Hz.Ömer (ra)

 

 

 

 

 

 

 

Zühd

Sa’d b. Ebî Vakkas, Hafsa’nın babası Ömer (r.a)’e şöyle dediğini anlatıyor:[1]

“Ey müminlerin emîri! Üzerindeki elbiseden daha güzel bir elbise giyseydin ve yediğin yemekten daha güzelini yeseydin. Çün­kü Allah (c.c) rızkı genişletti, hayır ve hasenatı arttırdı”.

Hz. Ömer (r.a) kızı Hafsa’ya şu cevabı verdi:“Ben şimdi seni kendi kendinle boğuşturacağım. Rasûlullah (s.a)’ın çekmiş olduğu sıkıntıları hatırlamıyor musun?”. Ömer (r.a), Rasûlullah (s.a)’ın çektiklerini tek tek anlattı. Öyle ki, Hafsa ağladı.

Ömer (r.a) kızına şunları da söyledi:“Vallahi ben bunları boşuna söylemedim. Şayet ben, onların (Hz. Peygamber (s.a) ve Ebu Bekir(r.a) zor günlerde yaşadığı gibi yaşayabilirsem, umarım ki öbür dünyada onların huzurlu hayat­larında kendileri ile beraber olurum.”

 

Hz. Hasan (r.a), Halife Ömer (r.a)’in şöyle dediğini anlatır:[2]

“Allah’a yemin ederim ki, şayet istemiş olsaydım, içinizde en güzel giyinen, en hoş şeyler yiyen ve en rahat yaşayan biri olur­dum. Ayrıca ben, devenin göğüs ve sırt etini, kebabı, hardal ve ku­ru üzümden yapılan yiyeceği ve taze ekmeği bilmiyor değilim. Fa­kat Yüce Allah’ın bir kavmi, yaptıkları işlerden dolayı şöylece ayıp­ladığını işittim: ‘İnkâr edenler ateşe atıldıkları gün kendilerine denir ki: Dün­ya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz; (orada) bunlar­la sefa sürüp, bunları tükettiniz (burası için hiçbir şey bırakmadı­nız). Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldançıkmanızdan dolayı bugün, alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız".

 

Salim b. Abdillah anlatıyor:[3]

Hz. Ömer (r.a) şöyle diyordu:“Vallahi biz, taze keçilerin kesilerek bizim için pişirilmesi, emrimizle buğday özünden ekmekler yapılması ve kuru üzümlerinkırbalara konarak keklik gözü gibi oluncaya kadar şıralandırılması suretiyle bu dünyanın lezzetlerinden faydalanmayı, bunlardanyeyip içmeyi düşünmüyoruz. Biz, dünya nimetleri içindeki istihkakımızın ahirete kalmasını arzuluyoruz. Yüce Allah (c.c)’ın birâyetinde şöyle buyurduğunu işitmiştim: ‘...Siz güzel şeyleri dünyahayatınızda, bitirdiniz...”

 

Sabit (ra)'den: [4]

"Ömer (ra) su içmek istedi. Ona bir kap bal şer­beti getirildi. Onu eline aldı, şöyle demeğe başladı: "İçeceğim, tadı hemen gidecek, hesabı kalacak!"

Bunu üç defa söyledi... Sonra onu, orada bulunanlardan birine ikram etti. O da içti..."

 

Evzâî’den gelen bir habere göre,[5]

Bir gece karanlığında Hz. Ömer b. el-Hattab (r.a) evden dışarıya çıkmış ve onu Talha (r.a) görmüştü… Ömer (r.a)’in karnı guruldamaktaydı. Kıtlık senesinde zeytin­yağı yiyordu ve kendisine tereyağını yasaklamıştı. Parmağı ile kar­nına basarak şöyle dedi:“Ey karnım, bolluğa erişinceye kadar, sana zeytinyağından başka bir şey yok. Guruldarsan gurulda"

 

El-Hasen ü'l-Basrî (rh)'den: [6]

Ömer İbnü'l-Hattâb (ra) buyurdu: "Unu elemeyiniz. Çünkü onun hepsi (kepeği) de yemektir.”

