Hz. Peygamber'in Kendi Hayatında

Tasavvufi Unsurlar

Helaller ve haramlar, farzlar ve inanç esaslarının her müslüman için uyulması zorunlu sınırları belirlediğinden bahsetmiştik. Peki Hz.Peygamber kendisi için nasıl bir hayatı tercih etmişti?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. Peygamberin Zühdü Hayatı

Zührî (rh)'den: [1]

"Bize şöyle ulaştı: Nebî (sas)'e daha evvel gelmeyen bir melek geldi. Yanında Hz.Cebrail de vardı. Hz. Cebrail susarken, melek şöyle söyledi: "Rabbın melik peygamber olmakla, kul peygamber olmak arasında sana, seçme hakkı veriyor."

 

Bunun üzerine Peygamberimiz (sas) Cebrail Aleyhisselâm'a (danışıp) izin ister gibi baktı. Cebrail (as) da ona: "Mütevâzî ol!" diye işaret etti. Bu­nun üzerine Resûlullah (sas) "kul peygamber" diye cevap verdi."

 

Ez-Zührî (rh) şunu ilâve etti: [2]

"Zannederler ki Nebî (sas) bu sözü söy­ledikten sonra, dünyadan ayrılıncaya kadar, birşeye dayalı olarak yemek yemedi."

 

İbn Abbâs’dan (r.a.) rivâyete göre,[12]

Hattâb oğlu Ömer (r.a.) bana şunları anlattı: "Bir gün Peygamberimizin (sav) yanına girdim, bir hasır üzerinde oturu­yordu. Ben de oturdum. Üzerinde sadece izân vardı, başka bir el­bise yoktu. Hasır, yattığı yamnda iz bırakmıştı. Odanın bir kena­rında bir sa’ kadar arpa ile (deri tabaklamakta kullanılan) bir mik­tar selem ağacı yaprağı vardı. Duvarda da bir deri asılıydı. Ken­dimi tutamadım, gözlerim boşaldı!"

"Hattâb oğlu, niçin ağlıyorsun?" dedi.

"Ey Allah’ın Peygamberi! Neden ağlamayayım, şu hasır ya­nınızda iz bırakmış. Şu odana da bakıyorum, gördüklerimden baş­ka bir şey yok. İran şehinşâhı ile Rum imparatoru (Kayşar) ni­metler içinde yüzerlerken Allah’ın Peygamberi, O’nun mümtaz ku­lu olduğun halde işte sen ve odan!" dedim.

"Hattâb oğlu! istemez misin ki âhiret bizim, dünya da on­ların olsun!" buyurdu.

 

İbn Abbâs (r.a.) rivâyet ediyor: [13]

...

Allah Resûlü: “Benim için dünya ne ki! Benimle dünyanın misali, sıcak bir yaz gününde, bir ağaç altında gölgelenip de, son­ra bırakıp giden yolcu misali gibidir.” buyurdu.

 

Hz.Aişe (ra) şöyle demiştir:[16]

“Resulullah’ın vefatından sonraya (miras olarak) ne para, ne pul, ne koyun ve ne de deve bırakmıştır. Hiçbir vasiyette de bulunmamıştır.

 

Hz. Peygamber'in Yemeği

Enes (r.a.), rivâyete göre şöyle demiştir:[3]

Peygamber (s.a.v.)kaba yünden mamul elbise giyer, kepekli arpa ekmeği yer ve bu­nu ancak su ile yutabilirdi. Sırtına çul aldığı da olurdu.

 

Hz.Ömer anlatıyor:[7]

Resulullah’ı bazen iki büklüm görürdüm. Karnını doyurabileceği bayat bir hurma bile bulamazdı.

 

Enes b. Mâlik (ra) diyor ki: [5]

“Hz. Fâtıma, Resûlullah’a (sav) bir parça arpa ekmeği verdi. O da: ‘Babanın, üç günden bu yana yediği ilk yiyecek budur’ dedi. "

 

Ebu Hureyre:[6]

Ebu Hureyre’nin canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Resulullah ve ailesi dünyadan göçene kadar ardarda üç gün buğday ekmeğiyle karnını doyurmamıştır.

 

Bir gün Ümmü Eymen (r.a.) un eleyip Resûlullah için has ekmek yapmaya başlayınca,[10]

Allah Resûlü: “Bu ne?” diye sorar.

