Hz.Ebu Derdâ (r.a)

 

 

 

 

 

 

 

Zühd

Amr b. Mürre, Ebu Derdâ’nın şöyle dediğini naklediyor:[1]

“Hz. Muhammed (s.a)’e peygamberlik verildiğinde ben tâcirdim. İbadetle ticareti bir arada yürütmeyi arzulamıştım. Fakat ol­madı. Ben de ticareti bırakıp ibadete sarıldım. Ebu Derdâ’nın ca­nını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bugün mescidin yanın­da bir dükkânımın olmasını ve ondan her gün kırk dinar (altın) kazanıp, kazandığımı Allah (c.c) yolunda tasadduk etmeyi, nama­zıma engel olmasa bile, istemem".

Yanındakiler; “Ey Ebu Derdâ! Bunun nesini istemiyorsun? diye sorduklarında,

Ebu Derdâ (r.a);“Hesabının çokluğunu" cevabını verdi.

 

Ebu Derdâ (r.a) şöyle demişti:[2]

“Mescidin kapısında bir yer yapıp orada alış-veriş yapmak ve her gün üçyüz dinar kazanmak beni sevindirmez. Ben, ticaret ve alış-verişin, kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoymadığı kimseler­den olmak istiyorum”.

Hz. Ömer Şam’a gittiğinde Ebû’d-Derdâ’nın evine de varıp ka­pısını itti. Baktı ki kapı sürgülü değil. Karanlık bir eve girdi, el yordamıyla Ebû’d-Derdâ’yı buldu. Yatağını yokladı ki ne görsün, çul! Döşeği de topraktı. Sırtında da ince bir giysi vardı.Ebû’d-Derdâ:

  • Bu kim? Yoksa Mü’minlerin Emiri mi?

  • Evet, tâ kendisi.

  • Bir senedir seni görememiştim.

  • Allah iyiliğini versin, nedir bu hâlin? Sana geniş imkânlar sağlamadım mı? Sana şunu bunu yapmadım mı?

  • Ey Ömer! Allah Resûlü’nün bize söylediği sözü hatırlıyor musun?

  • Hangi sözünü?

  • «Herhangi birinizin dünyalığı bir süvari yolcunun azığı ka­dar olsun» sözünü.

  • Evet, hatırlıyorum.

  • Peki, ey Ömer, biz ondan sonra ne yaptık?

 

Yerfe’ der ki: “Ebû’d-Derdâ ile Ömer sabaha kadar hem ağladılar, hem sohbet ettiler.”[3]

Hâlid b. Hudayr el-Eslemî, Ebu Derdâ’nın yanına geldi. Ebu Derdâ’nın altında deri ya da yünden bir kilim vardı. Acı içinde terliyordu. Hâlid; “eğer istersen, altındaki yatağı emirül müminin’in göndereceği bir şilte ile kaplayabiliriz” dedi. Ebu Der­dâ şöyle cevap verdi: “Bizim bir yurdumuz var elbet! Orası için çalışıyor, orayı özlüyoruz”.

 

Tevekkül

Ummü’d-Derdâ’nın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:[4]

“Ebû’d-Derdâ bana: ‘İnsanlardan hiçbir şey isteme’ dedi. Ben de: ‘İhtiyacım olsa dahi mi?’ dedim. Şayet ihtiyacın olursa, ekin öğütenlerin arkasından git ve onlardan yerlere düşenleri topla, sonra onu öğüt ve sonra da ye, ama asla insanlardan hiçbir şey isteme’ dedi.

 

Ebu Derdâ (r.a) der ki:[5]

“İmanın doruk noktası; Allah’ın hükmüne sabır, kaderine rıza göstermek, tevekkülde ihlas ve her şeyde Yüce Allah’a teslim olmaktır”.

 

Zikir

Habib b. Abdullah’tan naklediliyor:[6]

Savaşa katılmayı düşünen bir adam Ebu Derdâ’ya gelip;“Ey Ebu Derdâ! Bana tavsiyede bulun” dedi.

Ebu Derdâ (r.a) ona;“Sevinçli ve rahat anlarında Allah’ı an ki, Allah (c.c) da sana sıkıntılı anlarında yetişsin. Bir dünya işine başladığın vakit, sonu­nun neye varacağını iyi düşün” tavsiyesinde bulundu.

 

Ebû Abdullah el-Ceserî den rivâyet edildiğine göre,[7]

Bir zât fırlayıp Ebû’d-Derdâ’nın yanına gelmiş ve ona selam verdikten sonra: “Ben savaşçıyım, bana tavsiyede bulun” demiştir. Ebû’d- Derdâ da: “Allah’a mülâki oluncaya kadar, sanki O’nu görüyormuşsun gibi O’ndan sakın, nefsini ölülerden say, dirilerden addet­me; aman, mazlumun duasını almaktan sakın” demiştir.

 

Bir gün Ebû Derdâ (r.a): [8]

“Size amillerinizin en hayırlısını, pa­dişahınız nezdinde en sevimli olanını, sevaplarınız içinde en fazla gelişenini bildireyim mi ki düşmanla çarpışırken öldürül­menizden veya öldürmenizden, altın ve gümüş infak etmenizden daha iyidir!” diye sordu.

“Nedir?” dediler.

