Hz.Selman-ı Farisi (r.a)

 

 

 

 

 

 

 

 

Zühd

Za’dân el-Kindî’den naklediliyor:[1]

Ali (r.a) Selman’dan söz edip şöyle dedi: “Sizin için Lokman Hekim gibi biridir. Selman bizdendir ve ehli beytten biri olarak bizim yolumuzdadır. O önceki ve sonraki âlimlerin ilmine sahiptir. İlk (Tevrat ve İncil) ve son (Kur’ân) kitabı okur. Uçsuz bucaksız engin bir denizdir”.

 

Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a) ziyaret kastıyla Selman’ın yanına gitmişti.[2]

Selman (r.a) ağlamaya başladı.

Sa’d ona;“Niçin ağlıyorsun? Arkadaşlarına kavuşacaksın ve Havz-ı Kevser kenarında Hz. Peygamber (s.a)’e varacaksın. Peygamberi­miz senden razı olarak âhirete göçtü” diye teselli etmeye çalıştı.

Selman şu cevabı verdi:“Ben ölümden korktuğum için ağlamıyorum. Dünyaya bağlılıktan da değil. Fakat Rasûlullah (s.a) bize tavsiyede bulundu ve bizden söz alarak şöyle dedi: ‘Dünyadaki nasibiniz, yolcunun azığı kadar olsun’. Ama şu etrafımdaki yastıkları görüyorsunuz.”

Evinde ise ancak temizlik yapacak kap kacak gibi şeyler vardı.

Selman (r.a) vefat edince evine baktılar. Evde bir eğer, bir örtü parçası ve biraz yiyecek bulunmuştu. Takriben yirmi dirhemkadar da para bulabildiler.

 

Hasan-ı Basrî (r.h)’den naklediliyor:[3]

Selman (r.a) otuzbin kadar müslümanın başında emir (komu­tan) iken yıllık tahsisatı beşbin dirhem idi. Askerlerine, bir kısmıyla üstünü örttüğü, diğer bir parçasını da üzerine giydiği bir kıyafetle hitab ediyordu. Tahsisatı çıktığında hepsini dağıtırdı. O bizzat eliyle kazandığından yiyordu.

 

Rivayete göre; Huzeyfe (r.a) Selman (r.a)’a:[4]

“Sana bir ev inşa edeyim mi?” dedi. Fakat Selman bu tek­liften hoşlanmadı.

Sonra Huzeyfe şöyle dedi:“Ben sana bir ev yapacağım; yattığında, başın burada ayak­ların şurada olur. Ayağa kalktığında, başın dimdik durur".

Sel­man Huzeyfe’ye şu cevabı verdi:“Huzeyfe! Sanki nefsime (kanıma) giriyorsun, beni aldatmaya çalışıyorsun.”

 

Tevazu

Ebû Kılâbe’den rivâyet edildiğine göre, [5]

Bir zât, Selmân el-Fârisî’nin yanına girmiş, bakmış ki hamur yoğuruyor.“Bu ne hal?” diye sormuş. O da: “Hizmetçiyi bir işe gönderdik te iki işi bir­den ona yüklemeyi uygun görmedik” demiştir. Adam: “Falanca ki­şinin sana selamı var” demiş. Selmân: “Ne zaman geldin?” diye sormuş. Adam: “Şu kadar zaman evvel” demiş. Selmân: “Eğer söylemeseydin boynunda edâ etmediğin bir emanet olarak kalacaktı” demiştir.

 

Ebu’l-Buhterî der ki:[6]

Eş’ab b. Kays ve Cerîr b. Abdullah el-Becelî, Selman’ın yanına gitmek üzere çıktılar. Medâin’in nahiyelerinden olan Has isimli yere gelip, selam vererek Selman’ın huzuruna girdiler.

“Sen Selmân-ı Fârisî misin?” diye sordular.

Selman; “evet” dedi.

Ardından;“Rasûlullah (s.a)'ın arkadaşısın değil mi?” dediler.

Selman;“Bilmiyorum” dedi.

Bunun üzerine Eş’ab ve Cerîr şüpheye düştü. “Herhalde aradığımız bu değil” dediler.

Selman (r.a) onlara şöyle dedi;“Sizin görmeyi dilediğiniz kişi benim. Rasûlullah (s.a)' ı da gördüm ve onunla sohbet ettim. Fakat onun arkadaşı, onunla bir­likte cennete girendir. Söyleyin ne istiyorsunuz?”

