Vahiy

Vahiy, Allah’ın, peygamberlerine dilediği bilgileri doğrudan veya bir vasıta ile kendisinden geldiğine şüphe edilmeyecek şekilde ve alışılmamış bir tarzda gizlice bildirmesidir.[i]

 

Allah, insanlar arasından seçmiş olduğu peygamberleri aracılığıyla insanlara seslenmiş ve mesajlarını; emirlerini ve yasaklarını bu yolla iletmiştir. Peygamberler, Allah’tan aldıkları biçimiyle vahyi toplumlarına aktarmışlar, açıklamışlar ve nasıl uygulanacağını göstermişlerdir. [ii]

 

Vahiy Mümkün müdür?

Vahyin varlığının tanrıya imanın zorunlu bir sonucu olduğu söylenemez. Açıktır ki, insanın tanrının varlığına inanması, O’nun mesajına inanmasının ön şartı olmakla birlikte, yeter şartı değildir. Çünkü ne insan ne de alemle herhangi bir ilgisi bulunmayan deist bir tanrı anlayışı kabul edildiğinde orada vahiy fikrine yer yoktur. [iii]

 

Şüphesiz İslâm âlimleri arasında Allah’ın kelâmı olarak vahyin akıl açısından makul olduğu konusunda hiçbir görüş farklılığı yoktur. Bununla birlikte, vahyin imkânı ve temellendirilme biçimlerinde, bir başka ifadeyle tanrı tasavvurlarında öne çıkardıkları niteliklerde farklılaşmaktadırlar. Burada Mu‘tezile Allah’ın adil oluşundan hareket ederek, peygamber göndermeyi dolayısıyla vahyi Allah üzerine vacip kılarken, Mâtürîdîler O’nun hakim oluşuna vurgu yaparak bunu hikmetin gereği olarak değerlendirmişlerdir. Eş'âriler ise mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunan yan. tanrı tasavvurundan hareket etmişlerdir. Onlara göre Allah'ın vahiy göndermesi zorunlu değildir, bunda bir hikmet aramak da gerekmez. Onlara göre Allah dilerse vahyini gönderir dilemezse göndermez. Göndermesi bir lütuftur ancak göndermemesi hikmetsizlik ve zulüm değildir. [iv]

 

Kur’an’da açıkça bildirildiği üzere Allah’ın insanlara yönelik vahyi Hz. Adem ile başlamış ve süreç içinde Hz. Peygamber’e kadar Nuh, İbrahim, Musa ve îsâ gibi pek çok peygambere vahiy gelmiştir. Hz. Peygamber, tarih boyunca devam edegelen bu peygamberlik zincirinin son halkası, Allah’ın insanlara gönderdiği son elçisi, dolayısıyla vahyin de son muhatabıdır. Ancak tarih boyunca sürekli kendilerini Allah elçisi olarak sunan ve aynı temel prensipleri dile getiren belirli kişilerin varlığı, vahyin gerçekliğine işaret eden tarihî bir delil olarak da düşünülmelidir. [v]

 

Vahiy Gerekli midir?

“İnsanlar bir tek ümmetti. Allah, müjde verici ve uyarıcı olarak Peygamberleri gönderdi, insanların ayrılığa düşeceği hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak kitaplar indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah, dilediğini doğru yola eriştirir.” (Bakara, 2/213)

 

Bu ayet-i celîle, İlâhî kitapların gönderiliş sebeplerini bildirir. Buna göre, İlâhî kitaplar, insanların aralarında ayrılığa düştükleri hususlarda hüküm vermek için indirilmiştir. Çünkü en doğru hüküm İlâhî kitaplarda bulunur. Çünkü İlâhî kitaplar, Allah kelâmıdır. [vi]İnsan akıl sahibi bir varlıktır. Aklı sayesinde iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt edebilir. Allah, vahiy göndererek hem insanın aklını, iyi, doğru ve güzel olan eylere yönlendirmiş, hem de insanın aklıyla bulamayacağı yüksek hikmetleri dile getirmiştir. [vii]

 

Vahiy, Allah’ın varlığı, alemin yaratılışı, ölümden sonraki hayat ve ruhanî varlıklar hakkında da bilgi verir. İnsanın algı gücünü aşan bu kabil konular, vahiy sayesinde daha iyi anlaşılabilir.İnsanın dünyadan başka bir de ahiret hayatı vardır. Ahiret hayatında nelerin olacağı ve burada insanın dünyadaki kazanımlarına göre karşılaşacağı durumlarla ilgili bilgileri insanın aklıyla elde etmesi mümkün değildir. Ölüm sonrası yeniden diriliş, kıyamet günü, hesap, cennet, cehennem vb. gibi konularda bilgilerimizin kaynağı vahiydir. [viii]

 

Vahiy Nasıl Birşeydir?

