Hz. Peygamberin Konumu

Prof.Dr.Enbiya Yıldırım'ın Kur'an Bize Yeter Söylemi (Takdim: 2019) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Bu başlık altında Kur’an’ın Allah Rasulünü nereye ve nasıl konumlandırdığı ele alınacaktır.

Allah’ın Hz. Peygamber’den Tebliğ Etmesini İstemesi

Bazı ayetlerde Allah Teala Hz. Peygamber’den inen vahiyleri tebliğ etmesini istemektedir. Örneğin:

 “Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kafirler topluluğuna rehberlik etmez.”

 

“Rasule düşen (vazife), ancak tebliğdir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.”

Görüldüğü üzere rabbimiz Hz. Peygamber’den tebliğ yapmasını, vahyi aktarmasını istemektedir. Bunun ötesinde (başka ayetlerde geçtiği üzere) insanları zorlama diye bir görevi yoktur.

Kur’an’ın Hz. Peygamber’den Kendisine Uymasını istemesi

Mushafta yer alan bazı ayetler Hz. Muhammed’den kendisine uymasını istemektedir ki o da uymuştur.

“Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler, ‘Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!’ dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”

Bu ayette Hz. Peygamber’in Kur’an’a uyduğu ve asla muhalefet etmediği sarahaten belirtilmektedir. 

Hz. Peygamber’in her yapıp ettiği Kur’an da yer almamakla birlikte kendisine açılmış bir alan bulunmaktadır ve bu alan İlahi kontrol altındadır.

“(Rasulüm!) Kur’an’ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir…”

“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

Bu ayet de onun hayat çizgisinin Kur'an tarafından belirlendiğini ve bu çizginin dışına çıkmadığını göstermektedir.

Hz. Peygamber’in Allah’ın Kontrolünde Olması

“Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.”

Bu ayet Allah’ın, peygamberlerin yapıp ettiklerini kontrol ettiğini bizlere bildirmektedir. Dolayısıyla onlar kendi başlarına bırakılmış değildir. Hiç kimse şunu diyemez: “Hz. Peygamber din adına birtakım yanlışlar yaptı fakat Allah peygamberi mahcup olmasın diyerek veya başka gerekçelerle bunlara müdahale etmedi.” Allah Teala’nın Kur’an’da Hz. Peygamberin bizim zelle dediğimiz ve ibadet dünyası dışında kalan yanlışlarına yönelik yaptığı on bir uyarı, durumun hiç de öyle olmadığını göstermektedir.  Demek ki din alanında da yanlışları olsaydı bunlara hayli hayli müdahale ederdi. Dolayısıyla yaratıcının yanlış karşısında sessiz kalmayacağı ve bunlara göz yummayacağı açık olduğuna göre, uygulamaları ve sözleri Allah tarafından onaylanmış olmaktadır.

 

Hz. Peygamberin din alanında yaptığı herhangi bir yanlış olsaydı Allah onu kitabıyla mutlaka uyarırdı. Demek ki uygun bulmuş ve onaylamıştır. Dolayısıyla Hz. Peygamber in uygulamaya koyduğu bir husus ayetlerde geçmiyorsa bunun anlamı bu uygulamanın Allah’ın onayından geçtiğidir.

Velhasıl, kutsiyet arz eden bir durumla karşı karşıyayız. Bu da bizi Allah Rasulüne müracaat etmeye yani ondan gelen hadislere bakmaya, sünnetine uymaya sevk etmektedir.

Dile getirdiğimiz hususu teyit etmek amacıyla iki örnek sunmak istiyoruz:

 

Kıblenin Kabe’ye çevrilmesinden önce insanlar namazlarını Mescidi Aksa’ya dönerek kılıyorlardı. Hz. Peygamber bu şekilde on altı ay namaz kıldı. Ancak onun gönlünden geçen kıblenin Kabe’ye döndürülmesiydi. Sonrasında nazil olan ayet yüzlerin artık Kabe’ye çevrilmesini emretti. Bu durumda sormamız gereken soru şudur: Mescidi Aksa’ya doğru namaz kılmayı emreden bir ayet yoktur ve Hz. Peygamber Kabe’ye doğru namaz kılmak istemektedir. Bu durumda kimin direktifiyle on altı ay Mescidi Aksa’ya doğru namaz kılmıştır? Elbette ki Allah’ın emriyle. Ayrıca ayette geçen, “Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnut olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz.” ifadesi Allah’ın Hz. Peygamber’in yaptığını gözetim altında tuttuğunu ve zamanı gelince kıble yönünü değiştirme iznini vereceğini belirtmektedir. Zaten ayetin devamında da bu izni vermektedir.