 

Yesâr (rh) şöyle buyurmuştur:[7]

"Ben Hz. Ömer'in ununu ancak onun emrine uymayarak elemişimdir.”

 

Hişâm, babası Urve (ra)'den rivayet etti ki: [8]

Hz. Ömer (ra)'in (Şam'daki) Ezriât valisi şöyle nakletti: "Ömer (ra) bize gelmişti. Üzerinde kaba dokumalı pamuklu bir gömlek vardı. Onu bana verdi ve: "Yıka ve yama." buyurdu. Ben de yıkayıp yamadım. Sonra aynı ölçüde bir gömlek kestim ve ikisini ona getirdim: "Şu sizin gömleğiniz, şu da giyinmeniz için üzerine biçtiğimdir." dedim. Hz. Ömer yenisini eliyle yokladı, yumuşak buldu. Ve: "Buna ihtiyacımız yok, (eskisini göstererek) bu teri ötekinden daha iyi çeker." buyurdu."

 

Abdullah oğlu Salim anlatıyor:[9]

Ömer (r.a.) hilâfet makamı­na geçince, Ebû Bekir’e (r.a.) takdir edilen maaşı almaya başladı. Bunun üzerine, aralarında Osman, Ali, Talhâ ve Zübeyr b. Avvâm’ın da bulunduğu Muhâcirlerden bir grub mes’eleyi görüşmek üze­re toplandılar.

Hz. Zübeyr, “Ömer’e söylesek de nafakasına (maaşına) zam yapsak” dedi.

Hz. Ali, “İsteriz ki bunu kabul etsin. Haydi, gidelim” dedi.

Hz. Osman, “O, Ömer’dir! Ne diyeceği bilinmez! Gelin önce (kızı) Hafsa’ya gidelim, durumu ona arzedelim. Bizden bahsetmeden Ömer’­in düşüncesini yoklasın” dedi.

Kalkıp Hafsa’ya gittiler ve ona durumu anlattıktan sonra. “Biz­den, birkaç kişi olarak bahset. Teklifi kabul etmezse kimsenin adı­nı verme” diye tembihatta bulunup oradan ayrıldılar.

Hz. Hafsa, babasının yanına giderek durumu arzetti. Onun yü­zünden bu teklife sinirlendiğini sezdi.

 

Hz. Ömer sordu:

  • Kimdir onlar?

  • Senin fikrini öğrenmeden adlarını veremem.

  • Kim olduklarını bilseydim kendilerini fenâ yapardım. Sen benimle onlar arasında bir aracısın. Allah aşkına söyle: Resülullah’ın senin evindeki en iyi elbisesi ne idi? diye sordu.

 

Hafsa:

  • Allah Resûlü’nün en değerli elbiseleri boyalı iki elbise idiki bunları, gelen hey’etleri kabul ettiği sırada, bir de cuma nama­zına gittiği zaman giyerdi, dedi.

  • Peki, Resûlullah’ın senin yanında iken yediği en iyi yemek ne idi?

  • Biz arpa ekmeği yapardık. Ekmek daha sıcak iken üzerine yağ tulumumuzun dibinde kalan yağdan dökmek sûretiyle ekmeği iyice yağlar kendisine ikram ederdik. Beğendiği için hem kendisi yer hem de bize yedirirdi.

  • Senin yanında kaldığında üstüne uzandığı en geniş yaygı ne idi?

  • Kaim bir örtümüz vardı. Yazın dört kat eder, altımıza ko­yardık. Kış girdiğinde de yansını altımıza serer, yarısını da üstü­müze örterdik.

