Tanrının Varlığının Kesin İspatı Yapılabilir mi?

Doğal TeolojiNedir?

Doğal teoloji, özel bir tür vahyin yardımı olmaksızın, doğal dünyadaki olgulardan hareketle ya da akıl yoluyla, Tanrı'nın varlığını kanıtlama girişimidir. Bir başka deyişle, doğal teoloji, ilahi vahiyden elde edilen malumata dayanmadan, akıl ve tecrübenin temeline dayanarak, Tanrı’nın varlığını kanıtlama girişimidir.[1]

Bazen doğal teoloji için, o, ne doğaldır, ne de teolojidir, denmiştir. O teoloji değildir, felsefedir. Yani Tanrı'nın varlığı ve doğası ile ilgili konularda felsefi bir çalışmadır. [2]

Tarih İçinde Doğal Teoloji

Tarihsel olarak, Tanrı hakkındaki felsefi kanıtlar, iman yaratılmasında değil desteklenmesinde bir role sahip olmuştur.  [3]

Ortaçağ felsefesinde, gerek İslâm gerek Batı felsefesinde, teistik kanıtların amacı, Tanrı'nın varlığı konusunda insanları ikna etmek değil; Tanrı'nın burhanı kanıtlar yoluyla bilinebileceğini göstermekti. Teistik kanıtın başarılı olduğuna dışarıdakiler" değil "içeridekiler" karar veriyordu. Oysa Aydınlanma ile beraber bu tablo değişti; artık imana dayanan kanıtlar yerine kanıta dayanan bir iman ortaya çıktı. Aydınlanma öncesinde, gerek İslâm gerekse Batı dünyasında, Tanrı inancına delilci itirazın olmadığını ve felsefeciler nazarında dinin temel ilkelerinin sorgulama dışı kabul edildiğini hesaba katarsak, doğal teoloji faaliyetinin amacı nedir şeklinde bir soru sormamız kaçınılmaz gibi görünmektedir. Örneğin Gazali, hudus argümanını savunmadan önce ve sonra, Tanrı'ya duyduğu inanç derecesinde bir değişiklik yaşamış mıdır?[4]

Felsefi olarak, îbn Rüşd ve Aquinas'ın düşündüğünün tersine, teistik argümanların tüm rasyonel insanları ikna edecek apaçıklıkta kesin kanıtlar sunma iddiasında olmasının felsefe tarihi ile çeliştiğini düşünüyorum. Açık bir biçimde, bırakın teistik argümanları, herhangi bir felsefi argümanın bile, tüm rasyonel insanları ikna etme gücüne sahip olmadığını görüyoruz. Bunun sebebi, tarafsız felsefi bir aklın olmaması, insanların aklının varsayım yüklü olması, daha farklı bir ifadeyle, kişilerin kısmen rasyonel olmasıdır. [5]

İbn Sina'nın imkân argümanını eleştiren İbn Rüşd'ü, Anselm'in ontolojik argümanını eleştiren Aquinas'ı göz önüne getirirsek, "kesin" teistik kanıtların” bırakalım her rasyonel kişiyi, bazı teist felsefecileri bile ikna etmediğini görürüz. Demek ki Tanrı'nın varlığı ile ilgili argümanlar hakkında, Tanrı'ya inanlar arasında ya da eşit derecede rasyonel insanlar arasında bile farklı kanaatler ortaya çıkmaktadır. [6]

İbn Rüşd'ün inayet ve ihtira argümanı, inananlar için söz konusudur; daha teknik ifadeyle, "anlama peşindeki iman" bu gümanların oturduğu çerçevedir. O, Tanrı'nın varlığına inanmayanların durumunun sanatkârın sanatını gören; ama bunun sanat eseri olduğunu kabul etmeyerek bu sanatı tesadüfe bağlayan kişilerin durumuna benzediğini savunur. Bugün için teistik argümanların, bazı ianmayanların yanında, inananlara hitap ettiğini söyleyebiliriz.[7]

Kesin İspat Neden Sağlanamaz?