Ümmü Eymen: “Yâ Resûlâllah, memleketimiz (Habeşistan) da yaptığımız bir yiyecek. Bundan sana bir ekmek yapmak istedim” der.

Resûlullah: “İçine kepek koy, sonra yoğur!”buyurur.

 

Hz. Peygamber'in Giyimi ve Yatağı

Ebû Burde (ra) diyor ki;[11]

“Hz Âişe bize, Yemen işi belden aşağı sanlan kaba bir örtü ile ‘mülebbede’ de dediğimiz bir elbise çıkarıp gösterdi ve ‘İşte Allah Resûlü bu iki elbise içerisinde ruhu­nu teslim etmiştir”’ dedi.

 

Hz. Âişe (ra) diyor ki: [14]

“Resûlullah’a (sav) (yatması için) iki yatak serdim, yalnızca birinde yatmayı tercih etti.”

 

Hz. Âişe (ra) diyor ki: [15]

Ensardan bir kadın yanıma gelmiş­ti. Resûlullah (sav)’ın yatağının katlanmış örtüden ibaret olduğu­nu görünce, doğru çıkıp evine gitti ve içi yünle doldurulmuş bir ya­tak alıp getirdi. Resûlullah (sav) geldiği vakit ‘Bu nedir?’ diye sor­du. Ben de ‘Ensardan falanca kadın yanıma gelmişti. Senin yatağı­nı gördü ve bunun üzerine bunu gönderdi’ dedim. Bana Onu geri yolla dedi. Ben ise yollamadım, çünkü böyle bir yatağın evimde bulunması hoşuma gidiyordu. Resûlullah ısrarla bana, üç sefer onu geri vermemi söyledi ve: ‘Ey Âişe! Allah’a yemin ederim ki, şayet istesem Allah altın ve gümüş dağlarını benimle yürütür’ de­di. Bunun üzerine ben de yatağı gerisin geriye yolladım.”

 

Durum Değerlendirmesi

Bahsedilen örneklerdeki yaşam şartları Medinenin ortalam yaşam şartları değildir. Ayrıca Hz. Peygamber aynı zamanda bir devlet başkanıydı. Dolayısıyla bahsedilen şartları eksikliklerden kaynaklanan zorunlu olarak katlanılan bir durum olarak değil, bir yaşam şekli tercihi olarak değerlendirmek herhelade daha doğru olacaktır. Aşağıdaki rivayetler de bunu daha iyi açıklamaktadır:

 

İbn Ömer (r.a.) anlatıyor:[17]

Bir gün Peygamberimizle birlikte çıkıp yürüdük. Ensâr’ın hurmalıklarından birine girdik. Allah Re­sûlü yere dökülmüş hurmaları toplayıp yemeğe başladı.

Bana: “Ömer’in oğlu, sen niçin yemiyorsun?” dedi.

“Yâ Resûlâllah, canım çekmiyor!” dedim.

“Ama benim canım istiyor! Bu dördüncü sabahdır ki bir yi­yecek tadmamışımdır. Gerçi istesem Rabbime dua ederim O da ba­na Kisrâ ve Kaysar’in servetleri gibi servet verir! Ömer’in oğlu, eğer sen bir senelik yiyeceklerini ayırıp saklayan, îmanları zayıfla­yan bir toplum içinde kalırsan ne yaparsın?” diye sordu.

 

Vallahi daha oradan ayrılmamıştık ki Ankebût sûresinin 60. âyeti indi: “Nice canlılar vardır ki, rızıklannı kendileri elde ede­mezler. Sizin de, onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.”

Bu âyet inince Resûlullah Efendimiz: “Allah bana dünyayı biriktirmemi, nefsin istekleri peşinden gitmemi emretmedi. Sonsuza dek yaşayacağı ümidiyle kim dün­yayı biriktirirse bilsin ki hayat (yaşatmak) Allah’ın elindedir, iyi dinleyiniz! Ben ne bir dirhem ne bir dinar biriktiriyorum. Yarın için de bir rızık saklamıyorum, buyurdu.”

 

Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre şöyle dua ederdi:[20]

"Allah’ım! Muhammed ailesine sadece günlük rızkını ver."

