Ömer b. Abdülaziz (r.h) (ö.720) [Halife]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mâlik b. Dinar der ki : [i]

“İnsanlar, Mâlik'in zahid olduğunu söylüyor. Gerçek zahid Ömer b. Abdülaziz'dir. Dünya ayağına geldi de, bırakıp gitti dünyayı. ”

 

Hişâm’ın bildirdiğine göre,[ii]

 Ömer b. Abdulazîz öldüğü zaman Hasan Basrî “İnsanların en hayırlısı öldü” demiştir.

 

Muhammed b. Mabed anlatıyor; [xiii]

Ömer b. Abdülaziz, Bizanslı esirlerin bir kısmını müslüman esirlerle değiş tokuş etmişti. Ben de o sırada Bizans kralının huzu­runa çıkmıştın. Yanına Rumlar’ın ileri gelenleri girince ben dışarı çıktım. Daha sonra kralı yere çökmüş, hüzünlü bir halde gördüm.

“Melik’in hâli nicedir? Nedir bu keder?" diye sordum.

“Neler olduğunu biliyor musun?” dediler.

“Nereden bileyim?” dedim.

“îyi bir insan öldü” dediler.

“Kimdi o?” dedim.

“Ömer b. Abdülaziz öldü. Eğer İsa (a.s)’dan sonra ölüleri di­riltecek biri gelseydi, bu Ömer b. Abdülaziz olurdu” dediler.

 

Zühd

Mesleme b. Abdülmelik anlatıyor:  [iii]

Ömer b. Abdülaziz'in hastalığında ziyaretine gitmiştim, üze­rinde kirli bir gömlek görünce Abdülmelik’in kızı Fâtıma'yı uyar­dım;

“Ya Fâtıma! Emîrü'l-Müminîn'in üzerindeki gömleği yıka­yın!” dedim.

“İnşaallah, yaparız” dedi. Fâtıma.

Sonra yeniden Ömer'i ziyaret ettiğimde, üzerinde aynı gömle­ği görünce;

“Ben size Emîrü'l-Müminîn'in giydiği gömleği yıkayın deme­dim mi?” diye kızgınlıkla bağırdım ve “İnsanlar onu ziyaret ediyorlar, dikkat ediniz!” dedim.

Fâtıma şöyle cevap verdi: “Vallahi onun bundan başka gömleği yoktur!”. 

           

Avn b. Mu'temir anlatıyor: [iii]

Ömer b. Abdülaziz, hanımına; “Ey Fâtıma! Yanında birkaç dirhem var mı? Üzüm alayım” dedi.

Fâtıma; “Hayır yok!” dedi.

Ömer, “Peki, daha küçük paran var mı?” diye sordu.

Fâtıma; “Hayır, küçük param da yok. Sen ki müminlerin emîrisin ama üzüm alacak ne bir dirhemin var ne de birkaç kuruşun?” dedi.

Ömer şöyle cevap verdi, “Yarın cehennem ateşinde bukağılar altına girmektense, böylesi daha iyi bizim için!”.

 

Furat b. Sâib anlatıyor: [iv]

Ömer’in Hanımı Fâtıma Sâliha Bir Kadındı. Ömer b. Abdülaziz boynunda değerli bir mücevher kolye ta­şıyan hanımı Fâtıma bt. Abdülmelik’e şöyle dedi: ‘Ya kolyeni Beytülmâl’e bırakırsın, ya da benim senden ayrıl­mam için izin verirsin! Zira ben, seni, beni ve o mücevheri aynı ev­de görmekten hoşlanmıyorum”.

Fâtıma buna şöyle cevap verdi: “Hayır ey müminlerin emîri! Ben ne yapayım o mücevheri! Ben, o mücevher gibi yüzlercesi olsa, yine de seni tercih ederim!” dedi. Böylece mücevher Beytülmâl’e konuldu.

 

Korku ve Hüzün

Mugîre b. Hakim anlatıyor: [v]

Ömer b. Abdülaziz’in hanımı olan Fâtıma bt. Abdülmelik bana şunları söyledi: “Ey Muğîre! Belki insanlar içinde Ömer’den daha çok namaz kılan ve oruç tutan başka biri olabilir. Fakat ben ondan daha fazla Allah’tan korkan başka birini tanımıyorum. Eve geldiğinde kendini seccadesinin başına atar, ağlar, duâ eder, böylece uyku bastırıncaya kadar devam eder. Sonra uyandığında yine böyle yapar. Geceyi sabaha kadar böyle geçirir”.

 

Me’sleme (rh)'den: [vi]

"Ömer İbnü Abdi'l-Azîz (rh)'in yalnız kaldığıve huzuruna kimsenin girmediği bir evde sabah namazından sonra huzuruna girdim. O sırada câriyesi, içinde Seyhan hurması olan bir tabak getirdi. Hurma, onun çok hoşuna giderdi. Ondan iki avuç dolusu aldı.

Sonra: "Ey Mesleme! Bir adam bu kadarını yese, üzerine su içse (çün­kü hurma üzerine su hoş olur), geceye kadar ona yeter mi?.." dedi.

"Bilmiyorum" dedim.

Bunun üzerine biraz daha fazla aldı ve "Ya bu yeter mi?" dedi.

"Evet, yâ Emir el mü'minun! Bundan azı da başka bir şey yemeyi istemiyecek kadar ona yeter." dedim.

Bunun üzerine Halîfe: "Öyleyse (bu kadarı bile yetiyorsa) neden ate­şe girersin?" buyurdu."

