Tarihselcilik Nedir?

Muhammed Coşkun'un Modern Dünyada Kur'an Yorumu (MÜ İlahiyat Vakfı: 2018) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Tarihselcilik, çağdaş İslam düşüncesine özellikle Fazlur Rahman’ın önerdiği yorum yöntemi ile girmiş bir kavramdır. Fazlur Rahman’ın benimsediği tarihselcilik düşüncesinde Kur’an’ın doğrudan metinsel/literal olarak değil fakat kendi tarihsel koşulları içerisinde ve yerine göre literal boyutu aşıp bütünün ardındaki maksatları görecek şekilde okunması önerilmektedir. Bu tarihsellik düşüncesinde Kur’an’ın bütününün harfi harfine evrensel yani her zaman için geçerli kabul edilmemesi, aksine sadece ondan çıkarılacak ana ilkelerin evrensel kabul edilmesi, bu ilkeler dışında kalan hususların ise söz konusu ilkelerin yedinci yüzyıl Arabistan yarımadasının tarihsel ve bölgesel koşullarındaki somut/örnek birer uygulaması olarak değerlendirilmesi önerilmektedir.

Kur’an’ın tarihselliği düşüncesi İslam dünyasının genelinde Fazlur Rahman, Roger Garaudy, Hasan Hanefi ve Nasr Hamid Ebû Zeyd gibi isimler tarafından; Türkiye’de ise Ömer Özsoy ve Mustafa Öztürk gibi isimler tarafından savunulmaktadır.

 

Her halükârda teorinin ana hatları Fazlur Rahmana aittir. Fazlur Rahman’a göre Kur’an hem lafzı hem de içeriği ile tarihseldir. Kur’an vahyi Hz. Peygamber’in zihninde ve toplumsal şartlarda rengini almıştır. Kur'an’ın muhtevası Hz. Peygamber’in mücadelesi sürecinde meydana çıkan sorun ve durumlara verilen cevaplardan oluşmaktadır. 

Şevket Kotan'ın Kur'an ve Tarihselcilik (Beyan: 2011) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Kur'an ve Tarihselcilik

Tarihselci İslami modernizme göre Kur'an, evrensel mesajlar ihtiva etmekle birlikte form itibariyle tarihsel bir söz, tarihsel bir metindir. Çünkü mümkün bir tarih olarak Kur'an belli bir tarihsellikte, belli bir tarihe ve bu tarihsellikte yaşayan insanlara hitap etmiştir. Allah'ın evrensel mesajını bu format değil, bu formatta mündemiç bulunan derûni mana temsil etmektedir. Kur'an'ın bütün tarihselliklerde aktüelleştirilmesi ve bir yaşantı modeline dönüştürülmesi, form yerine bu derûni mananın esas alınmasına bağlıdır. Allah'ın niyetinin saklı bulunduğu bu derûni mananın deşifre edilerek ortaya çıkarılması ve modern tarihsellikte, bu tarihe hitap edebilecek ve yaşantılanabilecek Kur'an sistemin bununla tesis edilmesi gerekir.

Prof. Dr.Mehmet Paçacı'nın Kur'an ve Ben Ne Kadar Tarihseliz (Anakara Okulu: 2016) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Müslümanlar Arasında Bir İç Tartışma

Vahiy geleneği boyunca değişik dönemlerde gelen Allah’ın elçileri, değişik tarihî şartlar ve durumlar İçinde aynı mesajı anlattılar. Ancak onların şeriatları ayrılık gösterdi. Bunun sebebi değişik tarihî şartlar içinde olmalarıydı. Dinde değişmeden aynı kalan neydi, dinde rasullerin içinde bulundukları şartlara göre değişen neydi? Değişen tarihî şartlar içinde dinin ne kadarı değişebilir, nelerin değişmeden kalması gerekmektedir? Bu soruların cevaplan bugün bir varlık mücadelesi veren ve bunda mutlaka başarılı olmanın yollarını aramakta olan Müslümanların, müminlerin açıklığa kavuşturmaları gereken önemli konulardan birisi durumuna gelmiştir. 