  • Ey Hafsa! Benden taraf onlara söyle: Eesûlullah (s.a.v.) ge­çimini tâyin ve tesbit etmiş, fazlalıklan yerlerine koymuş, kendi­si kanaatle yetinerek vardığı yere varmıştır. Ben de geçimime ye­tecek miktarı tesbit ettim. Vallahi ben de fazlalıkları yerlerine ko­yacağım (ihtiyaç sahiplerine vereceğim), varacağım yere kanaatle varacağım. Ben ve iki arkadaşım, Allah Resûlü ile Ebû Bekir, bir yola giren üç kişiyi andınrız! Peygamberimiz azığını aldı, yolun sonuna vardı. Sonra Ebû Bekir de onun yolunu izleyerek ona ka­vuştu. Sıra üçüncüde! Eğer o da ilk ikinin yollarına girer, on­ların azıklarıyla yetinirse kendilerine kavuşur, onlarla beraber olur. Şayet başka bir yola girerse onlarla buluşamaz.

Katâde (r.a.) anlatıyor:[10]

Bize nakledildiğine göre Ömer (r.a.) her zaman “İstesem hepinizden daha leziz yemekler yer, daha yumuşak elbiseler giyerim. Ama ben bütün güzel nasiplerimi âhirete bırakıyorum” dermiş.

Yine duyduğumuza göre Hz. Ömer Şam’a gidince kendisine, daha önce hiç görmediği bir yemek hazırlayıp ikrâm ederler.

Ömer, “Bizim için bu yiyecekler var. Peki arpa ekmeği ile dahi ka­rınlarım doyuramadan ölen müslüman fakirler için ne var?” diye sorar.

Velid oğlu Ömer, “Onlara da cennet var” der.

Bu cevap üzerine gözleri buğulanan Ömer, “Eğer bizim payımız sade bu dünya metaı ise, onlar da cenneti alıp götürdülerse vallahi aramızdaki mesafeyi iyice açmış­lardır!” der.

 

Ebû Hâzim anlatıyor:[11]

Bir gün Ömer (r.a.) kızı Hafsa’nın evi­ne gider. O da babasına soğuk bir et suyu ile ekmek getirir. Et suyunun içine biraz da zeytinyağı döker. Hz. Ömer, “-Bir kabda iki katık, yok vallahi! Allah’a kavuşuncaya ka­dar iki çeşitli bir yemeği tadamam!"der.

 

Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a.) anlatıyor:[12]

Basra halkından bir he­yet halinde Ömer b. Hattâb ile görüşmek üzere Medine’ye gelmiş­tik. Ne zaman yanına gitsek ufalanmış ekmekle karşılaşırdık. Ka­tık olarak da hazan hayvani yağ, bazan zeytinyağı, bazan da sü­te rastlardık. Ara sıra ince kıyılmış ve su ile kaynatılmış kuru et ile ender olarak da taze ete tesadüf ederdik.

Bir gün bize, “Vallahi benim yemeğimi beğenmediğinizi görüyorum. Al­lah’a yemin ederim ki istesem hepinizden daha leziz yemekler yer, daha müreffeh yaşarım. Vallahi ben (devenin en leziz yeri olan) göğüs etiyle hörgüç bölgesinin etini, kebabı, yufka ekmeğini bilmez değilim. Ama Allah’ın, bir kavmi yaptıkları işten dolayı azarlaya­rak: «inkâr edenler ateşe sunuldukları gün...» (Ahkâf: 20) buyurduğunu çok iyi bili­yorum” dedi.

 

Utbe b. Ferkad anlatıyor:[13]

Bir seferinde Ömer’e hurma ve yağ­dan yapılan birkaç sepet helva getirdim.

“Bu ne?” diye sordu.

“Yiyecek, sana getirdim. Çünkü sabahtan akşama dek hal­kın işleriyle uğraşıyorsun. İstedim ki evine döndüğünde iyi bir gı­da alarak kuvvetini koruyasın” dedim.

Sepetlerden birinin ağzım açtı ve “Ey Utbe, Allah aşkına söyle, bunlardan her bir müslümana bir sepet verdin mi?” diye sordu.

“Ey Mü’minlerin Emiri! Kays kabilesinin tüm mallarım har­casam yine her müslümana bir sepet helva sağlayamam” dedim.

“Öyleyse bana da lâzım değil” dedi.

