Hz.Ali (r.a)

 

 

 

 

 

 

 

Zühd ve Nefse Muhalefet

Abdullah b. Şüreyk dedesinden şu haberi nakletmiştir:

Hz. Ali (r.a)’ye pelte tatlısı getirilmişti. Pelteyi önüne koyup şöyle dedi:“Sen kokusu hoş, rengi güzel, tadı nefis bir yiyeceksin. Fakat ben, nefsime güzel göründüğün müddetçe nefsime uyup senden ye­meyi uygun bulmuyorum”.

 

A’meş anlatıyor:[i]

Ali (r.a.) Kûfe’de halka sabah akşam yemek verdiği halde kendisi Medine’den getirttiği yiyecekleri yerdi.

 

Hârûn b. Antere’nin babası Antere anlatıyor:[ii]

Irak’taki Havarnak sarayında Halife Ali (r.a)’nin huzuruna girmiştim. Üzerinde eskimiş bir kadife giysi vardı. Dedim ki:“Ey mü’minlerin emiril Allah (c.c) bu malı sana ve ailene tahsis etti de, sen de nefsin için dilediğini mi yapıyorsun!”.

Bunun üzerine Ali(r.a);“Vallahi, sizin malınızın hiçbirinden faydalanmıyorum. Bu, Medine’den, kendi evimden çıktığımdan beri sahibi olduğum kadi­fedir” dedi.

Abdulmelik b. Umeyr, Sakıf kabilesinden bir adamın kendi­sine şu bilgiyi verdiğini söylüyor:

Halife Ali (r.a) Sakîfli’yi, Ukber’e zekât toplama memuru tayin etmişti. Sakîfli şöyle diyor:

Ali (r.a)’nin yanındaydım, ortalıkta namaz kılanların oturacağı bir göl­gelik yoktu. Ali (r.a) bana;“Öğle sonu olunca bana uğra” dedi.

Dediği vakitte ona uğra­dım, fakat yanında kendisini gizleyen bir örtü ve engel yoktu. Otu­ruyordu ve önünde bir bardak ve su dolu bir kupa vardı. Sonra içinde ne olduğunu bilemediğim mücevher kutusu gibi bir şey çı­kardı. Kendi kendime; “bana çok güveniyor” dedim. Kutu mühür­lüydü. Mührü açınca baktım ki içinde kavrulmuş buğday varmış. Buğdayı bardağa boşalttı ve üzerine su döktü. Sonra da onu içti, bana da içirdi.

Ben sabredemeyip;“Ey mü’minlerin emîri! Bunu Irak’ta mı yapıyorsun! Halbuki Irak’ın yiyeceği çoktur" dedim.

Bunun üzerine Ali (r.a);“Vallahi bunu cimrilikten mühürlemiyorum. Bana yetecek kadar satın alıyorum. Çünkü bittiğinde içine -bilgi dışında- başka bir şey konmasından korkuyorum. Buğdayı böylesine korumam bundandır. Karnıma temiz olanın dışında bir şey girmesinden hoş­lanmıyorum” buyurdu.

 

Ziyad b. Melih anlatıyor:[iii]

Ali b. Ebî Tâlib (r.a), “hadis” denen un helvası getirip orada bulunanların önüne koymuştu. Onlar da onu yemeye koyuldular.Ali (r.a) şöyle söylendi:“İslâm, ortaya konan şeye, düşmana hücum eder gibi hücum etmek değildir. Ama Kureyş helvayı gördü ve üzerine hücum etti”.

 

Ebu Erâke anlatıyor:[iv]

Ali (r.a) sabah namazını kıldı ve güneş bir mızrak boyu yük­selinceye kadar oturdu. Üzgün bir hali vardı. Sonra şöyle buyurdu:“Rasûlullah (s.a)’ın ashabında öyle haller gördüm ki, şu anda onlara benzeyen hiçbir kimse göremiyorum. Vallahi onlar, gözleri önünde cenaze taziyesi yapılanlar gibi benizleri sarı, saçı-başı da­ğınık ve toz-toprak içinde olurlardı. Onlar, ya ayakta ya da sırtüs­tü yatarken Kur’ân okuyarak gecelerlerdi. Yanlarında Allah’ın is­mi anıldığında, rüzgârlı bir günde ağaçların sallandığı gibi sarsı­lırlardı. Yemin ederim ki, elbiseleri ıslanıncaya kadar ağlarlardı. Vallahi şu topluluk, gaflet içinde gecelemektedir".

 

Tevazu

Vehb oğlu Zeyd anlatıyor:[v]

Ali (r.a.) bir gün çıkıp yanımıza geldi. Üzerinde bir rida ile bir çaputla iki tarafını birbirine bağ­ladığı bir izâr vardı.Kendisine niçin böyle giydiği sorulunca şu cevabı verdi: “Ben bu iki elbiseyi kibirlenmeyeyim, namazı rahat kılayım, mü’minlere örnek olayım diye giyiyorum!”

 

Amr b. Kays’tan rivâyet edildiğine göre,[vi]

Ali’ye (ra) “Niçin gömleğine yama yapıyorsun?” diye sorulunca: “Kalbim huşû‘ için­de olsun, mü’minler de örnek alsınlar diye” karşılığım vermiştir.

 

Zeyd b. Vehb’den rivayet ediliyor:[vii]

Halife Ali (r.a)’nin yanına Basra’dan bir heyet gelmişti. He­yette Hâricîler’den el-Câd b. Na’ce adlı bir adam da bulunuyordu. Adam Ali (r.a)’yi giyiminden dolayı ayıpladı. Bunun üzerine Ali(r.a), “Giyimimden sana ne! Benim kıyafetim kibirden uzak ve bir müslümanın örnek alması için çok daha uygundur” dedi.