 Ziyaretçiler;“Biz Şam’daki bir arkadaşının yanından geliyoruz” dediler.

Selman; “kimdir o?”deyince,

“Ebu Derdâ” dediler.

Bunun üze­rine Selman (r.a);“Peki öyleyse, sizinle birlikte gönderdiği hediye nerede?” dedi.

Eş’ab’la Cerîr;“Bizimle herhangi bir hediye göndermedi” dediler.

Selman ısrarla;“Allah’tan korkun ve emaneti verin. Çünkü onun yanından gelen bir kişi hediyeyle birlikte gelmiştir” dedi.

Adamlar dayana­mayıp;“Bu hususta üzerimize fazla gelme. Yanımızda mallarımız var. Onlardan dilediğini al dediler.”

Selman (r.a) ısrarını sürdürüp; “Ben sizlerin mallarını istemiyorum. Arkadaşımın sizinle gönderdiği hediyeyi istiyorum” dedi.

Adamlar ısrar karşısında;“Vallahi bizimle bir şey göndermedi. Ancak o şöyle demişti: içinizde bir adam var ki, Rasûlullah (s.a) onunla birlikte başbaşa kaldığında başka birini aramazdı. Ona gittiğinizde benden selam söyleyin”.

Selman beklediği cevabı almıştı. Onlara şöyle dedi:“Ben bunun dışında sizden başka bir şey beklemiyordum. Hangi hediye, Allah katından gelen mübarek ve temiz selamdan daha değerlidir?”

 

Olağanüstü Haller

Hâris b. Umeyre der ki:[7]

Medâin’e varıncaya kadar yürüdüm. Baktım ki, üzerinde eski bir elbise bulunan bir adam elindeki deri parçasını çiğniyor. Bana doğru dönüp baktı ve eliyle işaret edip; “Ey Allah’ın kulu! Oldu­ğun yerde dur" dedi. Ben de durdum ve yanımdaki adama;“Kimdir bu adam?” diye sordum. Adam; “bu Selman’dır” de­di.

Sonra Selman evine girdi ve beyaz bir elbise giyip dışarı çıktı. Elimi tutup merhabalaştıktan sonra halimi hatırımı sordu.

Ben:“Ey Allah’ın kulu! Bugüne kadar ne sen beni gördün ne de ben seni, ne sen beni bilirsin ne de ben seni” dedim.

Selman (r.a);“Hayır öyle değil. Canım kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, seni gördüğümde ruhum ruhunu tanıdı. Sen Hâris b. Umeyre değil misin?” dedi.

Ben şaşkınlık içinde; “evet, oyum” dedim.

Bunun üzerine Selman (r.a), “Rasûlullah (s.a)’ın şöyle buyurduğunu işittim: Ruhlar saf saf olmuş askerler gibidir. Allah için birbirini tanıyanlar kaynaşır, Allah için birbiriyle yakmlaşamayanlar da dost olamazlar” dedi.

 

Selmân (r.a)’ın hanımı Bukayra anlatıyor:[8]

Selmân (r.a) vefat edeceği vakit beni yanına çağırdı. O, dört kapısı olan yüksek bir evde (çardak) bulunuyordu. Bana;“Ey Bukayra! Şu kapıları aç, çünkü bugün bana ziyaretçiler gelecek. Bu kapılardan hangisinden yanıma gireceklerini kesti­remiyorum” dedi. Sonra da kendisine ait miski isteyip; “bunu bir kabın içinde karıştır ve yatağımın etrafına dök. Ardından da aşağı in ve bekle. Bir zaman sonra ne olduğunu anlarsınız. Beni yatağı­mın üzerinde göreceksin” dedi.

Bir zaman sonra yanına geldim. Ruhunu teslim etmişti. Yatağının üzerinde sanki uyuyor gibi görünüyordu.

 

Ebu Bureyde babası yoluyla Rasûlullah (s.a)’ın şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:[9]

“Bana Rûhu’l-Emin (Cebrâil) geldi ve Allah’ın, ashabımdan dört kişiyi çok sevdiğini söyledi”.

Yanında bulunanlardan biri Rasûlullah (s.a)’a, “Kimdir onlar ey Allah'ın Rasûlii?” diye sordu.

O şu cevabı verdi:“Ali, Selman, Ebu Zer ve Mikdad’dır”.             

 

 

 

 

 

 

 

 

Dipnotlar

[1]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[2]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[3]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[4]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[5]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[6]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[7]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[8]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[9]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996