 

İbn Ömer (r.a.) rivâyete göre şöyle demiştir:[14]

Babam Ömer (r.a.) kendinin ve ailesinin nafakasım Beytülmâl’den sağlıyordu. Yazın tek bir cübbe giyerdi. Bazan elbisesi yırtılırdı da onu yamar, öyle giyerdi. Zamanı gelmeden yenisini almazdı. Ne zaman Beytül- mâl’de mal çoğalsa o muhakkak bir önceki sene giydiği elbiseden daha düşük bir elbise giyerdi! Bu hususta kızı Hafsa daha iyi giy­mesini söyleyince O, “Ben müslümanlann malından giyiniyorum, bu da bana ye­tiyor” dedi.

 

Ebû Osmân el-Hindî’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: [15]

Utbe b. Ferkad, Azerbaycan’a geldiği vakit ona hurma tatlısı geti­rilmişti. İki büyük kab isteyip içersine bu tatlıdan koyarak, bir de­veye yükledi ve Ömer (ra)’e gönderdi. Tatlılar gelince, Ömer tadına baktı ve onun tatlı olduğunu görünce “Yolculuk sırasında bütün müslümanlar bundan yiyor mu?’ diye sordu. Ben de ‘Hayır’ dedim. Bunun üzerine ‘O zaman, istemem’ dedi ve onlan geri göndererek şöyle de bir mektup yazdı: Yolculuğun esnasında sen ne yiyorsan, müslümanlara da ondan yedir. Aman Acemlerin kıyafetlerini giy­mekten sakın, ceddin Ma’d b. Adnan’ın kıyafetini sakın terketmeyin.

 

Hasan’dan rivâyet edildiğine göre, [16]

(bir gün) Ömer (ra), oğlu Abdullah b. Ömer’in yanına girmiş, bir de bakmış ki, yanında bir parça et var. Hemen ona: “Bu et de neyin nesi?” demiş, o da “Canım çekti de”, cevabını vermiş. Ömer (ra) “Sen her canının çek­tiği şeyi yer misin? Kişiye israf olarak ber canının çektiğini yemesi yeter” demiştir.

 

Cabir b. Abdillah (r.a) anlatıyor:[17]

Ben et yüklenmiş giderken Hz. Ömer (r.a) bana yetişti ve "bu nedir?" diye sordu. Daha sonra da şunu söyledi:"Arzu ettiğin bir şeyi hemen satın alıyor musun? Sizden birinizin arzu ettiği şeyi hemen yemesi israf olarak ona yeter"

 

Tevazu

İbni Ömer anlatıyor:[18]

Babam Ömer (r.a) yeni bir gömlek giymişti. Benden bir bıçak isteyip şöyle dedi:“Yavrucuğum, gömleğimin kolunu çek ve elini parmaklarımın üzerine kapat, sonra da fazla kalan yerleri kes”.

Gömleğin kolunu dediği şekilde kestim. Fakat kol yamuk yu­muk olmuştu. Ona:“Babacığım, makasla düzeltseydim” dedim.

Babam:“Bırak öyle kalsın. Yavrucuğum, Rasûlullah (s.a)’ı da aynı şe­kilde yaparken gördüm. Hep de öyle yapardı. Bazı kereler, elbise­sinden sarkan iplerin ayağına kadar uzandığını görürdüm” dedi.

 

Târik İbnü Şihâb (rh) buyurdu: [19]

Ömer (ra) Şam arazisine geldiği zaman, kendisine bir beygir getirildi. Bindi, kendisini sarsınca hoşlanma­dı, ondan inip devesine bindi. Karşısına bir su geçidi çıktı. Devesinden in­di. Ayakkabılarını çıkarıp eline aldı. Ve devesini yularından tutarak suya girdi. Bunun üzerine (Şam Fatihi, başkumandan) Ebu Ubeyde İbnü'l- Cerrâh (ra), Hz. Ömer (ra)’a: "Bugün buranın ahalisi yanında büyük birşey yaptınız." dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) de onun göğsüne vurdu. Sonra sesini yükselterek: "Bunu senden başkası söyleseydi, ey Ebâ Ubeyde! Çünkü siz insanların en zelili ve en fakiri ve hor görüleni idiniz. Allah size İslâm ile izzet verdi. Ne zaman ondan başkasıyla aziz olmayı ararsanız, Allah sizi zelil kılar."