Teistik kanıtların ve dolayısıyla doğal teolojinin sorgulanmasının en önemli nedeni, tüm insanların kabul edeceği bir kesinlik iddiasına sahip olmasıdır. Şimdi bu konuya daha yakından bakalım.[8]

Bu tür anlaşmazlıklar neden var olmaya devam etmektedir? Kuşkusuz bunun birçok nedeni vardır. Bizim daha sonra üzerinde duracağımız önemli nedeni dinî inançların kişinin yaşam tarzını doğrudan etkilemesidir. Bir dini kabul etmek ya da reddetmek bir yaşam biçimini bütünüyle kabul etmek ya da reddetmektir ve bu tür kararlar daima mantığı olduğu kadar duyguları da içerirler.[9]

Anlaşmazlıkların ikinci nedeni felsefecilerin bir insan olarak delillerin analizine dahil ettikleri kişisel kanaatleri ve öznel kabulleri ile ilgilidir. Dini inancın lehindeki ve aleyhindeki delilleri değerlendirirken bu nedenden ötürü tekrar tekrar hata yaparız. Nihayetinde bir delilin sağlamlığı sadece onun geçerliliğine değil aynı zamanda öncüllerinin de doğruluğuna dayanmaktadır. Başkası tarafından en hafif deyimiyle kuşkulu bulunsa da, birçok durumda anahtar öncülün, ilgili kimse tarafından makul ya da kabul edilebilir bulunabilir.[10]

Analojiden çıkarılan tüm kanıtlar doğası gereği görelidir. Muhtemelen bir x belirli bakımlardan bir y'ye benzerdir ve başka bakımlardan ise benzemezdir. Ben x ye y'nın benzer olduklarını ve hatta belirli bir çıkarımı desteklemek için yeteri kadar benzer olduklarını düşünebilirim ve siz düşünmeyebilirsiniz.[11]

Bilimde tam bir nesnellik yanılsamadan ibarettir. İnsanlann analizlerinin çoğu metafıziksel varsayımlara dayandığı için, şurasını itiraf etmeliyim ki, bütün okuyucular da itiraf edecektir, herhangi bir soruya verdiğimiz cevap büyük ölçüde daha önceden benimsediğimiz metafiziksel görüşe dayanır.  Bu durum teistler için olduğu kadar materyalistler için de aynı derecede geçerlidir. Metafıziksel sonuç sıklıkla, kanıtın çarpıtılmış bir yorumunun gerekçesi olarak sunulur. Teistler ve natüralistler kanıtlan izlemeyi çoğunlukla reddederler; çünkü böyle yapmak onlan, benimsedikleri eski metafiziksel kanaatleriyle çelişecek bir temele götürür. [12]

Tanrı'nın varlığı ile ilgili argümanlar, doğruluk ve yanlışlık gibi belirlemesi zor olan kavramları kullanmaktadır. Teistik argümanlar, her ne kadar deneyimden kaynaklansa da, daima, rasyonel insanların, rasyonel bir şekilde anlaşmazlığa düştükleri tartışmalı metafizik ilkelere dayanmaktadırlar. Aslında bu, felsefedeki her argümanın başına gelmektedir.[13]

[Unutulmamalıdır ki, doğal teoloji de felsefesi bir çalışmadır.]

