Hz.Ebuzer el-Gifâri (ra)

 

 

 

 

 

 

 

 

Zühd

Ebu Zer şöyle derdi:[1]

“İnsanlar ölmek için doğuyorlar, yıkılıp çürümek için inşâ ediyorlar, gelip geçici olana tutkuyla sarılıp, kalıcı (baki) olan âhireti fırlatıp atıyorlar. Ah... İnsanların hoşlanmadığı iki şey as­lında ne güzeldir: Ölüm ve fakirlik...”.

 

Abdullah b. Hıraş’tan rivayet olunuyor:[2]

Ebu Zer’i, deve katranlamada kullanılan bir örtüye bürünmüş halde, siyah bir şemsiye altında, iri ve kara bir kadınla beraber gördüm. San çiçekli, dikenli bitkiler üstünde oturuyordu.

Birisiona şöyle dedi:“Sen hiç çocuk bırakmayacak bir adamsın”.

Ebu Zer;“Çocuklarımı Dar-ı Fenada (dünyada) alıp Dâr-ı Bekâ’da çoğaltan ve toplayan Allah’a hamdolsun” dedi.

“Şu altındakinden daha yumuşak bir kilim bulamaz mıydın?” dediler.

Ebu Zer şöyle cevap verdi, “Allah’ım! Sen bağışla! Göze batan, nimetlerini benden al.”

 

Ebu Zer (r.a) anlatıyor:[3]

“Rasûlullah (s.a) zamanında günlük öğünüm bir avuç kadar­dı. Allah’a kavuşuncaya kadar da bunu artırmayacağım”.

 

Ebû Zer’den rivâyete göre, ona:[4]

“Falan falan zâtların yaptığı gibi (ekip biçecek) bir tarla veya ticaret edinsen ya!” denil­miş. O: “Ben emir olup da ne yapayım ki? Bana her gün bir yudum su veya süt; Cumadan Cumaya da bir ölçek buğday yetip artıyor” demiştir.

 

Ebu Zer (r.a) anlatıyor:[5]

Rasûlullah (s.a) bana;“Sen iyi bir adamsın, sâlihsin, benden sonra sana çeşitli imti­han ve belâlar gelecek" dedi.

Ben;“Allah yolunda mı?” diye sordum.

Rasûlullah (s.a);“Evet Allah yolunda” deyince

Ben;“Merhabalar. Hoş gelsin, safalar getirsin, Allah’ın izniyle” de­dim.

 

Ebu Zer (r.a) dedi ki:[6]

“Umeyyeoğulları beni, fakirlik ve ölümle tehdit ediyordu. Be­nim için yerin altı, üstünden daha hayırlıdır. Fakirlik de zengin­likten daha iyidir.”

Bunları duyan bir adam sordu;“Ey Ebu Zer! Ne oldu sana? Bir topluluğun yanına oturunca, onlar seni bırakıp yanından ayrılır oldu?”

Ebu Zer (r.a) cevap verdi:“Çünkü ben onlara ‘hazine yığmayın’ diye emrettim”.

 

Şehr b. Havşeb’den rivâyet edildiğine göre,[7]

Muaviye, Hz. Osman’a bir mektup yazarak, “Eğer Şam’da bir ihtiyacın varsa, Ebû Zer’i geri çağır” dedi...

Ebû Zer, Hz. Osman’ın yanına geldi. Hz. Osman (ra) ona: “Ey Ebû Zer, bizim yanımızda ikâmet et. Sabah-akşam yer içersin” dedi. Ebû Zer: “Benim onlara ihtiyacım yok. Rebeze benim konak yerimdir.”

 

Bir adam Ebu Zer’e gelerek bir miktar sadaka vermek istedi­ğini söyledi. Ebu Zer şöyle dedi:

“Yanımızda sütünü sağdığımız hayvanlar, bizi taşıyan mer­kepler ve hizmetimizi gören hür bir kadın var. Ayrıca elbisemizde fazlalık olarak bir de abamız var. Ben daha fazla bir şeye sahip ol­maktan; bu yüzden sorguya çekilmekten korkarım”.

 

Ebu Bekir b. Münkedir anlatıyor:[9]

Şam valisi Habîb b. Müslime, Ebu Zer’e üçyüz dinar göndererek;“Alsın, bununla ihtiyacını gidersin” dedi.

Ebu Zer parayı ge­tirene,“Bu keseyi ona geri götür. Allah’a bizden daha çok güvenen ve azla yetinen birini görmüş mü o? Bizim sadece altına girdiğimiz bir çardağımız, geçimimizi sağladığımız birkaç koyunumuz ve bir azatlı cariyemiz var. O da bize sadece hizmet etmek için verildi. Ben daha fazla bir şey istemiyorum. Allah’tan korkuyorum” dedi.