Bu aslında Kur’an’a inanan kişiler, ‘Müslümanlar' arasındaki bir tartışmadır; yoksa genel olarak müsteşriklerin kabul ettiği gibi “Kur’an’ın hiçbir şekilde bugüne bir şey söylemediğini iddia etmek tartışmayı farklı bir zemine taşıyabilir ancak.” Diğer taraftan Müslüman tarihselcilerin hümanist-pozitivist Batı düşüncesini esas aldıkları ve dolayısıyla İslam'ı bu temel doğrultusunda yorumladıkları iddiası ise amacını aşan bir iddia olur. Onların Batılı disiplinlerden ve bakış açılarından etkilendikleri doğrudur. Ancak onlar Müslümanlara has bu ciddi sorunu, aynı yaklaşımı benimsemeyen diğerleriyle paylaşmaktadırlar. Kaldı ki son iki yüzyılda İslam dünyasında bu çerçevede Batılı düşünceden şu ya da bu şekilde etkilenmeyen ilmi, fikrî, siyasi vb. bir tutumdan söz etmek neredeyse imkân dışıdır. Moderniteden sonra Müslümanların artık post-modernitenin etkisinde kaldıklarım biliyoruz. Ancak asıl tartışma konumuza dönecek olursak şu gerçekle karşılaşıyoruz: O da etkilendikleri nasıl bir bakış açısı olursa olsun söz konusu ettiğimiz zeminde tartışanların Kur'an’ın düne, bugüne ve geleceğe hitap etme yetkisi olduğunu kabul etmeleridir. Tartışmanın özünde ise Kur'an'ın müdahalesinin bütün zamanlar için nasıl gerçekleşeceği meselesi vardır.

Şimdi birbirlerinin karşısına yerleşen evrensel diyebileceğimiz yaklaşım ile tarihselci yaklaşımın çatıştığı noktalara ve her iki yaklaşımın birbirlerine yönelttikleri eleştirilere göz atalım:

 

Tarihselcilere göre tikel -tarihsel dinî hükümlerin (nas) evrensel olduğu esasına dayanan görüş, vahyin inişinden sonraki bütün bireylerin ve nesillerin tarihselliğini dikkatten kaçırma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çünkü bu görüş belli bir tarihi döneme ait hükümleri farklılıklarına rağmen bütün zamanlara taşımakta ve onları bütün toplumlara dayatmaktadır. Burada ayrıca Kur’an’ın temel ilkelerinin tarihsel hükümler adına ihmal ve ihlal edilmesi kaygısı da yeterince kendisini hissettirmektedir. 

 

Buna karşın diğer taraf, bu hükümlerin tarihin belli bir dönemine kapatılamayacağını, zira onların bütün zamanlara hitap ettiğini ve tarihselciliğin bizi getireceği noktanın, Kur'an'ı indiği dönemin tarihselliğine hapsetmek olacağını söylemektedirler. Tarihselci yaklaşım Kur'an'ın indiği tarihsel ortama o kadar önem atfetmektedir ki, bu bizi Kur’an’ın otoritesini o dönem ile sınırlamaya kadar götürmektedir.

 

Tarihselciler ise buna şu cevabı veriyorlar: Kur’an’ın indiği tarihsel dönemi öğrenmemiz bizim ondaki evrensel ilkeleri daha doğru anlamamızı sağladığı içindir; yoksa bu yöneliş Kur’an’ın o dönemle sınırlanması amacını taşımaktadır. Kur’an’ın mesajının diğer zamanlara taşınması da ancak onun tümel ilkelerinin yeni tarihselliklere uygulanmasıyla gerçekleşebilir.

 

Tarihsel tikel unsurları evrensel kabul eden evrenselciler ise Kur’an’daki tümel ilkelerin, tarihsel tikel unsurlar aleyhine bu denli vurgulanmasından rahatsız olmaktadır. Çünkü onlara göre Kur’an ve İslam sadece birkaç tümel evrensel ilkeye indirgenmekte, bunun dışında hemen hiçbir sınır çizilmemekte ve İslam bir belirsizliğe ve indi çıkarımların kucağına itilmektedir.

Bu farklı görüşler arasında, İslam’ın siyasi kültürel egemenliği bağlamında da bir tartışma sürüp gitmektedir.

 

Tarihselcilere göre İslam’ın Batı medeniyeti karşısında bugün kaldığı zor durumun sebebi İslam'ın evrensel İlkelerinin tarihsel zarflarında hapsedilmeleri ve kullanılamaz hale getirilmeleridir. Onlara göre, hantallaşan ve ortaya çıkan yeni problemlere cevap veremeyen bir medeniyeti harekete geçirmek ve yeniden işler hale getirmek için tarihsel yaklaşım gereklidir.

 

Diğer tarafın görüşüne göre ise aslında ortada Kur’an’ın uygulanabilirliği bakımından bir problem yoktur. Kur’an elimizde durmaktadır ve uygulanmayı beklemektedir. Kur’an her çağa hitap etmektedir ve dolayısıyla uygulanabilir durumdadır. Öyleyse vakit kaybetmeden uygulamaya geçilerek başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlığın kurtuluşu sağlanmalıdır.