Eğer görüş çeşitliliğinin felsefe tarihi kadar yaygın olduğu başka bir disiplinin olmadığını hatırımıza getirirsek, apaçık bir argümandan beklenen konsensüsün felsefe tarihinde görülmediğini söyleyebiliriz. [14]

Bir kimse teleolojik delilin herkes için rasyonel olarak inandırıcı olması anlamında Tanrı'nın varlığının ispatı olup-olmadığını soracak olursa verilecek yanıt hiç kuşkusuz olumsuz olacaktır. Fakat muhtemelen sonuç, en azından, “ispat” fikrinin ne kadar yüksek standartlar seti olduğunu, teizmin ispatının prensipte ulaşılamaz olduğunu göstermektedir. Belki de, felsefede önemsiz tezler bile bu anlamıyla ispat edilemezler.[15]

Matematiksel olasılık sınırlarının içinde dahi, bilimsel yöntemin ilkelerini izleyen tarafsız ve insaflı bir kişi, % 99 ihtimalindeki bir önermeyi % 1 ihtimaline tercih edecektir. Ancak metafıziksel tercihler, kişinin bilimsel tarafsızlığına mani olabilir ve onun düşük ihtimalli önermeyi seçmesine neden olabilir. [16]

Birçok kimse Tanrı'nın varlığına ilişkin tam anlamıyla doğrulanabilir deliller istemektedirler. Oysa böyle bir tutum, inanmanın özüne ters düşer. Eğer Tanrı'nın varlığı, herhangi bir deneysel ya da soyut objenin varlığı gibi kanıtlanabilseydi, dindeki anlamıyla inanma yok olurdu. İnanma, bilerek düşünerek inanma, bir özgürlük, bir seçim ve bir karar verme işidir. Görünmeyene İnanmanın, dinî deyimle "gayba imân"ın önemi ve değeri, buradan gelmektedir. Eğer Tanrı, varlığını önümde duran şu masanın varlığı gibi bana dıştan empoze ettirseydi, o zaman tek-alternatif inanmak olurdu. Bu ise, insan özgürlüğünün sonu demektir. [17]

Tanrının Yokluğu İspat Edilebilir mi?

Tanrının varlığını ispatlama mükellefiyeti konusunda ateistlerin görüşü şöylece ifade edilebilir:

“Teist, tanrının var olduğuna dair iddia ile ortaya çıktığına göre, bu iddianın ispatının yapılması onun üzerine düşen bir yükümlülüktür. Tanrının var olduğu tezi yeterli kanıtlarla temellendirtmediği takdirde ispatlama işlemi tamamlanmamış olacaktır. Ateistlere göre, bu ispatlama yapılamamıştır ve dolayısıyla ateizm tek geçerli çözümdür. Çünkü tanrının varlığının ikna edici bir şekilde gösterilememesi ve başarısızlığı hali ateizmin zorunlu olarak haklılığını ve doğruluğunu gerektirir."[18]

Ateistin tanrının yokluğunu ispatlamak zorunda olmayışı, gerçekten var olmadıklarını bildiğimiz Noel baba, hayaletler, tek boynuzlu atlar gibi şeylerin var olmadıklarını ispatlamak için herhangi bir çaba içine girilmemesi mantığından kaynaklanıyor ki, doğrudur. Gerçekten hiç kimse sözü geçen şeylerin var olmadığını gösterme çabasına girmez.[19]

Maddesel herhangi bir varlığın bile yokluğunun gösterilmesi pratik anlamda mümkün değil iken, zaman ve mekânla kayıtlı olmayan bir varlığın (tanrının) yokluğunun gösterilebilmesi, elbette, mümkün değildir. Dolayısıyla, pratik olarak bakıldığında tanrının yokluğunu göstermenin zaten imkânsız olduğu açıktır. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken bir nokta daha vardır, şöyle ki; bir şeyin yokluğunun gösterilememesinden kaynaklanan imkânsızlık, o şeyin gerçekten var olmadığının garantisini vermez. O halde o şeyin kesinlikle var olmadığını iddia etme noktasında dikkatli olmaları gerekir.[19]

Diğer taraftan, kişinin doğal (fıtrata uygun) halini kendi su-i niyetiyle tahrip etmemesi halinde, teistik delillerin ikna ediciliği hususunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir.  [20]