“Allah’ı zikretmek. Öyle ya Allah'ı anmak her şeyden daha büyüktür” dedi.

 

Ebu Derdâ (r.a)’ya, Ebu Sa’d b. Münebbih’in yüz köle âzat ettiğini söylediler. Ebu Derdâ: “Yüz köle âzat etmek gerçekten bü­yük bir iş! Ama size bundan daha hayırlı bir şey haber verebilirim: Sabah akşam Allah’ı anarak yorulan bir dil sebebiyle eskitilmeyen bir iman!” dedi.[9]

 

Kesir b. Mürre el-Hadramî, Ebu Derdâ (r.a)’dan nakledi­yor:[10]

“Size, Rabbinizi razı eden, düşmanla savaşıp boynunu vur­mak ya da dirhem ve dinar bağışlamaktan daha yüksek bir derece verecek olan amelden bahsedeyim mi?” dedi.

Yanındakiler; “Evet ey Ebu Derda! Nedir bu amel?” dediler.

Ebu Derdâ; “Zikrullah! (Allah’ı anmaktır). Zikrullah en büyük ibadettir!” dedi.

 

Ebû Câbir’den Ebû’d-Derdâ’nın şöyle dediği rivâyet edil­miştir: [11]

“Kıyamet gelmeden önce geceleyin nefisleri için gözyaşı dö­küp, âhü figân edenlere, babam fedâ olsun. Kalbleri Allah’ın zik­riyle beraber ve gözleri Onun zikri için yaşarıyor.”

 

Kâsım b. Abdurrahman’dan rivâyet edildiğine göre,[12]

Ebû’d-Derdâ’nın içerisinde yaklaşık on kadar hurma çekirdeği bu­lunan bir kesesi varmış. Sabah namazını kıldıktan sonra yatağının üzerine oturur ve onlan tek tek keseden çıkartarak tesbih çeker­miş. Hepsini çıkardıktan sonra, tekrar eli ile tesbih çekerek teker teker onlan keseye koyarmış. Bu hali, Ümmü’d-Derdâ gelip de: “Ey Ebû’d-Derdâ, kahvaltın hazır” deyinceye kadar devam edermiş ve çoğu zaman o “Sofrayı kaldırın, ben bugün oruçluyum” dermiş.

 

Korku ve Hüzün

Ebu Derdâ (r.a) der ki:[13]

“Şayet öldükten sonra göreceğiniz şeyleri bilmiş olsaydınız, ne yemeği iştahla yiyebilir ne de suyu kana kana içebilirdiniz. Dinlen­me niyetiyle evlerinize giremez, dağlara çıkıp, dövüne dövüne kendi kendinize ağlardınız. İşte bu sebeple ben, silkelenip meyvesi yenen bir ağaç olmayı çok arzu etmişimdir".

 

Ebu'd-Derdâ' (ra) buyurdu: [14]

"Ailemin keçisi olup, onlara bir misafir geldiğinde, beni boğazlamalarını, hem yiyip hem başkalarına yedir­melerini muhakkak isterdim."

 

Ebu Derdâ hasta bir halde yatarken, ziyaretine gelenler sordular:[16]

“Şikâyetin nedir ey Ebu Derdâ?”.

Ebu Derdâ;“Günahlarımdan şikâyetçiyim” dedi.

Yanındakiler;“Peki... Ne arzularsın?” diye sordular.

Ebu Derdâ:“Cenneti arzularım” dedi.

Arkadaşları;“Sana doktor çağıralım mı?” dediler.

Ebu Derdâ;“Zaten beni yatağa düşüren de odur” diye cevap verdi.

 

Abdurrahman b. Cübeyr anlatıyor:[17]

Bir adam Ebu Derdâ’ya şöyle dedi: “Allah için bana bir şeyler öğret”. Ebu Derdâ, ona şunlan öğretti: “Sadece helâl olanı ye! Helâl para kazan. Evine helâl rızık getir. Günü geldikçe Allah’tan rızkını iste. Sabah olunca kendini ölülerden say, onlara ka­tıldığını düşün! Sana söven, bağıran ve kınayanı Allah’a havale et! Günah işlediğinde hemen istiğfar et”.

 

Hizâm b. Hakim, Ebû’d-Derdâ’nın şöyle dediğini rivâyet etmiştir: [18]

Şayet ölümden sonra ne göreceğinizi bir bilseydiniz, asla iştahla yiyip içmez, gölgelenip istirahat ettiğiniz evlerinize gire­mezdiniz. Yükseklere çıkıp göğüslerinizi döver, kendinize ağlardı­nız. Vallahi ben, kopartılıp tüketilen bir ağaç olmayı ne kadar iste­dim.”

 

Sa'd İbnü Mes'ûd (ra)'den: Ebu'd-Derdâ' (ra) buyurdu:[19]

"Üç şey olmasaydı bir gün bile yaşamak istemezdim: Allah için şiddetli sıcakta susuzluk (oruç), Gece ortasında secde, hurmanın iyisini seçer gibi, sözün hayırlısını seçen bir kavim ile oturup kalkmak."

 

 

Dipnotlar

[1]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[2]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[3]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[4]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[5]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[6]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[7]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[8]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[9]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[10]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[11]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[12]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[13]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[14]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[15]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[16]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[17]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[18]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[19]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992