Vahiy, Allah Teâlâ'nın dilediği şeyleri peygamberlerine, mahiyeti bizce tam bilinemeyen bir yolla bildirmesi, Allah'la elçisi arasında bir çeşit gizli ve süratli haberleşme, Allah'ın elçisinin kalbine indirdiği şey demektir. Nasıllığını ve niteliğini ancak onu yaşayan peygamber bilir. O, Allah'la peygamberi arasında bir sırdır. Ancak vahyin geliş şekilleri ve peygamberde meydana getirdiği etkiler ashabı vasıtasıyla bilinmektedir. [ix]

 

Vahiy ile, kalpte beliren bilgi demek olan ilham arasında fark vardır. Vahiy peygambere gelir, Allah tarafından korunur ve gözetim altında peygambere ulaşır. Peygamber vahyi alırken bilinci yerindedir. İlham ise korunmuş değildir, yanılma payı vardır ve bilinç dışı olarak Allah'ın sevgili kullarının kalbinde beliriverir. [x]

 

Vahyin nasıl bir olay olduğunun ve mahiyetinin insanlarca bilinemeyişi ve algılanamayışı, vahiy olgusunu inkâr etmeyi gerektirmez. Çünkü bugün pozitif bilimlerin özellikle parapsikolojinin ilgilendiği metapsişik olaylar, varlığı kabul edilen fakat net ve bilimsel olarak açıklanamayan olaylardır. [xi]

Aslında vahyin mahiyetine ve nasıllığına yönelik bu ve benzeri sorular metafizik alana ait olması sebebiyle insan aklının sınırlarını aşmaktadır. İnsan aklıyla vahyin ‘varlığına’ ulaşabilirse de, bu varlığın künhünü yani aslını bilemez. Dolayısıyla vahyin mahiyeti hakkında ancak naklî delillere dayanarak bir açıklama getirebilir. O halde burada naslara başvurmak kaçınılmaz olacaktır. Fakat konuyla ilgili Kur’an’da bazı işaretler dışında açık bir bilgi bulunmamakta, bundan dolayı da vahiy, Allah ile peygamberleri arasındaki bir ‘sır’ olarak nitelenmektedir. Dolayısıyla vahyin, sözlük anlamının da işaret ettiği gibi, insan bilgisini aşan ‘gizli’ bir tarafı var olacaktır. Bununla birlikte Kur’an’da Hz. Peygamber’in tecrübesine işaret eden âyet ve hadislerden hareket ederek bazı yorumlarda bulunmak mümkündür. [xii]

 

Peygamberlere gelen ilahi mesaj, bir olgu olarak anlaşılmasında birtakım güçlükleri taşımaktadır. Bilindiği şekliyle vahiy, Allah Teala'nın kullarıyla irtibat kurmasıdır. Varlığı gereği ve ondan kaynaklanan bir sebeple o, insanlar tarafından görülememekte ve onlarla bildiğimiz şekilde tabii yollarla konuşmamaktadır. [xiii]

 

Vahyin nasıl bir hadise olduğu (keyfiyeti) konusu ilâhi bir sırdır. Nitekim peygamber dahi bazı benzetmeler yapmak suretiyle vahiy olayını ifadeye çalışmıştır. Evvelâ şu hususlara dikkat çekerek konuya yaklaşmaya çalışalım: [xiv]

 

Şüphesiz, İmam A'zam'ın ifade ettiği ve akaid kitaplarımızda nakledilegeldiği üzere "Allah Teâlâ âletsiz ve harfsiz konuşur; harfler mahluktur, Allah kelamı ise mahluk değildir. " Dolayısıyla "Onun kelamı harfler ve sesler cinsinden değildir " (Fıkh-ı Ekber, Akâid-i Nesefi ve diğerleri) [xv]

 

Bilindiği gibi kelam (kelime-söz); lâfız ve manadan ibarettir. Ve bunlar birbirinden ayrılamazlar. Ancak aklen ayrı düşünülebilir. Hiç şüphesiz kullandığımız dillerde olduğu gibi ilâhi kelamda da, yani vahiyde asıl olan bu anlamdır. Bu yönüyle anlam, hiçbir dile has kılınamaz. Binaenaleyh o, bütün dillerin ortak ve evrensel yönüdür, diyebiliriz. Lâfız ise, lisanın evrensel olmayan yanıdır. [xvi]

 

Tabiidir ki tek bir anlam yanında pek çok lâfız olabilir. Lâfız, anlamın bir kalıba girmiş halidir. Diğer bir ifade ile anlam, tıpkı su gibi girdiği kabın şeklini almaktadır. Dolayısıyla telâffuz edilen her kelimenin, şeklini aldığı kaba göre bir veya daha çok anlamı olabilir. [xvii]

 

Hiçbir dille vasıflandıramayacağımız Allah, irtibat kurmak istediği toplum içinden bir peygamber seçer ve vahyetmek istediğini, orada konuşulan lisan kalıplarına döker. Böylece de peygamber ve içinde bulunduğu toplum ilâhi mesajı idrak eder. Aksi takdirde o kelamı anlamak söz konusu değildir. [xviii]

 

Vahiy Olarak Kur’an

Allah Teâla’nın yeryüzünde Hz. Adem ile başlattığı diyalogda son Peygamber Hz. Muhammcd aleyhisselâma gelinceye kadar farklı elçilerin dilinden hep aynı inanç esaslarının insanlara ulaştırıldığı bilinen bir husustur. Nitekim bu bilgi Kur’an’da şöyle zikredilmektedir: [xix]

“Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: ‘Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin' diye vahyetmişizdir’’ (Enbiyâ 21/25).