 

Kays der ki: [20]

Hz. Ömer (r.a) Şam’a geldiğinde, halk onu deve­si üzerinde karşıladı.

Ona:“Ey Müminlerin halifesi! Şayet asil bir ata binmiş olsaydın, seni halkın ileri gelenleri karşılardı” dediler.

Ömer (r.a) onlara:“(Eliyle göğe işaret ederek) Sizi orada göremiyorum. Bana emirler ancak oradan gelir. Devemin önünden çekilin” dedi.

 

Hasan (r.a) diyor ki:[21]

“Ömer b. el-Hattab (r.a) halifelik dev­rinde, üzerinde oniki yamalı bir elbise ile müslümanlara hutbe okumuştu.

 

Enes İbnii Mâlik (ra) buyurdu: [22]

"Ben Ömer (ra)'ın gömleğinde iki omuz arasında dört yama gördüm."

 

Tevekkül

İbni Ömer şöyle diyor: [23]

Ömer (r.a)’e Irak’tan bazı mallar gelmişti. O, bunları halka taksim etmeye başladı. Orada bulunanlardan biri ayağa kalkıp:

“Ey müminlerin halifesi! Keşke bu malın bir kısmını, gelebile­cek bir düşman ya da gökten inecek bir afet için ayırsaydın” dedi.

Ömer (r.a) şöyle cevap verdi:“Be adam, ne oluyor sana! Şeytan adeta senin dilinle konuşu­yor. Allah (c.c) yaptığım işin delilini bana ilham etti. Vallahi gele­cek için bu günden Allah’a isyan etmem. Fakat bu dediğin şeyler için Rasûlullah’ın ayırdığı miktar kadar ben de ayıracağım.”

 

İbadet

“Hişam b. Haşan, diyor ki:[24]

“Ömer (r.a), virdinde âyet okurdu. Bu âyetlerin tesiri ile bo­ğulacak gibi olur, bayılıp düşünceye kadar ağlardı. Ayılınca evine doğru gitmek üzere yola çıktığında, görenler onu hasta zanneder­lerdi”.

 

İbni Ömer;

“Babam Ömer’in arkasından namaza durmuştum. Üç saf geriden inlemesini duyuyordum” demektedir.

 

Korku ve Hüzün

Abdullah İbni Âmir İbni Rabîa (rh)'den: [25]

Ömer İbni Hattâb (ra)'ı gördüm. Yerden bir saman çöpü aldı ve şöyle söyledi: "Ne olurdu şu sa­man çöpü olsaydım. Keşke hiçbirşey olmayaydım. Keşke annem beni doğurmayaydı. Keşke tamamiyle unutulmuş bir hiç olsaydım!"

 

Müslümanların Zenginleşmesinden Endişe Duyması

Misver b. Mahreme (r.a.) anlatıyor:[26]

Hattâb oğlu Ömer’e Kadisiye ganimetlerinden bir kısmı getirildiğinde ganimetleri karıştırıp ağlamaya başladı.

Avf oğlu Abdurrahman da yanındaydı. “Ey Mü’minlerin Emiri! Bugün kıvanç ve sevinç günüdür, niçin ağlıyorsun?” dedi.

Hz. Ömer: “Evet, öyle! Fakat bu servet hangi topluma verilmişse onla­rın arasına düşmanlık ve kini sokmuştur!” dedi.

Beyhaki’nin diğer bir rivayetinde farklı olarak şu ifâdelere rast­lıyoruz:

Kisrâ’nın hazîneleri getirildiği zaman Abdullah b. Erkam ez-Zühri (r.a.), Hz. Ömer’e sordu: “Ey Mü’minlerin Emiri, bunları Beytülmâl’e koymayacak mı­sın?”

Hz. Ömer: “Hayır, taksim edeceğiz” dedi ve ağladı.

Abdurrahman b. Avf: “Yâ Emire’l-Mü’minin, niçin ağlıyorsun? Vallahi bugün şükür günü, sevinç günü, coşku günü!” dedi.

