İman

İman Nedir?

İman Hz. Peygamberi, vahiy yoluyla getirdiği tüm hususlarda tereddütsüz tasdik etmek ve getirdiklerine inanmaktır.[i]

 

İman Ettiğini Söylemek Şart mıdır?

İman öncelikle kalbin tasdik etmesi, yani onaylamasıdır. Tasdikkavramı bir hükmü veya bir haberi kesin olarak kabul etmek manasına gelir.  [ii]

 

İkrar, içten hissedilenlerin dil ile ifade edilmesine denir. [iii]

 

İmam Mâtüridî, İmam Eş’arî, Bakıllanî, Cüveynî, Gazzalî ve Ebu’l-Muîn en-Nesefî imanın kalbin tasdikinden ibaret olduğunu savunmuşlar, bu görüşlerine Kur’ân’dan ve hadislerden deliller sunmuşladır. [iv]

 

İman için hem kabin tasdikinin hem de ikrarın birlikte olması gerektiğini söyleyen âlimler de vardır. Birini diğerine feda etmemenin lüzumu üzerinde duran bu bilginler genelde Hanefî âlimlerdir. Buna göre insanın kalbindeki tasdik son derece önemli olmakla birlikte onun dışa vurulmasını da aynı şekilde lüzumludur. Bu âlimler kalpte gizlenenin ancak ikrar ile açığa çıkacağı kanaatini taşırlar ve kişiye dini hükümlerin tatbiki için şart olarak görürler.[v]

 

İmanın aslî unsuru kalbin tasdiki olmakla birlikte kalpte neyin gizli olduğunu insanlar bilemediği için, kalpteki inancın dil ile söylenip açığa vurulması, o kişinin de dünyada bu söz ve ikrarına göre bir işleme tâbi tutulması gerekmektedir. Bu sebeple ikrar, yani kalpte bulunan inancın dil ile ifade edilmesi, imanın bir parçası değil, âdeta onun dünyevî şartıdır.[vi]

 

Kalplerde neyin gizli olduğunu ancak Allah bilir. Bir kimsenin iman ettiği, ya kendisinin söylemesiyle veya cemaatle namaz kılmak gibi mümin olduğunu gösteren belli ibadetleri yapmasıyla anlaşılır. O zaman bu kimse mümin olarak tanınır, müslüman muamelesi görür, müslüman bir kadınla evlenebilir. Kestiği hayvanın eti yenir, zekat ve öşür gibi dinî vergilerle yükümlü tutulur. Ölünce de cenaze namazı kılınır, müslüman mezarlığına defnedilir. Eğer bir kimse inancını diliyle ikrar etmezse ona, müslümana özgü bu tür hükümler uygulanmaz.[vii]

 

Dil ile ikrar bu derece önemli olduğu için genellikle iman, "Kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır" şeklinde tanımlanmıştır.[viii]

 

Kalbin işin içinde olması mutlak şart olarak görülürken, bunu dil ile söylemeyen bir kişinin mümin olmasını kabul etmek gerekmektedir. Kalbi iman ile dolu olan kişilerin bir zorlama anında bunu inkâr etmeleri onların imanlarına zarar vermezken, hiç gereği yokken iki yüzlülükten iman ettiğini söyleyip bir başka yerde bu halini inkâr edenler mümin sayılmamaktadır. İslâm hiçbir kimseyi imana zorlamamakta ve isteyenin iman etmek, isteyenin de kâfir olmak hürriyetinin olduğunu bildirmektedir. [ix]

 

Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi kalbin tasdiki, imanın rüknü, olmazsa olmaz unsuru ve değişmez temelidir. Dilin ikrarı da, bu asıl ve gerçeğin tanınmasını sağlayan bir şarttır.[x]

 

İnsan Niçin İnanır?

Allah inancı insanda doğuştan varolan bir özelliktir. Kur’ân-ı Kerîm’de yaratılış anında varolan bu duygu “fıtrat” kavramı ile ifade edilir (er-Rûm 30/84). Her insan bu yetenekle donatılmış bir vaziyette dünyaya gelmektedir. Bu durumda insanın inanması, yaratılışında varolan bu özelliğin ortaya çıkarılmasından ibarettir. Bir hadiste her doğan insanın bu fıtrat üzerine doğduğu ancak ailesinin müdahalesiyle yahudi, hıristiyan veya Mecusî olmaya yöneltildiği bildirilmektedir (Buhârî, “Cenâiz”, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22). Ancak insan çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle bu yeteneğini zaman içinde kaybederek inanç ekseninden uzaklaşabilmektedir. Birçok âyette insanın yaratılışında varolan Allah’a yönelme duygusu üzerinde durulmakta, bu nedenle insanın inanmaya yatkın olduğu söylenmektedir. [xi]

 