 

Müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozan Yahudi Benu Nadir kabilesi muhasara altına alındı. Onlar da kalelerine kapandılar. Bunun üzerine sahabiler, Hz. Peygamber’in onayıyla, kaledekileri çaresiz bırakmak ve teslim olmaya zorlamak amacıyla hurma ağaçlarının bir kısmını kesip yaktılar. Durum zorlarına giden Benu Nadirliler, "Sen barış isteyen bir adamdın? Hurmaları kesip yakmak hiç buna uyuyor mu?” diyerek Hz. Peygamber’e seslendiler. Akabinde şu ayet nazil oldu:

“Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın iziniyledir ve onun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.” 

Rivayetlere güvenmeyenlerin yaklaşımını esas alarak burada zikrettiğimiz sebebi nüzulü yok sayalım. Sadece ayete bakacak olduğumuzda, bir ağaç kesim işi olduğundan bahsedilmekte ve bu onaylanmaktadır. Peki Kur’an’da ağaçları kesin diye bir emir var mıdır? Yoktur. O zaman bunun anlamı Allah’ın Hz. Peygamber’in yaptığını onayladığıdır, sahiplendiğidir.

Kur’an’ın Hz. Peygamberi Rehber Olarak Önümüze Koyması

“(Rasulüm!) Biz seni alemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)

Bu ayet Hz. Peygamber’in misyonunu zaman ve mekân kayıtlandırmadan tüm zamanlara ve mekanlara teşmil etmektedir: Son elçi vefat ettiğine göre onun rahmet olma fonksiyonu tükenmiş değildir.  

“De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, ondan başka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim.” (A’raf, 158.)

Görüldüğü üzere ayet son elçiyi, tüm zamanlarda peşinden gidilecek rehber olarak önümüze koymaktadır.

“And olsun ki, Rasulullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab, 21)

“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” ( Kalem, 4)

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe. 28)

Son dört ayet Allah Rasulünü takip edilmesi gereken bir rehber ve önder olarak önümüze koymaktadır. Bunun ne anlama geldiği bellidir. Ona uymamız istenmektedir.

Ayetlerde Hz. Peygambere İtaatin Emredilmesi

Allah Teala pek çok ayette kendisiyle birlikte Hz. Muhammed’e itaat edilmesini emretmektedir.

“(Rasulüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

Bu ayete baktığımızda. Yüce Allah Müslüman olduğunu söyleyen herkese Hz. Muhammed’e uymayı emretmekte, başka seçenek bırakmamaktadır. Bunun anlamı ise onun sadece postacılık yapma görevinin olmadığı, bilakis peşinden gidilmesi gerektiğidir. Eğer sadece Kur’an yetecek olsaydı, Allah sadece Kur’an’a uymayı emreder, Hz. Peygamber’le ilgili bir talepte bulunmazdı.

“Biz her peygamberi Allah’ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik…Hayır, rabbine and olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.”

Görüldüğü üzere bu ayetlerde Hz. Peygamber’in hakemliğine boyun eğilmesi istenmektedir. Halbuki insanlar ve kabileler arası pek çok ihtilafı halletmiş olan Hz. Peygamberin çözdüğü meseleler ve nasıl halletmesi gerektiği Kur’an’da geçmemektedir. Ayrıca ayette, Hz. Peygamber’in hükmüne rıza göstermenin iman şartı olarak zikredilmiş olmasına dikkat etmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber ne karar vermişse ona teslim olmak icap etmektedir.

“Peygamber size her ne getirirse onu alın, sizi neden men ederse ondan da sakının.”

Görüldüğü üzere Kur’an her halükârda Hz. Peygamber’e yüksek bir konum bahşetmektedir.

“Allah ve rasulü, herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”

Burada Allah ve rasulüne itaat edilmesi emredilmek

“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve rasulüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak ‘İşittik ve itaat ettik, demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.”