Hz. Ömer, “Evet, öyle! Ama Allah bu serveti hangi kavme vermişse mu­hakkak aralarına düşmanlık ve kini de bırakmıştır!” dedi.

 

Hasan-ı Basrî anlatıyor:[27]

Kisrâ’nın kürkü ve diğer eşyaları ge­tirilip Ömer'in (r.a.) önüne kondu.O sırada Sürâka b. Mâlik b. Cu’şüm (r.a.) de oradaydı. Hz. Ömer, Kisrâ’nın iki bileziğini Sürâka’nın önüne attı. O da onları bilekle­rine geçirdi. O kadar geniştiler ki ta omuzlarına vardı.

Ömer (r.a.) bilezikleri Sürâka’nın kolunda görünce: “Allah’a hamd olsun, artık Kisrâ b. Hürmüz’ün bilezikleri Müdlec oğullarından bir bedevinin, Sürâka’nın ellerinde!” dedi. [Hz. Peygamber’in bir müjdesi daha gerçekleşmiş oluyordu.]

Daha sonra, “Allah’ım! İyi biliyorum ki senin peygamberin isterdi ki ma­lı olsun da onu senin yolunda ve senin kullarına harcasın. Fakat sen onun haynnı murad ettiğin için onu servetten uzak tuttun. Allah’ım! İyi biliyorum ki Ebû Bekir isterdi ki malı olsun da onu senin yolunda ve senin kulların için harcasın. Ama sen onun hay­rını murad buyurarak malı ondan uzaklaştırdın. Allah’ım, bu ka­dar bol dünyalıkların senin tarafından Ömer’e kurulmuş bir tuzak olmasından sana sığmıyorum!” dedi ve akabinde Mü’minûn sûresinin 55 ilâ 56. âyetlerini okudu: “Kendilerine mal ve oğullar vermekle iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır, farkında değiller.”

 

Ebû Sinan ed-Düeli anlatıyor:[28]

Bir gün Ömer b. Hattâb’ın (r.a.) huzuruna girdim, yanında ilk Muhacirlerden bir cemaat vardı. Hz. Ömer'in emri üzerine (hurma liflerinden örülmüş bir) zembil veya kıl yahut yünden mamul bir torba getirildi. Bu zembil veya torba Irak kalesinden gönderilmişti, içinde bir yüzük vardı. O sırada Ömer'in oğullarından biri yüzüğü alıp ağzına koydu. Hz. Ömer yü­züğü çıkartıp ağlamaya başladı.

Birisi, “Niçin ağlıyorsun? Allah sana fetihler bahşetti, seni düşman­larına galip kıldı, gözlerini aydınlattı, seni sevindirdi” dedi.

Ömer (r.a.), “Ben, Resûlullah’dan (s.a.v.) duymuştum. ‘Herhangi bir kavme dünya (nimetleri) açıldığında Allah kıyamet gününe dek mu­hakkak onların arasına düşmanlık ve kin bırakır. Ben de sizler için bundan korkuyorum!’ buyurdu” dedi.

 

İbn Abbâs (r.a.) naklediyor:[29]

Bir gün Ömer b. Hattâb (r.a.) beni çağırdı. Gittim, Baktım, önünde bir deri üzerine saçılmış al­tınlar!

“Bunları al, akrabaların arasında taksim et. Allah, bu serveti peygamberi Muhammed (s.a.v.) ile Ebû Bekir’den uzak tuttuğuhalde bana verdi. İyiliğim için mi verdi, kötülüğümden dolayı mı verdi, bunu kendisi bilir” deyip ağladı.

Sonra, “Yok, vallahi! Ruhumu elinde tutan Allah’a yemin ederim ki o, peygamberi ile Ebû Bekir hakkında şer dilediği için onlara servetler vermemiş, Ömer hakkında da hayır murad ettiğinden ken­disine mal vermiş değildir!” dedi.

