek istiyorum.

Günahınızı niçin Allah'la aranızda bırakmıyor ve sanki onun reklamını yaparcasına, zedelediğiniz Allah hakkına kul hakkını da ekliyorsunuz? Eskiden Ermeni'si, Rum’u, Yahudi’si bu kul hakkına tecavüz etmemek için ramazanlarda Müslümanların karşısında omca aykırı bir harekette bulunmazlardı. Düşünün, sizin derekeniz ne olmalı!