Ateistin karşı karşıya geldiği durum, hayaletlerin yokluğunu ispatlamak gibi hakkında hiçbir bilgi ve emare bulunmayan, tamamen asılsız mevhum bir şeyin yokluğunu göstermek türünden bir mesele değildir. Söz konusu durum daha ziyade, ıssız bir adaya giden iki kişinin (teist ve ateist) sahilde rastladıkları birtakım ayak izleri üzerine yürüttükleri tartışmaya uygunluk göstermektedir. Teist, bu ayak izlerinin açıkça görüldüğü üzere, bir insana ait olduğunu ve kendisini doğrudan görme imkünı olmasa bile bu izleri bir insanın bırakmış olduğunu ileri sürecektir. Dikkat edilirse teistin çıkarımı birtakım delillere (ayak izlerinin varlığına) dayanmaktadır. Eğer sahilde ayak izlerine rastlanmadığı halde teist, adada bir insanın var olduğunu ileri sürseydi ve ateist buna itiraz ettiğinde “O halde bu adada insan olmadığını ispatla!” deseydi bu gerçekten saçma olurdu. Öyleyse hem teistin hem de ateistin bu ayak izlerine dair bir açıklama yapması gerekmektedir. Eğer ateist, ayak izlerinin varlığının adada bir insanın varlığını göstermeyeceğini ileri sürüyor ve adada insan bulunmadığını ispatlama zorunda olmadığını iddia ediyorsa, bu durumda izlerin oluşumunu mantıklı bir şekilde açıklaması gerekir. Ateist bir taraftan “adada insan olmadığını göstermek zorunda değilim!” diyerek, diğer taraftan da “ayak izleri tesadüflerin bir araya gelmesiyle meydana gelmiştir" demek suretiyle işin içinden sıyrılıp kendini haklı göstermeye kalkışmamalıdır. Açıktır ki, tesadüfe ve şansa dayalı göndermeler gerçek bir açıklama sayılamaz ve bilimsel izah kalıplarına uygun düşmez. Bu yaklaşım bilimsel düşünceyi tamamen dışlayıcı bir tavırdır. Çünkü karmaşıklık derecesi hesaplanamayacak kadar yüksek bir yapı olan evren tamamen tesadüf ve şansa dayanarak açıklamaya kalkışılırsa, evrenin içindeki her şey (evrenin bir alt kümesi olacağından) rahatlıkla yine tesadüf ve şans ile açıklanabilir demektir![21]

Bazı ateistler bir iddianın doğruluğunun yüzde yüz kesinlikle ispatlanmasının mümkün olamayacağı düşüncesinden hareketle tanrının varlığının kesin bir şekilde ispatlanamayacağını ileri sürmektedirler. Ancak aynı prensibin kendileri için de geçerli olduğu, yani tanrının var olmadığının kesin olarak gösterilmesinin imkân dahilinde olmadığının göz ardı edilmemesi gerekir. Aslında böyle bir yaklaşım, her tür bilginin imkânını ortadan kaldırması nedeniyle insana ait tüm zihinsel aktiviteyi bitirmiş olacaktır. [22]

Felsefe açısından bakıldığında kesin bir doğrulamanın yapılamayacağı ve bilimsel bilginin bu anlamda mutlak ispatlamadan uzak olduğu söylenebilir. Ancak, tanrı inancı sadece ve sadece bilimsel bilgiye dayalı bir doğrulamanın neticesinde ortaya çıkan bir şey değildir. Kesin doğrulamanın mümkün olamaması deneysel alan ile ilgili bir sorundur, fakat tanrının kendisi herhangi bir deneysel teste tabi tutulabilecek bir nesne olarak görülemez. Çünkü tanrı bilimsel bilgiye konu olabilecek ve masaya yatırılabilecck bir nesne değildir, tanrının varlığının dış dünyaya, bilimsel bilgiye ve akla dayalı delilleri olduğunda hiç şüphe yoktur, ancak bunların hiçbiri kişide inancın oluşmasını temin etmez. Bir başka deyişle, tanrı inancı salt bir bilgi meselesi olarak görülemez, öyle olsaydı tüm bilim adamlarının inançlı olması gerekirdi. Tanrı inancı bilimsel bir bilginin kesinlik taşımamasına benzemez, daha ziyade kişinin kendi varlığından şüphe duymaması gibi tanrının varlığından da emin olması durumuna benzer. [23]

Herkez İçin İspat Şart mıdır?