İki görüş arasındaki gerilim kısaca bu şekilde özetlenebilir kanısındayız. Ancak hemen görüleceği üzere, bu tartışma Müslüman düşünce tarihinin bir iç meselesi şeklinde sürmektedir. Müslüman tarihselcilerin, hümanist, rasyonalist bir yaklaşımla Kur’an’ın inanç ve ahlak ilkelerinin yerine tamamıyla seküler bir akıl koyduklarının iddia edilmesi haksız ve yanlış bir gayret olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bu gayret değişik imalarıyla sorunu karmaşık bir hale getirmekten başka bir işe yaramamaktadır.

 

Kur’an’ın tarihsel bakış açısıyla yeniden ele alınması geleneğimizde yeni bir akıl-nakil tartışması çıkarmış görünmektedir. Tartışma bu boyutuyla bizim hiç de yabancı olmadığımız bir karaktere sahiptir. Tarihselciliği benimseyenler, İnsanın İslam’ın kaynaklarını (Kur’an, Sünnet) anlama sürecine daha çok ve daha etkin girmesini ve böylece onu yaşadığı yeni durumlara uygulamasını öngörmekle, İslam medeniyetini tekrar işlevsel hale getirmeye çalıştıklarım belirtmektedirler. Buradaki kalkış noktası Allah'ın vahyini beşer bir elçi vasıtasıyla gönderdiği, Arapça konuşan bir topluma tarihin belli bir kesitinde, zaman ve mekâna yani tarihe müdahalede bulunarak insani şartlar içinde konuştuğu ve Kur’an’ı, yani Kelamını tenzil buyurduğudur. Bu bakımdan O’nun Kelamını anlarken ve bu anlamı kendi durumlarımıza taşırken bu tarihi ve beşeri şartları göz önüne almak gerekliliği bulunmaktadır. Oysa karşı taraf insanın bu denli öne çıkarılmasıyla insanın ve aklının vahyin önüne konacağı kaygısındadır. Başka bir deyişle tartışma beşerî çevrenin ne kadar geniş olabileceği ve beşerî unsura ne kadar güvenilebileceği tartışmasıdır. Bu noktada, söz konusu tartışmanın gelenek içerisinde zaten sürüp gelen bir tarihi olduğunu hatırlamak gerekmektedir.

 

Tartışma esasen bir metot tartışmasıdır. Dolayısıyla Kur'an'ın tarihselliği tartışması, aslında sanıldığı gibi ithal ve patolojik bir eksende değil, bize ait bir eksende Hanefî, Malikî-Şaffi, Hanbeli ya da reyci-hadisçi tartışması ekseninde sürmektedir.

Kur'an'nın Tarihsel Bir Hitap Oluşunun Keyfiyeti

Prof. Dr.Mustafa Öztürk'ün İslami İlimler Dergisinde (Yıl:1 Sayı:2 2006) yayınlanan makalesinden kısaltılarak alınmıştır.

Kur’an’ın tüm insanlara ve tüm zamanlara gönderilmiş bir kutsal metin olduğuna inananlara -ki Müslümanların kahir ekseriyeti böyle inanmaktadır- göre Allah hüküm vazederken muhtemel ve müstakbel gelişmelerin tümünü hesaba katmıştır. Bu yüzden, O’nun vazettiği ahkâmın işlerlik kazanmasına imkân tanıyacak durumların mütemadiyen vücut bulması mukadderdir. Çünkü bu anlayışa göre Kur’an Allah’ın ezelî-kadîm vasfını haiz kelam sıfatının bir yansımasıdır. Allah nesneler dünyasına ilişkin her şeyi sınırsız ilim ve iradesiyle ihata ettiğine göre Kur’an’ın nazil olmasından sonraki tüm gelişmeler de ilâhî planda hesaba katılmış olmalıdır. Binaenaleyh Kur’an’daki yüzlerce ayet her ne kadar özel bir sebep üzerine vahyedilmiş olsa da sebebin tarihselliği/yerelliği hükmün evrenselliğine engel değildir.

Hemen belirtelim ki Müslümanlar arasında yaygın kabul gören ve hatta bir iman esası gibi telakki edilen bu görüşlere katılmıyoruz.

Prof. Dr.Mustafa Öztürk'ün Kur'an'ı Anlama Yolunda (Kuramer:2017) toplantı kitabındaki sunumundan 

kısaltılarak alınmıştır.

Kanımca, tarihsellik ve tarihselcilik Kur’an’ı anlama ve yorumlama konusunda geleneksel kabullerle pek bağdaşmayan bir yaklaşım tarzı, farklı bir perspektiftir. Dahası, “Kur’ân-ı Kerim şöyle de okunamaz mı? Böyle de anlaşılamaz mı?” şeklinde bir tekliftir; ama bu teklifte birtakım muğlaklıklar, sürpriz denebilecek sonuçlara açık ve henüz tanımlanamamış alanlar bulunduğu da bir gerçektir.