Tasavvufun Doğuşu


Tasavvuf El Kitabı (Grafiker: 2012) kısaltılarak alınmıştır. Başlıklar bize ait...

Zühd Nedir

Bir şeye isteksiz olmak, değer vermemek anlamına gelen zühd; dünyaya, maddeye ve eşyaya, tasavvufi kullanımıyla “masiva”ya değer vermeme, dünyadan ve dünyalık peşinde koşmaktan yüzçevirme, hayatı âhirete dönük olarak yaşama, bu amaçla ibadetlere sarılma demektir.

Zühd İslam'a Özgü Bir Tutum mudur?

İnsanoğlunun dünya hayatına karşı tutumunu ifade eden bu durum, din ve milliyeti ne olursa olsun her zaman ve kültürde var olagelen bir kabuldür. İbnü’l-Cevzi, menfaatine düşkün, putperest Arap toplumunda dahi, insanların içinde bulundukları durumdan rahatsız olan, buna bir tepki olarak örneğin, Kâbe’nin civarında hayatını sürdüren ve ibadetle meşgul olan insanlardan bahsetmektedir. Keza “Hanifler” adı verilen ve putlara tapmaktan sakınan bazı şahısların da aynı şekilde hareket ettikleri bilinmektedir. Hz. Peygamber’e risalet gelmeden evvel de Hıra mağarasında uzlete çekilip, yılın belirli zamanlarında inziva hayatı yaşadığı ve burada Allah’ı tefekkür ile meşgul olduğu malumdur.

Tabii ki bu durum, zühd hareketinin gayr-ı İslâmî kökene dayandığı anlamına gelmemektedir. Mistik eğilim bütün dinlerde müşterek bir husustur. Ancak, mistik duygunun tezahürleri, her inancın kendine özgü hususiyetlerini taşımaktadır.

Tasavvufun İlk Dönemi ve Sosyal Arka Planı

Bu ruhanî ve manevî hayatın seyrini ifade etmek üzere, tasavvuf tarihinde asr-ı saadetten itibaren tabiîn ve tebe-i tabiîn devrini kapsayan ve Horasanlı ünlü zâhid Şakîk-i Belhî’ye kadar (ö.809) devam eden hicri iki asırlık zaman dilimi zühd dönemi olarak adlandırılmaktadır.

Bu dönemi daha iyi ve sağlıklı değerlendirebilmek için Emeviler dönemi öncesi ve sonrası itibarıyla ele almak yerinde olur. Özellikle Hz. Osman devrinden itibaren patlak veren hadiseler, Emevi yönetiminin keyfî uygulamaları ve bunların psikolojik ve sosyal yansımaları, zühd hareketini şekillendiren önemli bir unsur olmuştur.

Tasavvuf Hareketinin Ortaya Çıkışında Hz. Peygamberin ve Sahabenin Rolü

Tasavvuf tarihinde de zühd telakkisi İslâm'ın kendi dinamikleriyle ortaya çıkan ve bilahare kitleselleşen bir hareket olarak karşımıza çıkmış, bu anlayışın Kur’ân-ı Kerim’den sonra birinci derecede kaynağı Hz. Peygamber’in zahidane hayatı olmuştur.  

Sahabe içerisinde ruhanî yaşantısı itibarıyla zahidlere örnek teşkil edecek çok sayıda sima mevcuttur. Onlar, Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği bütün ahkâmı öğrendikleri gibi, onun zâhidâne yaşayışını da örnek almışlar ve bir sonraki nesle aktarmışlardır. Bu itibarla sahabe de Hz. Peygamber’in yolundan giderek zühd ve takva yolunu seçmiş ve zühd, onların döneminde benimsenen bir hayat tarzı olmuştur.

Bütün mesaisini ilme harcayan, İslâm’ı tebliğ eden, daha fazla ibadetle meşgul olan Ebu Zerr, Ebu’d-Derdâ ve Ebu Hureyre gibi çoğunluğunu suffe ashabının oluşturduğu kişilerin yanında, hem din hem de dünya ile meşgul olan, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam gibi dünya ve nimetlerine karşı müspet bir tutum takınıp, mal varlığını İslâm için harcayanlar, gerektiğinde, savaşa hazırlanan ordunun ihtiyaçlarını karşılayanlar, fakir ve ihtiyaç sahiplerine yardım edenler de vardı.

Netice itibarıyla sahabe, genel olarak Hz. Peygamber’i kendisine örnek alarak ölçülü bir zahidane hayatı benimsemiştir. Hz. Peygamber’in ve sahabenin yaşayışı olarak karşımıza çıkan ve özellikle Allah korkusu, hüzün, sabır, riyazât, huşû’, vera’ ve dünyaya kıymet vermeme şeklinde tezahür eden bu yaklaşım, İslâm’ın ruhanî hayatının esasını teşkil etmektedir.