Doğru Anlamı Arama

Dücane Cündioğlu'nun Kur'an'ı Anlamanın Anlamı (Kaknüs: 2005) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Anlama-yorumlama faaliyetinin “sübjektif karakteri” göz önüne alındığında ve Tefsir Tarihinin ortaya koyduğu örnekler de elimizdeyken, Kur’an’ın herkesçe kabul görecek şekilde tek ve nihaî yorumunun yapılabilme imkânının bulunamayacağı aşikârdır. İlahî vahyin bir noktaya kadar farklı okumaları olacaktır ve kanaatimizce bu tabii de karşılanmalıdır. Ancak okuduğumuz, anlamaya/yorumlamaya çalıştığımız metnin, —tabiri caizse— karşımızda âdeta eli-kolu bağlı bir vaziyette duran ve kişisel heyecanlarımıza, indi ve spekülatif yaklaşımlarımıza ses çıkarmayan/çıkaramayan bir mahiyet taşıdığı sanılıyor, bu yüzden de her isteyenin istediği şekilde mânâlar istinhar edebileceği sanılan böylesi bir kelâmdan çeşitli ilhamlar alınabileceği düşünülüyorsa, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki bu zanlar fevkalâde yanlıştır ve Kur’an-ı Kerim’in rehberlik vasfına halel getirecek derecede cahilce yakıştırmalardır.

Belki bir söz’ün tek ve nihaî yorumu yoktur, ama unutulmamalıdır ki sonsuz ve sınırsız yorumu da yoktur.

Bu nedenle, bir ayetin farklı şekillerde anlaşılabilmesi, onun farklı anlamlar vermek üzere vazedildiğini göstermez; yani farklılık anlaşılandadır, anlatılan’da değil! Üstelik bir sözün birden fazla şekilde anlaşılması halinde, onun birden fazla doğru anlamının bulunduğu sonucunu çıkarmak yanlıştır; aksine “onun birden fazla anlamı vardır ama neticede bir doğru anlamı vardır” demek daha doğrudur.

Eş Anlamlılık

Bir kelimenin, kullanıldığı dil içerisinde <çokanlamlı> lafızlardan biri olması, o kelimenin bir cümle içerisinde birden fazla anlam taşıdığını göstermez. Çünkü değişik bağlamlar içinde, aynı zamanda konunun gerektirdiği yolda, anlamlarından ancak birini yansıtır.

Her dilde ‘eşanlamlı’ ve ‘çokanlamlı’ kelimeler vardır ve bu kelimeler kullanıldıkları farklı cümlelerde farklı anlamlar taşıyabilirler. Ancak farklı vecihleri olan kelimeler, bir cümle içerisinde ve bir defada bu farklılıkların hepsini ifade ermezler.

Tekrarlamak gerekirse bir kelimenin birden fazla anlama gelip gelmediği meselesi değildir. Burada üzerinde durulan cihet, birden fazla anlama gelen bu lafızların, bir defada, bir kullanımında birden fazla anlama gelip gelmedikleridir. 

Kelime —çok anlamlı olmasına rağmen— her farklı kullanımında sadece o kullanımı için bir tek anlam verir.

Kelime cümlenin içerisine dahil edilmeden önce —tabiri caizse— özgürdür. Onu cümleye dahil eden, artık onun ifade edeceği şeyi de tayin ermiş demektir. Muhatap, kelimenin o cümleye girmeden önceki anlamlarının ya da başka cümlelerdeki anlamlarının dökümünü yapmak suretiyle anlamı tayin edemez, sadece tahmin edebilir. Anlamı tayin eden, o anlamı muhatabına iletmek isteyen olduğuna göre, doğru anlam, ona formunu veren kimsenin kastettiği anlamdır; o gerçek formunu kelimenin müşterek kullanımında değil, kelimenin geçtiği cümle(ler)de bulur, çünkü her cümle onu kullananın mührünü taşır.

Tarihte Eş Anlamlılık Hakkında Farklı Yaklaşımlar

İmam Şafii ve takipçilerinin büyük bir kısmı, lafzı müştereken umum ifade edebileceğini, yani birden fazla anlam taşıyan bir lafzın bir kullanımında bu anlamların hepsine birden şâmil olabileceğini iddia etmişler ve mezkûr ayetleri de bu ilkeden hareketle yorumlamışlardır.

Bu görüşe karşılık, Ebu Abbas Saleb (öl.903) ve Muhammed b. Ahmed el-Ezherî (öl. 980) gibi dilbilimciler, müşterek lafzın gösterdiği anlamların tamamının, onun bir defa kullanılmasıyla kastedilmeyeceğini söylemişlerdir. Kerhî, Cessâs, Debusı, Pezdevî ve Serahsî gibi Hanefî usûlcüler, İmam’ul Harameyn ve Gazâlî gibi Şafii usûlcüler, ayrıca Ebu Hâşim (öl.933), Ebu Abdullah el-Basrî (öl.979) ve Ebu’l Hüseyn (öl. 1044) gibi Mutezilî usûlcüler de bu görüştedirler.

Bu ikinci yaklaşıma göre —ki biz de bu kanaatteyiz—, müşterek lafız, ifade ettiği anlamların hepsine bir defada ve bir tek bir kullanımında bütün anlamlarının kastedilmesi, evvelemirde lafzın Arap dilindeki vazedilme esasına aykırıdır.