Mesleme (rh) şunu ilâve etti: "Bu nasihatin bana etliği tesir kadar hiç­bir şey tesir etmedi.

 

İbn Şevzeb’in naklettiğine göre, [vii]

Birgün bir kadın Ömer b. Abdulazîz’in hanımı Fâtıma (ra)’nın yanına girer, onun pejmür­de halini görünce, "Sen ne biçim halife hanımısın, sen hiç (süslü el­biseler giyerek) ona hazırlanmaz mısın?" dediğinde şu cevabı alır: "Kadın kocasının kendisini sevmesi için ona süslenip hazırlanır de­ğil mi?" der. Kadın "Evet" deyince: "Fakat o, bu halimden dolayı beni daha çok seviyor” der.

 

Mufaddal b. Yunus anlatıyor: [xi]

Bir adam Ömer b. Abdülaziz’e; “Nasıl sabahladın ey Emîrü'l-Müminîn?” diye sorunca Ömer:

“Ağır, aksak, günahlara bulanmış olarak sabahladım. Allah’tan da neler bekliyorum neler, nice nice kuruntular" dedi.

Abdullah b. Avn’ın anlattığına göre,

 Ömer b. Abdulazîz bir gün Velîd b. Hişâm ve Hüseyin b. Rüstem de yamndayken bir Acem köyüne uğramıştı. Köyde kendisine yeni ürün vermiş meyve­lerden bir tabak meyve ikram edildi.

Velîd b. Hişâm, “Ey mü’minlerin emiri! Buyurun, meyvelerden yeyin, ben parasını öderim” der.

Hüseyin b. Rüstem ise: “Onlan ye ey emire’l mü’minîn, senden daha hayırlısı olan (Resûlullah (sav) da) hediyeden yedi.” deyince

Ömer b. Abdulazîz: “Ey Rüstemoğlu, o zaman hediye idi, fakat şimdi rüşvet olur” diyerek yemedi.

 

Tevazu

Said b. Süveyd anlatıyor:[ix]

Ömer b. Abdülaziz Cuma namazı kıldırdı. Sonra cemaate doğru dönerek oturdu. Üzerinde önü ve arkası yırtık bir gömlek vardı. Bir adam; “Ey Müminlerin emîri! Allah sana vereceği kadar vermiştir. Bir şeyler giyinseydin ya” dedi.

Bu sözü duyan Ömer, hafifçe boy­nunu eğdi, sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi: “En güzel yönelme ve dua, fakirlik ve ihtiyaç anında olur. Af­fetmek de güçlüye (Allah’a) yaraşır.”

Meymun b. Mihran anlatıyor: [viii]

Ömer b. Abdülaziz bana dedi ki: “Ey Meymun, bana bir ha­dis naklet”.

Ben de ona bir hadis naklettim. Hüngür hüngür ağla­maya başladı. Ben de üzüldüm ve “Ey müminlerin emîri! Sizin böyle ağlayacağınızı bilseydim, bundan daha yumuşak bir hadis aktarırdım size” dedim.

Ömer bana bakarak; “Ey Meymun! Biz hep mercimek yeriz. Bu bitki bildiğim kada­rıyla kalbi inceltiyor, gözyaşını çoğaltıyor ve bedeni eziyor. Galiba bundan ötürü ağladım...” dedi.

Muhtar b. Fulful der ki:

“Ömer b. Abdulazîz adına para bastırdım üzerine "Ömer vefâ ve adâleti emretmiştir" yazdı, sonra bize ‘Bu kalıbı kırın ve üzerine "Allah vefâ ve âdaleti emretmiştir" yazın’ dedi.

 

Abdulazîz b. Ömer (Ömer b. Abdulazîz’in oğlu) der ki:[x]

Recâ b. Hay ve bana: “Senin babandan daha mükemmel, daha akıl­lı kimse göremedim. Bir gece, beraber gece namazına uyandık. Lamba sönmüştü. Vasîf (hizmetçi) de yanıbaşımızda yatıyordu. Ona “Vasîfi uyandır” dedim.

‘Hayır, uyumuş’ dedi.

Öyleyse “Ben kalkayım” dedim.

“Hayır, misafiri çalıştırmak bize yakışmaz” dedi ve kalkıp çırayı kendisi doldurup yaktı.

Daha sonra da, “Hizmetle insan küçülmez, ben bu işi yapmadan önce de Ömer’dim şimdi de Ömer’im” dedi.

 

Olağanüstü Haller

Leys b. Ebî Merkiyye anlatıyor: [xiv]

Ömer b. Abdülaziz ölüm hastalığında iken çevresindekilere;

“Beni oturtun.” dedi. Onun oturmasına yardım ettiler. Sonra durdu ve şöyle dedi: “Benim ya Rab! Benim işte, emrettiğin halde emrini tam yeri­ne getiremeyen, yasak koyduğun zaman günaha giren benim. Lâ ilahe illallah.”

 Sonra başını kaldırdı, bakışları sabitleşti. Ona; “Sen korkunç bir halde bakıyorsun?' dediler.

Ömer; “Ben şimdi ne insten, ne de cinden olmayanın huzurundayım dedi. O anda Ömer’in ruhu kabzolundu.

 

 

Dipnotlar

[i] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[ii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[iii] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[iv] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[v] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[vi]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[vii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[viii] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[ix]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[x]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xi] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[xii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xiii] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[xiv] Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996