Bu bağlamda her insan, kendisine verilen akıl sayesinde Allah’ın varlığını ve birliğini kavrayabilecek düzeyde yaratılmıştır. Burada asıl mesele, insanların yalnız varlık delilleriyle istidlal ederek Allah’ı bilme güç ve yeteneğine değil, insanın yaratılışının doğrudan bu delillerden birisi olması, her insanın fıtratında saklı bir içgüdü olarak bulunmasıdır.[xii]

 

İnsanda din duygusu doğuştandır. Nitekim çocuklar dinî istidatın uyanma ve gelişmeye başladığı dönemden itibaren hiçbir telkin ve uyarı sözkonusu olmaksızın olaylar arasında nedensellik bağlantıları kurabilmekte, kendisi başta olmak üzere çevresinde olup bitenleri fark etme bilincini kazanabilmektedir.[xiii]

 

Ergenlik çağından itibaren aklını kullanma ve nedensellik bağlantıları kurma kabiliyeti geliştiği için dini sorumluluklar başlar. İnsan dini açıdan sorumluluk çağına geldiği zaman özgür iradesiyle ya iman ya da inkâr eder. Çünkü insanın doğal yapısı, iman ve inkâra aynı düzeyde kabiliyetlidir. [xiv]

 

Nasıl İman Edilir?

İslâm dininde bir kimsenin mümin olabilmesi için tevhid veya şehâdet kelimelerini kalben kabul edip dillendirmesi yeterlidir. Bu imanın en kısa ve kestirme yoludur. [xv]

 

Tevhid yani “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah” yani “Allahtan başka ilah yoktur. Muhammed O’nun resûlüdür” veya şehâdet yani “eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûluh yani Ben Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve resûlu olduğuna şahitlik ederim” sözlerini inanarak söylemek mümin olmanın kapısını açmak demektir. [xvi]

 

İnanılacak Olanlar Nasıl Belirlenir?

Allah’ın birliğine, O’nun sonsuz güç ve kudret sahibi olduğuna, Hz. Peygamber’in O’nun gönderdiği son elçi olduğuna şeksiz şüphesiz … iman etmeye toptan (icmalî) iman denilir. Allah’ı, O’nun elçisini ve vahyini toptan kabul etmeyi gerektiren bu iman peygamber aracılığıyla gelen bütün ilâhî mesajları kabul etmeyi içine alır.[xvii]

 

İnanç esaslarının çıkarıldığı kaynak, Kur’ân’ın ve Hz. Peygamber’in varlığı kesin olan hadisleridir. Yani hem ortaya çıkışında hem de ne anlama geldiğinde hiçbir kuşkunun bulunmadığı âyet ve hadisler inanç esasının çıkış yeri ve temel kaynaklarıdır. Kur’ân’da zikredilen her şey bir bakıma inanç esasıdır. [xviii]

 

İnanç esaslarında zorlama yoktur. Kişinin, Hz. Peygamber’in getirdiği inanç esaslarına zorlanması ve dolayısıyla neticesinde bir karşılık beklemesi söz konusu değildir. İtikat esaslarını kabullenmek veya kabullenmemek kişilerin kendi sorumluluğu dâhilindedir. Kur'ân, bu konudaki tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur:  “De ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (el-Kehf 18/29).[xix]

 

İslâm’ın her şeyini kabul eden ama temel inanç veya ibadetlerden birini veya birkaçını kabul etmeyen kişi İslâm dairesinden uzaklaşır. Kur'ân-ı Kerim’de Yahudilere hitaben "Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz! Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında rüsvalık, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir" (el-Bakara 2/85) denilmek suretiyle inanç esasında bölünmeye yer olmadığına dikkat çekilmiştir.[xx]

 

İman Etmek İçin Hangi Detayda Bilgiye İhtiyaç Var?

İcmâlî İman, inanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir. İmanın en özlü ve en kısa şekli olan icmâlî iman, tevhid ve şehadet kelimelerinde özetlenmiştir.[xxi]

 

Tevhid kelimesi: Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah (Allah'tan başka hiçbir Tanrı yoktur. Muhammed O'nun elçisidir) cümlesidir. Şehadet kelimesi de: Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh (Ben Allah'tan başka hiçbir Tanrı olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tanıklık ederim) ifadesidir.[xxii]

 

İmanın ilk derecesi ve İslâm'ın ilk temel direği budur. Gerçekte Allah'ı yegâne Tanrı tanıyan, Hz. Muhammed'i O'nun peygamberi olarak kabullenen kişi, diğer iman esaslarını ve Peygamberimiz’in getirdiği dini de toptan kabullenmiş demektir. Çünkü diğer iman esasları bize Hz. Peygamber aracılığıyla bildirilmiştir. Öyleyse Allah elçisini tasdik etmek, getirdiği hükümleri de tasdik etmek demektir. [xxiii]