 

Lütuf sahibi bir tanrıya iman vahyi gerektirdiği gibi şayet başka vahiy gelemeyecekse o vahyin korunmasını da gerektirir. Zaten Kur’an’da bu gereklilik bir gerçeklik olarak sunulmaktadır. [xx]

“Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz” (Hicr 15/9).

 

Elbette vahye inanmayan bir kişi için, vahyin tahrif edilmemişliği vahyin kendisinden bir delil getirilerek ispatlanamaz. Ancak tarihi verilere dayanarak süreç içinde herhangi bir bozulmaya uğramadığı delillendirilebilir. Zaten pek çok oryantalist Kur’an’ın vahiy olduğuna karşı çıkarak onun Allah'ın kelamı değil Hz. Peygamber’in sözleri olduğu iddia etse dahî, mevcut metnin otantik olduğunu tarihi gerçekleri göz ardı edemeyerek itiraf etmektedir. [xxi]

 

İlâhî Hitabın Şekilleri

Şûrâ sûresinin “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur veyahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini bildirir” (eş-Şûrâ 42/51) meâlindeki âyetinde Allah-peygamber diyalogunun farklı şekillerde gerçekleştiği ifade edilmektedir.[xxii]

 

Doğrudan vahyetme

Vahyin bu şekli herhangi bir vasıta olmadan ilham, mananın kalbe aktarılması veya rüyâ yoluyla gerçekleşir. Musa’nın annesine (Tâhâ 20/37-38), ayrıca İbrahim’e de İsmail’i kurban etmesi (es-Sâffât 37/102) için yapılan vahiy rüya ile olmuştur. Müfessirler vahyin bu şeklinin peygamber olmayanlar için de gerçekleştiğini belirtmişler, Musa’nın annesi peygamber olmadığına göre onun için söz konusu olan vahyin peygamberlerinki ile aynı türden olamayacağını belirtmişlerdir. Peygamber, vahyin kalbine Allah tarafından bırakıldığından şüphe etmeyecek şekilde kesin bir bilgiye sahip olur. Peygamberler dışındaki insanlara vâki olan ilham ise kesin bilgi kaynağı sayılmaz.[xxiii]

 

Rüyâ Kur’an’da doğrudan bir vahiy şekli olarak takdim edilmemekle birlikte Hz. İbrâhim’e oğlunu kurban etmesi yönündeki emrin rüyâda verilmesi (es-Sâffât 37/102-105) ve Hz. Âişe’den rivayet edilen: “Resûlüllah’a gelen vahiy, uykuda rüyay-ı saliha (sadıka) şeklinde başlamıştı, gördüğü her rüya sabah aydınlığı gibi açık seçik gerçekleşirdi” (Buhârî, “Bed’ü’l-Vahiy”, 3) şeklindeki hadisten hareketle rüyânın da bir çeşit vahiy olduğu kabul edilmiştir.[xxiv]

 

Perde Arkasından Konuşmak

Bu hitap şeklinde Allah, peygambere perde arkasından konuşur. Bu da ilâhî kelâmın belirli bir cisimde (meselâ ağaçta) yaratılması suretiyle gerçekleşir. Allah’ın perde arkasından konuşmasının anlamı, görülemeyeceği şekilde konuşması demektir. [xxv]

 

Elçi İle Vahiy

Allah’ın peygamberlere hitabının üçüncü şeklinde vahye Cebrail isimli melek aracılık etmektedir. Cebrail ya bir insan suretinde ya da aslî şekliyle ilâhî mesajı ulaştırır. Hz. Peygamber: “Bazan melek bana adam şeklinde görünür, benimle konuşur ve ben de söylediğini iyice bellemiş olurum” (Buhârî, “Bed’ü’l-Vahiy” 3) buyurarak vahyin bu türüne açıklık kazandırmıştır. Vahye meleğin aracılık yapması ulûhiyet âlemi ile insanî tabiatın birbirine benzememesi sebebiyle aralarında doğrudan bir ilişkinin kurulamaması şeklinde izah edilmiştir. Vahyin gelişi çoğunlukla bu şekilde gerçekleşmiştir. Sonra peygamberler vasıtasıyla diğer insanlara yapılan tebliğ ve telkinlerin de bu kısma dâhil olduğu ifade edilmiştir.[xxvi]

 

 

Dipnotlar

[i]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[ii] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

[iii] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[iv] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[v] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[vi] Delilleriyle İslam Akaidi. Mehmet Bulut. Erkam: 2010

[vii] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

[viii] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

[ix] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[x] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xi] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

[xii] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[xiii] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[xiv] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[xv] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[xvi] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[xvii] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[xviii] Kelam El Kitabı. Şaban Ali Düzgün…Grafiker:2012

[xix] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[xx] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[xxi] İslam İnanç Esasları. Şaban Ali Düzgün... Grafiker:2013

[xxii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxiii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxiv]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxv]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

[xxvi]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010