 

Hilâl b. Süveyd Ebû’l-Muallâ, Enes b. Mâlik (ra)’in şöyle dediğine şahit olduğunu söylüyor: [19]

Resûlullah (sav)’a üç tane kuş hediye edilmişti. O da, onlardan birisini, yemesi için hizmetçisine vermişti. Ertesi gün hizmetçi (kendisine verilen kuşu) Resûlullah (sav)’ın önüne getirince, Resûlullah ona: “Sana hiçbir şeyi, ertesi gün için geri bırakmamanı söylemedim mi? Allah hergünün rızkı­nı vermeye kefildir” demiştir.

 

Âişe (r.a.) anlatıyor:[18]

Bir gün Peygamber Efendimize içine bal karıştırılmış bir kâse süt getirildi.Resûlullah: “Bir içimde iki içecek! Bir kâsede iki katık! Benim buna ih­tiyacım yok, istemiyorum. Hâ! Bunun haram olduğunu da söyle­miyorum. Ama Allah’ın kıyamet günü beni dünyanın ihtiyaç faz­lası nimetlerin (i kullandığım) dan ötürü sorguya çekmesini istemi­yorum. Allah İçin alçakgönüllü davranıyorum. Kim Allah için te­vazu gösterirse Allah onu yüceltir. Kim de böbürlenirse Allah onu alçaltır. Kim iktisad yaparsa (cimriliğe kaçmadan tutumlu olursa) Allah onu zengin kılar. Kim ölümü çokça hatırlarsa Allah onu se­ver” buyurdu.

 

Hz. Peygamber'in İbadet Hayatından Örnekler

Tasavvuf'un en belirgin özelliklerinden biri de daha yoğun bir ibadet hayatıdır. O bir peygamberdi, bu açıdan kıyaslanması belki doğru olmasa da çevresindekiler ve sonradan gelenler onu örnek aldılar. Bu açıdan Hz. Peygamberin ibadet hayatı ile ilgili birkaç örnek vermeden konuyu tamamlamak istemedik.

 

Hz.Aişe anlatıyor:[21]

Bir gece yanıma gelmiş, yatağa girmiş, cildim cildine değmişti. Bana, "Ey Ebubekir’in kızı! Beni bırak da Rabbime ibadet edeyim." dedi.

"Şüphesiz bana yakın olmanı arzu ederim." dedim ama kendisine müsaade ettim. Yataktan kalktı, su kırbasının yanına gitti. Abdest aldı, sonra namaz kılmaya başladı. Biraz sonra ağlamaya başladı. O kadar ki, gözünden dökülen yaşlar göğsünü ıslatmıştı. Sonra rükuya vardı, rüku halinde de ağlamaya devam etti. Sonra başını kaldırdı, yine ağladı. Ağlaya ağlaya secdeye indi. Secdeden başını kaldırdı. Bilal sabah ezanını okumak için gelene kadar ağladı durdu. Dedim ki, "Ya Resulullah! Seni bu derece ağlatan şey nedir? Allah Senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetmedi mi?"

"Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu.

 

Hz.Aişe anlatıyor:[22]

Resulullah’ın geceleri ayakları şişinceye kadar ayakta durup ibadet ettiği olurdu.

 

Abdullah bin Şıhhir anlatıyor:[24]

Resulullah’ın yanına gelmiştim. Namaz kılıyor ve ağlamaktan göğsü kaynar kazan gibi ses çıkarıyordu.

 

Huzeyfe bin Yeman anlatıyor:[23]

Bir gece Resulullah ile namaz kıldım. Bakara suresini okumaya başladı. Yüz ayet okuduktan sonra rüku eder dedim, yüz ayeti geçti. Sonra bu sureyi bir rekatta okumak suretiyle namaz kılacak dedim, geçti, rüku etmedi. Nisa suresine başladı. Onu da okudu. Sonra Al-i İmran suresine başladı, onu da okudu. Ağır ağır okuyordu...

 

 

 

 

Dipnotlar

[1]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[2]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[3]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[4]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[5]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[6]Buhari, Müslim

[7]Müslim

[8] Müsned, İbn Mace, Tirmizi

[9]Buhari

[10]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[11]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[12]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[13]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[14]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[15]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[16] Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai, İbn Mace

[17]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[18]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[19]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[20]Müslim

[21]Buhari, Müslim

[22]Buhari

[23]Müslim, Nesai

[24]Nesai, İbn-i Mace