 

Mümin sayılabilmek için, icmâlî iman yeterli olmakla birlikte, İslâm'ın diğer hükümlerini ve inanılması gerekli olan şeylerin her birini kişinin teker teker öğrenmesi zorunludur.[xxiv]

İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya tafsîlî iman denilir. Tafsîlî iman üç derecede incelenir:[xxv]

 

Birinci derece, Allah'a, Hz. Muhammed'in Allah'ın peygamberi olduğuna ve âhiret gününe kesin olarak inanmaktır. Bu, icmâlî imana göre daha geniştir. Çünkü burada âhirete iman da yer almaktadır.[xxvi]

 

İkinci derece, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, öldükten sonra tekrar dirilmeye, cennet ve cehennemin, sevap ve azabın varlığına, kazâ ve kadere ayrı ayrı inanmaktır. Tafsîlî imanın ikinci derecesi amentüde ifade edilen prensiplerdir.[xxvii]

 

Üçüncü derece, Hz. Muhammed'in Allah katından getirdiği, bize kadar da tevâtür yoluyla ulaştırılan bütün haberleri ve hükümleri tasdik etmektir. Bir başka ifadeyle, mânası apaçık (muhkem) âyet ve mütevâtir hadislerle sabit olan hususların hepsine ayrı ayrı, Allah ve Resulü'nün bildirdiği ve emir buyurduklarını da içine alacak şekilde bütün ayrıntıları ile inanmaktır. Bu durumda namaz, oruç, hac ve diğer farzları, helâl ve haram olan davranışları öğrenip bütün bunların farz, helâl ve haram olduklarını yürekten tasdik etmek tafsîlî imanın üçüncü derecesini oluşturur.[xxviii]

 

Müslüman olmayan bir kimse, icmâlî iman ile İslâm'a girmiş olur. Bu iman üzere ölürse neticede cennete girer. Fakat tafsîlî iman ile müslümanın imanı yücelir, olgunlaşır, sağlam temeller üzerine oturur. Bir insanın, Allah'ı ve O'ndan geleni gönülden tasdik ettikten sonra, Hz. Peygamber'in açıkladığı buyruk ve yasakları bütünüyle, farzı farz, haramı haram bilerek öğrenmesi, kabullenmesi ve uygulaması gerekir. Tafsîlî imanın üçüncü derecesi, zarûrât-ı diniyye denilen ve inanılması zorunlu bulunan bütün inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk hükümlerine inanmayı içermektedir.[xxix]

 

Dini İnceleyerek İnanmak Gerekir mi?

Bir kimsenin çevresindeki ana, baba, kardeş, komşu, hoca ve değer verdiği diğer kişilere bakarak, hiçbir araştırma yapmadan inanmasına taklit, bu tür imana da taklidî iman denir. Böyle bir kişiye de mukallit adı verilir. İslam dini, insana sevk ettiği inanç esaslarını araştırıp, delil, akıl ve düşünceye dayandırarak iman etmesine önem vermiştir. Böyle iman türüne tahkikî iman, bu imanâ sahip kişiye de muhakkik adı verilmiş ve en yüksek iman etme şeklinin bu olduğu belirtilmiştir. [xxx]

 

Dinin anlaşılmasında aklın, tefekkürün önemi hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir. Dini düşüncenin mutlaka aklın rolüyle şekillenmesini isteyen İslam, taklit yoluyla mümin olmayı değil, tahkik yani araştırma ve inceleme yoluyla mümin olmayı teşvik etmiştir. Bununla birlikte genişleyen İslam coğrafyasında herkesin Kur’an dili olan Arapça’yı bilmesi mümkün olmadığı için mukallidin imanı da kısmen kabul görmüştür. Kur’ân’ın bütün taklit yollarını kapatmadığı, iyi, güzel ve doğru olanın taklidine açık kapı bıraktığını belirten bir kısım âlimler belli şartlarda taklidî imanın caiz olduğunu savunmuşlardır.[xxxi]

 

Özellikle Ebû Hanîfe ve İmam Mâtüridî mukallidin imanının geçerli olduğuna hükmetmiştir. Eş’ariyye mezhebi de onların bu görüşüne katılmaktadır. Ancak bu iki mezhebe göre de mukallit, araştırmayı terk etmesinden dolayı sorumlu görülmektedir. [xxxii]

 

 

Dipnotlar

[i]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[ii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[iii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[iv]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[v]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[vi]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[vii]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[viii]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[ix]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[x]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xi]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xiii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xiv]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xv]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xvi]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xvii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xviii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xix]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xx]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxi]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxii]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxiii]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxiv]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxv]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxvi]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxvii]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxviii]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxix]Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xxx]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxxi]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxxii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010