Hz.Abdullah b. Ömer (r.a)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zühd

İbni Mes'ud diyor ki:[1]

Kureyş gençleri içinde kendini dünyaya karşı en iyi muhafazaeden ve ona zerre kadar meyletmeyen genç Abdullah b. Ömer’dir.

 

Câbir de şöyle der:[2]

“Bildiğim kişilerin hepsi dünyaya meyletti. Ancak Ömer’in oğlu Abdullah hariç”

 

Hz. Âişe (r.a) anlatıyor:[3]

“Muhammed (s.a)’in ashabına, değersiz kumaşlarla kefenle­nip defnedilen İbni Ömer (r.a)’den daha çok benzeyen birini gör­medim”.

 

Âsim el-Ehvâl bazı kimselerin kendisine Abdullah b. Ömer (ra) hakkında: [4]

“İnsan onu gördüğü zaman, her bakımdan Resûlullah’a tâbi olduğu için onda farklıbir şey görürdü” dedikle­rini nakleder.

 

Meymûn b. Mihrân şöyle der:[5]

“İbn Ömer (ra)’in evine girdim içerisinde, üzerimdeki yeşil hırka değerinde eşya yoktu.”

 

Âsim anlatıyor:[6]

Babamla oturuyordum. Bir adam yanımıza geldi ve şunları anlattı:

İbni Ömer’e dedim ki; “bedenin zayıflamış, etin pelte pelte olmuş, ihtiyarlamışsın. Sohbet arkadaşların senin kıymetini bilmiyorlar. Ailene emretsen de sana baksalar, böylece, arkadaşlarının taltif ettiği, alımlı biri haline gelsen.

Abdullah bana döndü ve “Yazık sana! Ben ki, ondört onbeş seneden beri bir kere bile doymuş değilim (Bunu benden nasıl istersin?). Zaten iğne ucu kadar ömrüm kaldı” dedi.

 

İbn Şîrîn’den nakledildiğine göre; [7]

Bir adam, Abdullah b. Ömer (ra)’e: “Sana cevâriş (bir mide ilacı) yapayım mı?” diye so­rar.

İbn Ömer (ra) “Yapacağın bu ilaç neye yarar?” der.

Adam: “Bir yemek midene dokunduğu zaman rahatlatır” diye karşılık verir.

Bunun üzerine İbn Ömer (ra) de şöyle der: “Ben dört aydır karnı­mı doyurmuş değilim. Bulamadığımdan değil, ancak bazen kamı­nı doyurabilen, bazen de aç kalan bir toplulukla beraber yaşadı­ğım için yemedim.”

 

Hilal b. Habbab, Kar’a’dan naklediyor:

İbni Ömer’in üzerinde sert ve kötü bir kumaştan yapılmış bir giysi gördüm. Ona: “Sana Horasan mamülü bir giysi getirdim! Eğer giyersen çok, ama çok sevineceğim. Hem üzerindeki elbise ne kötü bir kumaştan yapılmış öyle?” dedim.

İbni Ömer (r.a);“Göster şunu da bir bakayım” dedi.

Giysiyi ona gösterdim. Eliyle kumaşa dokundu ve “Bu ipek mi acaba?” dedi.

Ben;“Hayır. Yünden yapılmıştık’ dedim.

İbni Ömer;“Ben bunu giymeye korkarım! Ben kibirden, sükseden, gurur­lu olmaktan korkarım. Allah gururlu olanları sevmez” dedi.

 

Nâfi’ anlatıyor:[8]

“İbni Ömer, sevdiği şeylerin elinden çıkmasını isterdi. Bir ay içinde bir defa bile ağzına et koymaz, ancak yolculukta ya da Ra­mazan ayında et yiyebilirdi. Bir defada otuzbin (dinar) dağıtan ve fakirleri mutlu eden adam, bir ay içinde bir lokma bile et yemezdi.”

 

Meymûn bin Mihrân şöyle der:[9]

“İbn Ömer (ra)’e bir mec­liste otururken oniki bin dinar para geldi, hepsini dağıtmadan ayağa kalkmadı.”

 

Nâfî (rh)'den; [10]

(Abdullah) İbni Ömer (ra) hastalandı, Onuniçin, bir dirheme, bir salkım üzüm satın alındı. O sırada, yanına dilenenbir miskin geldi. "Onu, ona veriniz!" buyurdu.Dilencinin karşısına birisi çıktı, ondan salkımı bir dirheme satın alıp,Hz. Ömer'in oğluna getirdi. Ayni miskin dilenmeğe geldi. Yine, "Onu, ona verin " buyurdu. Sonra, yine onun karşısına başka biri çıkıp, salkımı ondan bir dirheme satın aldı.Aynı dilence, dönmek istedi, nihayet men olundu.Abdullah İbnü Ömer (ra), onun ayni salkım olduğunu bilseydi, elbette ondan tatmazdı.

 

Nâfi’ anlatıyor:[11]

İbni Ömer bir gün bana; “Ey Nâfi’! Devenin üzerindeki yük­leri indir” dedi. Ben, İbni Ömer’in özel bir sebepten ötürü böyle bir emir verdiğini düşünüyordum. Hayvanın yükünü indirdim.