 

Abdurrahman b. Avf (r.a.) anlatıyor:[30]

Bir keresinde Ömer b. Hattâb (r.a.) bana haber gönderip huzuruna çağırttı. Hemen git­tim. Kapıya vardığımda yüksek sesle ağladığını duydum. İçimden ‘Innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn — Biz ancak Allah’ınız ve an­cak Ona döneceğiz. Vallahi Mü’minlerin Emiri’ne bir şey olmuş’ dedim.

İçeri girerek omuzlarından tuttum ve “Yâ Emire’l-Mü’minin, üzülme! Bir şey yok, bir şey yok!” dedim.

“Öyle söyleme, belâ çok büyük!” dedi, elimden tuttu, beni bir kapıdan içeri soktu. Baktım, üst üste yığılmış heybeler.

Bana dönerek, “Şu andan itibaren Hattâb oğlu âilesi Allah katında horlan­mıştır. Eğer Allah dileseydi bunları benim iki arkadaşıma. Pey­gamberimizle Ebû Bekir'e de verirdi. Onlar da bu mallan tasarruf hususunda bana bir çığır açarlar, ben de yollarından giderdim, dedi.

Ben, “Otur da düşünelim”, dedim.

Daha sonra mü'minlerin anneleri ile Muhacirlere dörder bin dörder bin, diğer kesimlere de ikişer bin ikişer bin vermeyi karar­laştırdık. Bu şekilde bütün malı dağıttık.

 

Zikir

Ömer (r.a.) diyor ki:[31]

“İnsanlardan söz ederek nefislerinizi oya­lamayın, bu bir musibettir, Allah’ın zikrine sarılın.”

 

Bir başka sözü:[32]

“Aman Allah’ın zikrine sarılın! Zikrullah şifâ­dır. însanlann dedikodulannı yapmaktan uzak durun, çünkü bu bir derttir.“

 

Olağanüstü Haller

İbn Ömer (r.a.) diyor ki: [33]

Bir cuma günü babam Ömer’in (r.a.) hut­be okurken: “Ey Sâriye! Kurdu çoban yapan zulmetmiştir!” diye seslendiğin duyduk.

Cemaat bakıştı.Ali (r.a.) cemaata, “O, söylediklerinin altından çıkacaktır” dedi.

Ömer konuşmasını bitirince kendisine keyfiyeti sordular. Şu cevabı verdi: “Kalbime, müşriklerin kardeşlerimizi yendikleri ve onların bir dağın önünden geçmekte oldukları, dağa çekilirlerse düşmanla tek cepheden çarpışacakları, dağı geçerlerse hepsinin imha edile­ceği doğdu ve bunun neticesinde ağzımdan, duyduğunuz söz çıktı.”

İbn Ömer diyor ki: Müjdeci bir ay sonra geldi ve o gün Ömer’­in sesini duyduklarını, bunun neticesinde dağa çekilerek Allah’ın kendilerine fethi bahşeylediğini anlattı.

 

Bir başka rivâyette de şu ziyâde vardır:[34]

...Namazdan sonra Abdurrahman b. Avf, Ömer’in yanma gir­di - ki Ömer ona güvenirdi – ve “Halkın seni kınamaları için verdiğin açıkların en fenâsı kendi kendine konuşmandır! Bu hâlinle onlara dedikodu imkânı veriyorsun! Bize konuşma yaparken ‘Sâriye, dağa!’ diye bağırdın, bu ne demek?” diye sordu.

Hz. Ömer, “Vallahi kendimi tutamadım. Kardeşlerimizin dağın önünde çarpıştıklarını, düşmanın önlerinden ve arkalarından kendilerine saldırdıklarını gördüm. Dağa çekilmeleri için ‘Ey Sâriye!’ demek­ten kendimi alamadım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dipnotlar

[1]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[2]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[3]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[4]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[5]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[6]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[7]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[8]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[9]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[10]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[11]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[12]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[13]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[14]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[15]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[16]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[17] Hadislerle Tasavvuf. Şeyh Eşref Ali Tanevi. Umran:1996

[18]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[19]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[20]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[21]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[22]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[23]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[24]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[25]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[26]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[27]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[28]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[29]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[30]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[31]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[32]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[33]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[34]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991