Bu ayetteki (aralarında hüküm vermesi için) ifadesi tekil olarak Hz. Peygamber’i işaret etmektedir. Çünkü insanların hakem olması için davet ettikleri kişi Hz. Peygamber idi. Zaten tartışmalı bir mesele önüne geldiğinde kararı o vermekteydi. Ayrıca Hz. Peygamber’e gelen her bir meselenin Kur’an'da olmadığı bellidir. Bununla beraber onun vermiş olduğu hüküm sanki Allah’ın verdiği hüküm gibi olmaktadır. Yani gerçekte hükmeden Allah’tır ve verilen hükümlerin büyük çoğunluğu kitapta yoktur. Bu durumda Allah adına hareket etme yetkisi almış bir peygamberi görmezlikten gelmek mümkün olabilir mi?

“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, rasulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”

“De ki, Allah’a ve rasulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, elbette Allah küfre girenleri sevmez.”

 

Bu ayette de Allah’a itaatle Kur’an’da geçenlere itaatin kastedildiği bellidir. Ancak Hz. Peygamber’in ayrıca zikredilmesi ve ona da itaatin emredilmesi, üzerinde düşünmemiz gereken bir husustur.

Aşağıdaki ayetleri de aynı bakış açısıyla okumakta fayda vardır:

“Allah'a itaat edin, rasul’e de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki rasulümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.”

“Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve rasulüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.”

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.”

Allah iyi müminlerin özelliklerini sayarken şöyle buyurmaktadır:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah’a ve rasulüne itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.”

Allah’a ve peygamberine itaat Kur’an’daki emirlerdendir:

“Ey iman edenler! Allah’a ve rasulüne itaat edin, işittiğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.”

“Allah’a ve rasulüne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.”

"Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve salihlerle birliktedir. İşte bunlar ne güzel arkadaştır!”

“Kim Rasulullah’a itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!”

Bu ayet hiçbir söze hacet bırakmamaktadır:

“Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler.”

Hz. Peygambere ittiba etmek bir anlamda Allah’a itaat etmek anlamındadır.

 “Allah ve rasulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.”

Malum olduğu üzere, bir insanın Allah’ı incitmesi söz konusu olamaz. Ancak Rasulullah’a yönelik taciz temsil ettiği yüce makamadır. Bu nedenle Allah, elçisiyle zatını beraber zikretmiştir. Bu derece yüceltilmiş bir insanı basite indirmek ve sıradanlaştırmak Hz. Peygamber’e reva görülemez. Ayrıca rabbin buyruğuna da muvafık düşmez.

Nisa suresi 12. ayette bazı miras meseleleri ele alındıktan sonra şöyle buyurulmaktadır:

“Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Kim Allah'a ve peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”

Burada Allah’ın koyduğu hükümlere uymak Allah’a ve rasulüne uymak olarak tanımlanmaktadır.

Kur’an’ın Hz. Peygamber’e Saygı Gösterilmesini İstemesi

Ayetlerde insanların Allah Rasulüne saygılı olmaları; kendi aralarında birbirlerine seslendikleri gibi onu çağırmamaları, önüne geçmemeleri, seslerini sesinin üstüne yükseltmemeleri, odaların dışından bağırmamaları, ihtiram göstermeleri istenmektedir. Dolayısıyla Allah Hz. Peygamber’e bir konum belirlemektedir.  

İnsani ilişkileri düzenleme açısından önemli prensipler ortaya koyan bu ayetler, esasında Hz. Peygamber’in biz Müslümanlar için nasıl konumlandığını da tarif etmiş olmaktadır. Malum olduğu üzere saygı duymak, sadece bir insanın sözünü kesmemek, ona karşı ses yükseltmemek gibi hususlar değildir. Aynı zamanda hürmet gösterilen kimsenin dediklerine kulak vermektir. Zaten Kur’an’ın emrettiği de budur.

Sorulması gereken soru şudur: “Hz. Peygamberin etrafında olan insanların ona nasıl saygı gösterecekleri ve buyruklarına nasıl kulak verecekleri bellidir. Ancak o günümüzde hayatta olmadığı için bizim saygımız neye ve nasıl olacaktır? Bu ayetleri kendi hayatımızda nasıl pratize edeceğiz?