 

Yahyâ İbnti Ebî Kesir (rh), Şam ahalisinden olan bir adamdan rivayet eder ki: [10]

O Ebû Zer (ra)'in yanına girdi. Tenceresinin altını yağmur­da ıslanmış odunla tutuşturuyor ve bir yandan da dumandan gözyaşları akıyordu.

Karısı ona: "Senin bunu yapmana hacet bırakmayacak genişliğin var! Dileseydin senin yerine bunu başkası da yapardı." dedi.

O şu cevabı verdi: "Ben, Ebû Zer'im; bu da benim hayatım. İstersen râzı olursun, ister­sen seni Allah'ın himayesine bırakırım (boşarım.)"

Nihayet tenceredeki pişince bir sahan getirip içine katı ekmeği­ni kırdı. Sonra tenceredekini getirip üzerine döktü. Daha sonra, karısının yanına getirip, "buyur." dedi. Hep beraber yedik.

Sonra câriyesine, "Bize içecek ver." dedi.Câriye de bize keçilerinin sulandırılmış sütünden ikram etti.

"Yâ Ebâ Zer, evinde (rahat) bir yaşayış sürseydin ya!" dedim.

O da "Ey Allah'ın kulları! Hesabını (verebilir miyim ki) bundan daha fazlasını mı istiyorsunuz? Misal olarak, şu, üzerinde uyuduğumuz yatak, şu yaydığımız aba, şu giydiğimiz elbise, şu içinde yemek pişirdiğimiz çöm­lek, şu içinde yemek yediğimiz sahan, şu yağ kabımız, şu da içinde un bulunan çuval' Benim için (hesap cihetiyle) bundan daha fazlasını mı isti­yorsunuz?" buyurdu.

Ben, "Sana verilen tekaüt maaşı, dörtyüz dinar. Oldukça yüksek bir seviyedesin. Peki (bu) maaşın nereye gidiyor?" dedim.

Şöyle cevab verdi: “Senden aslâ gizlemiyeceğim. (Şam'da bulunan bir köyü işaret ederek) Benim şu köyde otuz atım var. Maaşım çıkınca onlar için saman ve bakıcıları için erzak, ailem için de nafakasını satın alırım. Eğer birşey kalırsa onu bozdurur, câriyenin yanına şuraya koyarım. Ailemin ete ihtiyacı olursa ondan alırlar. (Başka) bir şeye ihtiyaçları olursa yine o paradan alırlar. O atlara Allah yolunda süvariler temin ederim. Ebû Zer ailesinde dirhem de dinar da bulunmaz."

 

Tevekkül

Abdullah b. es-Sâmit’ten şöyle dediği rivâyet edilmiştir: [11]

Ben Ebû Zer ile birlikteydim. Kendisine verilen şeyler çıkarılmış­tı. Yanında da bir cariyesi vardı. Ebû Zer ihtiyaçlarını görmeye başladı, bir miktar arttı. Cariyesine artan kısmı satmasını emretti. Ben de dedim ki: “Ey Ebû Zer! Muhtemel bir ihtiyacın için veya ge­lecek bir misafirin için onu saklasan.” Bunun üzerine “Halilim Pey­gamber (sav) bana; çıkınlanıp biriktirilen altın ve gümüşün, tama­men Allah yolunda sarfedilmedikçe, sahibi için kıyamet gününde ateş koru olacağını vadetti” karşılığını verdi.”

 

Arâk b. Mâlik, Ebu Zer’in şöyle dediğini anlatır:[12]

Ben kıyâmet gününde Rasûlullah (s.a)’a en yakın oturanınızım. Zira ondan şöyle işittim: “Kıyamette bana en yakın oturanı­nız, dünyadan ayrılırken benim bıraktığım gibi (bozulmamış ve dünya ile kirlenmemiş) olarak göçendir”.Allah’a yemin ederim ki, benim dışımda sizin her biriniz dün­yaya sarıldınız.

 

Şehr b. Havşeb’den rivâyet edildiğine göre,[13]

Ebû’d-Derdâ da diyor ki: “Eğer Ebû Zer beni dövse, elimi kırsa yine ona karşı birşey hissetmem. Zira Resulullahın (sav): Yer gök Ebû Zerden daha doğru sözlü birini görme­miştir. Kim dünyaya karşı en az meyli olan birini görmekten hoş­lanırsa, Ebû Zer’e baksın’ dediğini duydum” demiştir.

 

Süfyan;[14]

“İsâ b. Meryem’e (as) Ebû Zer’den daha çok benzeyen birisi görülmemiştir” demiştir.