Teistik argümanların mantıksal açıdan kesin olmadığı gibi dini açıdan (her rasyonel kişi için) zorunlu olmadığı da söylenebilir. İnanan her rasyonel kişiye "Ya kendine iyi bir teistik kanıt bul ya da inanma!" denilemeyeceğini düşünüyorum. Birçok kişinin imanı, dini tecrübe ve otorite tanıklığı noktasında eksiklikler taşımıyorsa, felsefe pratiğine bağlı olmayabilir ki doğal teoloji felsefidir. [24]

İnanan bir kimse, inancını destekleyecek bir delil bulamadığı için, inancından vazgeçmez. İnanmayan bir kimse de teizmin delilleri karşısında söyleyecek hiçbir şeyi bulunmasa da inanmayabilir.[25]

Sofistike ontolojik ve kozmolojik argümanın belli bir entelektüel yeteneğe kavuşmamış kişileri Tanrı'ya yaklaştırma ya da Tanrı inancını kuvvetlendirme işlevi görebileceğini söylemek bir hayli zor olsa gerek.[26]

Gerek klasik delillere yapılan hücumlar, gerekse dinî iddiaların kavramsal çözümlemelerinde öne sürülen itirazlar, genellikle inancın birtakım delillerle ayakta durduğu görüşüne dayanmaktadırlar.[27]

 

İnsanların çoğu, teistik kanıtlar temeline dayanarak iman etmez; hatta onlar böyle kanıtların varlığından da haberdar olmadıkları gibi, imanlarını teistik kanıtlardan da beslemezler.[28]

Doğal teolojinin büyük savunucusu Thomas Aquinas onun değeri konusunda şu yaklaşımı bizimle paylaşmaktadır:[29]

Tanrı’yı bilmenin bize açık olan tek kapısı sadece akıl olsaydı insan soyu cehaletin en karanlık dehlizlerinde kalmaya mahkûm olurdu. Çünkü insanlar, akıl aracılığıyla, özellikle eksiksiz ve iyi kabul ettikleri tanrısal bilginin sadece çok azına sahip olabilir ve bu azıcık bilgiye ulaşmak da çok uzun zamanlannı alabilirdi.[30]

Bu nedenle doğal teolojinin sınırlılıkları bizi, dinî tecrübeyi ve özel vahyi ele almaya, değerlendirmeye sevketmektedir. Bu nasıl gerçekleşir? Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam, üçü de insanoğlunun en azından bir kısmının Tanrı hakkında bilgi sunan bir Tanrı tecrübesine ya da özel vahiylere muhatap olduklarını vurgulayan dinlerdir. Peygamberler ve diğer kutsal kadın ve erkekler ilahi olanla -görünüm, duyum ya da ilham ürünü beyanla- karşılaşmışlardır.[31]

 

 

Dipnotlar

[1]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[2]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[3]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[4]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[5]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[6]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[7]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[8]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[9]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[10]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[11]Evrim ve Tasarım. Der: Recep Alpyağıl. İz:2013

[12]Düzen. Dean L. Overman. Gelenek:2004

[13]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[14]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[15]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[16]Düzen. Dean L. Overman. Gelenek:2004

[17] Din Felsefesi. Mehmet S. Aydın. Selçuk:1992

[18]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[19]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[20]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[21]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[22]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[23]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[24]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[25] Din Felsefesi. Mehmet S. Aydın. Selçuk:1992

[26]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[27] Din Felsefesi. Mehmet S. Aydın. Selçuk:1992

[28]Din Felsefesine Dair Okumalar I. Recep Alpyağıl; Kemal Batak. İz:2012

[29]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[30]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[31]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010