 

Kur’an’ın Hz. Peygamber'e Yöneltilen Her Soruya Cevap Vermemesi

Kur’an, Hz. Peygambere yöneltilen bazı sualleri “Sana soruyorlar” diyerek aktarır ve bu soruların cevaplarını verir. Örnekler:

“Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size Allah açıklıyor: Kitapta, kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikahlamak istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı adil davranmanız hakkında size okunan ayetler (Allah’ın hükmünü apaçık ortaya koymaktadır). Hayırdan ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilmektedir.”

 “Sana, hilal şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir.”

 “Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır.”

Bu ve benzeri toplam on üç yerde Hz. Peygamber’e sorulan soruya ayetlerin cevap verdiği görülmektedir. Ancak Hz. Peygamber’in yirmi üç yıllık nübüvvet süresince muhatap olduğu soruların Kur’an da zikredilen on üç meseleyle sınırlı olmadığı aşikardır. Hiç kimse Hz. Peygamber’e sorulan her soruya ayetle cevap verildiğini iddia edemez. Çünkü böyle bir şey olacak olsa Kur’an’ın hacmi onlarca ciltlik bir kitaba dönüşürdü. Demek ki sorulan diğer soruları Hz. Peygamber cevaplamıştır. Hem de doğru cevaplamıştır. Doğru yanıtlamamış olsaydı, ikaz edildiği ayetlerde olduğu gibi uyarılırdı.

Hz. Peygamber’in Haram Koyma Yetkisi

Pek çok insan haram ve helalin sadece Kur’an’da olduğundan bahisle Hz. Peygamberin böyle bir yetkisi olmadığını iddia etmektedir. Buna göre haramlar ve helaller Kur’an’da belirlenmiştir ve Rasulullah zamanında var olan ve kitapta geçmeyen bir şey kesinlikle haram değildir. Çünkü haram olacak olsaydı her şeyi teferruatına varıncaya kadar açıklayan Kur’an bunları da açıklardı. Nitekim bu bağlamda, “Hz. Peygamber zamanında vahyin inişi devam ediyordu, dolayısıyla her bir haramla ilgili ayet inmesi gerekirdi. Çünkü bazen o kadar teferruat bilgisi veriliyor ki, bunlara bakarak, bir şey haram idiyse onunla ilgili olarak da ayet inmesi gerekirdi.” denmektedir.

Buna şu cevabı vermek mümkündür: Allah’ın her bir meseleyle ilgili olarak ayet indirmesini beklemek kitabın hacmini ciltler dolusu bir noktaya taşırdı. Ayrıca Hz. Muhammed’in hareket alanını bütünüyle sınırlandırır, onu robot (!) konumuna indirgerdi. Çünkü her meselede vahiy gelecek olsaydı, Hz. Peygamber sorular karşısında vahiy gelmeden ağzını bile açamazdı.

Şimdi şu ayetleri okuyalım:

“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygambere uyanlar (var ya), işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, ondan başka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Öyle ise Allah’a ve ümmi peygamber olan rasulüne ki o, Allah’a ve onun sözlerine inanıriman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”

Bu ayetlerde doğrudan Hz. Peygamberin helal ve haram kılma yetkisi olduğundan bahsedilmekte ve ona ittiba edilmesi emredilmektedir. Yani Kur’an yanında Hz. Peygamber’e de uyulması istenmektedir.

Meselenin bir de yaşadığımız dönem boyutu vardır. Şöyle ki, günümüzde Kur’an’da geçmemesine rağmen illetine bakmak suretiyle pek çok şey hususunda haram hükmü verilmektedir. Örneğin, Kur’an sarhoş edici olarak şarabı yasaklamıştır. Oysa sonraki dönemlerde çok farklı uyuşturucular ortaya çıkmıştır. Esrar, eroin, votka, bira gibi. Keza telefonla dolandırıcılık, uykusuz otobüs sürüp insanların ölmesine neden olmak, korsan yayıncılık, marka taklidi yaparak piyasaya ürün sürmek gibi işler de sonradan ortaya çıkan farklı alanlardaki haram işlerdir.  Demek oluyor ki, günümüz İslam alimlerinin kıyas yapmak suretiyle bazı şeylerin haram olduğu sonucuna varmaları söz konusudur. Zaten yeryüzündeki fetva konseyleri başta olmak üzere çeşitli İslami müesseseler yeni ortaya çıkan durumlarla ilgili olarak helaldir veya haramdır diye fetva vermektedirler. Bunu yapmaya da mecburdurlar.