Muhyiddin İbnü’l-Arabî Kâbe’de tavaf ediyordu. Tekbir, tahmid ve tehlîl getiriyor, kâh Hacer-i Esved’i selamlıyor, kâh Yemen rüknüne dokunuyor, kâh Mültezem duvarına yaklaşıyordu. Hacer-i Esved’in önünde bir vecd hâli hasıl oldu ve esrarengiz bir gençle karşılaştı. O kendini “konuşan ve susan, canlı ve ölü, basit ve mürekkeb, örten ve örtülen” gibi bazı sıfatlarla tanıttı. 

Bu genç İbnü’l-Arabî’den kendisini okumasını istedi ve “Bende ne görüyorsan, onu eserine geçir ve kabiliyet sahiplerine öğret” dedi. 

Birlikte yedi tavaf yaptılar. 

İbnü’l-Arabî, ondan her tavafta, el-Fütühâtu'l-Mekkiyye (Mekke Fetihleri) adlı meşhur eserinin bir bölümünü okudu. Eserin içindeki bütün bilgileri bu görüşme esnasında -özet olarak- aldı. Bu bilgilerin yazıya geçirilmesi tam otuz bir yıl sürdü. Yaklaşık on yedi bin sahifelik dev bir eser ortaya çıktı.

 

Muhyiddin Arabi ve Futuhat-ı Mekkiyye

Veysel Akkaya’nın Haccı Yaşayanlar (Nesil:2008) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.