Ba­na; “Bak bakalım, böylesine güçlü bir hayvan görebiliyor musun?” dedi.

Ben, “isterseniz onu yüksek bir fiyata satabilirsiniz” dedim.

İbn Ömer deveyi çözdü ve dişilerinin arasına bıraktı. Deve artık ser­bestti. O, hoşuna giden her şeyi salardı.

 

Nâfi’ anlatıyor:[12]

İbni Ömer, kendine ait bir şeyi çok sevdiğinde, onu hemen Allah rızası için bağışlar, elinden çıkarırdı. Köleleri onun bu huyunu bildikleri için, içlerinden bazıları gayretkeş tavırlarla ca­minin yolunu tutardı. İbni Ömer de onları bu halde görünce daya­namaz, hürriyetine kavuştururdu. Bir gün arkadaşları ibni Ömer’e:“Ey Abdurrahman’ın babası! Allah’a yemin olsun ki, bu köleler seni kandırıyorlar"dediler. İbni Ömer:“Kim bizi Allah hususunda kandırırsa, ona kanarız” dedi.

 

İbn Ömer (ra)’e bir gün oğlu gelerek:[13]

‘Babacığım Bana bir elbise alırmısın?’ der. İbn Ömer (ra) ona: ‘Üzerindekini ters çe­vir ve yamala, sakın Allah’ın nzık olarak verdiklerini sadece kar­nına ve üstüne harcayanlardan olma’ der.

 

Eyyub b. Vâil er-Râsibî anlatıyor:[14]

Medine’ye geldim. İbni Ömer’in komşusunun bana bildirdiği­ne göre, İbni Ömer’e Muâviye tarafından dörtbin dirhem, başka biri tarafından yine dörtbin dirhem, diğer biri aracılığıyla ikibin dirhem ve bir miktar kadife gönderilmişti.Oysa ben İbn Ömer’i, pazarda binek hayvanı için bir dirhemlik yulaf isterken gördüm.

Bu durumu merak ettim ve cariyesine gidip sordum:“Sana bir şey soracağım, ama mutlaka doğru söylemeni isti­yorum: İbni Ömer’e onbin dirhem ve bir miktar kadife gelmedi mi?” dedim.

Cariye:“Evet... Geldi” dedi.

“Ama ben onu, bir dirhemlik yulaf almak için pazarda dola­şırken gördüm” dedim.

Cariye;“Daha geceyi geçirmeden tüm dinarları dağıttı. Kadifeyi de binlerine bağışladı” dedi.

 

Abdullah b. Hubeyş anlatıyor:[15]

İbni Ömer’in üstünde Yemen kumaşından yapılmış iki tane giysi gördüm. Birinin boyu ancak diz kapaklarına kadar geliyordu.

 

Mücâhid şöyle der:[16]

“İbn Ömer (ra)’e hizmet etmek için onunla arkadaşlık yaptım, o bana daha çok hizmet etti.”

Sâlim, İbni Ömer’den naklediyor:

Gençliğimde sık sık mescidde uyurdum. O sıralarda herkes rüyasını Peygamber (s.a)’e an­latırdı. Bir gece garip bir rüya gördüm. Önümde ateşten bir kuyu vardı. Melekler beni kuyunun yanı başına bırakmışlardı. İçinde ya­nan insanların sesleri duyuluyordu. Ben; “Euzubillah minennar (ateşten Allah’a sığınırım)” diyordum. Yananları tanıyordum san­ki. Sonra başka bir melek çıkageldi. Bana; “sen hiç korkma" dedi.

Bu rüyayı Hafsa (r.a) validemize anlattım. Hafsa validemiz de Peygamber (s.a)’e aktarmış. Peygamber (s.a):“Abdullah h. Ömer ne iyi bir insandır. Bir de gece namazını kılsa” dedi.

Bundan sonra geceleri az uyumaya ve ibadet etmeye başla­dım.

 

Korku ve Hüzün

Rivâyete göre İbn Ömer (ra) bir gün:

‘Ölçüde ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun.' diye başlayan Mutaffifîn sûresini okumaya başlar. ‘İnsanlar o gün Âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklar,' âyetine geldiği zaman ağlamaya başlar ve yere dü­şer gerisini okuyamaz.[17]

 

İbn Ömer (ra)’in âzâdlı kölesi Nâfi‘ şöyle der:

“İbn Ömer (ra)’in Bakara sûresinin, ‘Siz nefislerinizdekileri gizleseniz de açı­ğa çıkarsanız da Allah sizi hesaba çekecektir’ diye başlayan son iki âyetini okuyup ta ağlamadığını görmedim, sonra da bu ağır bir hesaptır” derdi.[18]

 

 

 

 

Dipnotlar

[1]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[2]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[3]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[4]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[5]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[6]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[7]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[8]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[9]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[10]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[11]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[12]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[13]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[14]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[15]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[16]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[17]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[18]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993