 

Mecma’ et-Teymî şöyle diyor:[viii]

Hz. Ali halife iken beytülmalı süpürüp orada namaz kılıyor­du. Kıyamet günü kendisine şahitlik eder ümidiyle orasını zaman zaman mescid gibi kullanıyordu.

 

Şebes b. Rabî anlatıyor:[ix]

Hz. Peygamber (s.a)’e bir esir hediye edilmişti. Ali (r.a), eşi Fâtıma (r.a)’ya, “Babana git ve ondan, seni bazı işlerden kurtaracak bir hiz­metçi iste” dedi. Akşam vakti Fâtıma (r.a) babasına gitti.

Hz. Pey­gamber (s.a) ona, “Kızım, bir işin mi var?” diye sordu.

Fâtıma, “Bir şey yok, sadece selam vereyim, hal hatır sorayım diye gel­dim” dedi. Bir şey istemeye utanmıştı.

Eve dönünce Ali (r.a) ona, “Ne yaptın?” diye sorunca, Fâtıma şu cevabı verdi, “Ondan hiçbir şey isteyemedim, utandım”.

Ertesi akşam olunca Ali (r.a) eşi Fâtıma’ya yeniden “Babana git ve ondan, seni bazı işlerden kurtaracak bir hiz­metçi iste” dedi. Fâtıma babasına gitti, fakat ondan yine bir şey isteyemedi.

Üçüncü gün olunca, ikisi birlikte çıkıp Rasûlullah (s.a)’a gittiler. Rasûlullah onlara, geliş sebeplerini sordu. Ali (r.a) dedi ki, “Ya Rasûlallah! İşler bizi epeyce zorluyor. Senden, işlerin bir kısmını üstlenecek bir hizmetçi vermeni isteyecektik.”

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a) ikisine hitaben, “Size kızıl altınlardan daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi?” di­ye sordu.

Ali (r.a), “Evet, ey Allah’ın elçisi!” dedi.

Rasûlullah da onlara şu tavsi­yede bulundu: “Uyumadan önce yüz defa Allahu Ekber, subhanallah ve el­hamdülillah demeniz size bin hasene kazandırır. Sabahleyin aynı duaları yapmanız yine size bin hasene kazandırır.”

Ali (r.a) der ki: “Bunu Rasûlullah’tan duyduğum günden beri, Sıffîn gecesi hariç hiç ihmal etmedim. O gece unutmuştum, fakat gecenin sonuna doğru hatırıma gelince hemen söyledim”.

 

“İnsanların hâlet-i ruhiyesini bilen, fakat başkaları tarafın­dan tanınmayan, Allah’ın da kendisini rızasıyla andığı, alçak sesliher kula müjdeler olsun. Onlar hidayet fenerleridir, insanlar onla­rın aydınlattığı yolda yürürler. Allah (c.c) onların üzerine çökebile­cek her fitne ve karanlığı giderir ve onlara rahmet eder. Onlar öne atılan, sır ifşa eden, başkasına eziyette bulunan ve gösteriş yapan kimseler değillerdir’’.

 

Nevf el-Bukalî anlatıyor:[x]

Ali (r.a)’nin gece vakti dışarı çıkıp yıldızlara baktığını gör­müştüm. Bana, “Ey Nevf! Uyuyor musun, uyanık mısın?' diye seslendi.

Ben, “Ey mü’minlerin emîri! Uyanığım” dedim.

Bunun üzerine, “Ey Nevf Dünyada zahid olarak yaşayıp âhirete yönelenlere ne mutlu. Onlar yeryüzünü kendilerine bir sergi, toprağı da döşek yapmışlardır. Suyu temizleyici ve güzel olarak bilip Kur’an ve duayı kendilerine ölçü almışlardır. Dünyadan Mesih (İsa) (a.s) gibi kopmuşlardır. Ey Nevf! Allah İsa (a.s)’ya vahyedip şöyle demiştir: ‘İsrâiloğulları’na git ve onlara benim evlerimden herhangi birine, ancak temiz bir kalp, huşû halindeki gözler ve pak ellerle girmele­rini söyle. Ben onlardan veya başka kullarımdan hiçbirinden, içi dışı karanlıkken, (inanmamışken) dua ve yalvarma kabul etmem.’”

 

Olağanüstü Haller

Hz. Ali hep şöyle dermiş:

“Aranızdan bir hayduta, şu başımı ve sakalımı boyayacak kimseye engel olamayacaksınız. Bu sözle­riyle, başından fışkıran kanın sakalını boyayacağını kastedermiş.

 

Osman b. Mugîre anlatıyor:[xi]

Ramazan girdiğinde Hz. Ali yemeğini bir gece Hasan’ın evin­de, bir gece Hüseyin’in evinde ve bir gece de Ebu Cafer’in evinde yer ve ağzına üç lokmadan fazla koymazdı. O şöyle derdi: “Keşke Yüce Allah’ın ölüm emri aç iken ulaşsa bana!”. Ali (r.a) bundan bir kaç gece sonra şehit edildi.

 

 

Dipnotlar

[i]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[ii]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[iii]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[iv]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[v]Hayatü’s Sahabe. Muhammed Yusuf Kandehlevi. Divan Yayınları:1991

[vi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[vii]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[viii]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[ix]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[x]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996

[xi]Allah Dostları.Ebu Nuaym El-İsfehani. Şule:1996