 

Korku ve Hüzün

Ebû Zer’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: [15]

Resulullah (sav) dedi ki: “Şâyet siz, benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız, az güler çok ağlardınız. Yataklarınızda çok az yatar, hanımlarınıza yaklaşmazdınız. Karnınızı da tıka basa doyurmazdınız. Yüksekle­re çıkar. Allah Teâlâya yalvarıp yakarırdınız.”

Ebû Zer, bu hadisi rivâyet ettiği zaman hep “Keşke ben budanan bir ağaç olsaydım” derdi.

 

Ebu Zer diyor ki: [16]

“İki dirhemi olanın hesabı, tek dirheme sa­hip olandan daha zordur”.

 

Ebu Zer (r.a) anlatıyor:[17]

Peygamber (s.a) bana şöyle öğüt verirdi:“Bir keseye atılıp ağzı bağlanan her altın ve gümüş tanesi, sa­hibini yakacak olan birer kordur, ta ki onu Allah yolunda harcayıncaya kadar."

 

Ebu Zer diyor ki;[18]

“Kim cenneti istiyorsa, dayanabildiği ka­dar dayansın, sabırlı olsun”.

Ebu Zer vefat ettikten sonra Basralı bir adam annesinin yanına gelerek;“Ebu Zer’in günlük ibadeti nasıldı?” diye sordu. Ebu Zer’in annesi;“Gündüzün tamamını tek başına tefekkür ederek geçirirdi” di­ye cevap verdi.       

   

Tevazu

Şehr b. Havşeb, Ebû Zer’in şöyle dediğini rivâyet etmiş­tir: [19]

“Kim şatafatlı elbise giyer veya şaşaalı binite binerse, Allah ondan yüz çevirir. Her ne kadar ona kerim davransa bile.”

 

Olağanüstü Haller

Süfyan, Karazî’den naklediyor;[20]

Ebu Zer Rebeze’ye doğru yola çıktı. Yolda hastalandı. Etrafındakilere;“Beni yıkayın, kefenleyin ve yolun kenarına bırakın. Karşınıza ilk çıkan süvarilere ‘Bu adam Rasûlullah (s.a)'ın arkadaşı Ebu Zer’dir. Defin konusunda bize yardım ediniz’ deyin” dedi.

Başka bir rivayette ise; Ebu Zer’in hanımının ağladığı, sebebi sorulunca da; “Ebu Zer’i kefenleyecek bir elbisemiz bile yok’’ dediği anlatılır.Bunun üzerine Ebu Zer, ölüm döşeğinde Peygamber (s.a) efendimizin hadisini okur:“Sizden biri, ıssız bir çölde ölür ve ona bir grup mümin rast­lar." Sonra Ebu Zer hanımına, dönerek şöyle der;“O adam benim! Zira Peygamber (s.a)'ın bu sözünü dinleyen herkes, kendi kasabasında, cemaati içinde öldü. Geriye tek ben kal­dım. Yalan söylemiyorum, yola bak” dedi.

Bu sırada Abdullah b. Mes'ud Iraklı bir grup süvariyle bir­likte göründü.

Kadın anlatıyor: “Yolda bir toz bulutu belirdi. Küçük bir kafile yanımıza geldiler ve “Ne var burada, sana ne oluyor?” dediler.

Ben, “Müslüman bir adam ölüyor, onu kefenler misiniz?” diye sor­dum.

“İsmi ne?” dediler.

“Ebu Zer" dedim.

Ebu Zer;“Müjdeler olsun size. Ben Rasûlullah (s.a) in bahsettiği ada­mım” dedi ve yukarıdaki hadisi okudu. Sonra şöyle devam etti;“İşitiyorsunuz değil mi? Eğer benim ya da hanımımın bir giy­sisi olsaydı, onu kefen yapardık. Sizden de vali, vezir, hükümet gö­revlisi ya da devletin posta görevlisi olan varsa sakın ha beni ke­fenlemesin”.

Gelen grubun içinde, Ebu Zer’in saydıklarından olmayan sa­dece bir genç vardı. O genç;“Ey Amca! Ben senin istediğin gibi biriyim. Seni üzerimdeki bu ridâ ile kefenleyeyim. Bunları anneciğim kendi yününden eğir­miş ve örmüştür” dedi.

Ebu Zer, “Sen... Evet sen kefenle beni” diyebildi.

Bu genç Ensardandı. Grubun diğer üyeleri arasında Hacer b. Edber ve Mâlik b. Eşter de bulunuyordu. Hepsi de Yemenli’ydiler.

 

 

 

 

 

 

Dipnotlar

[1]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[2]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[3]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[4]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[5]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[6]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[7]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[8]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[9]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[10]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[11]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[12]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[13]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[14]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[15]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[16]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[17]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[18]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[19]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[20]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996