Kur’an Mucizesi

O’nun sözünün insan sözüne üstünlüğü, O’nun insana üstünlüğü gibidir. (Tirmizi, Darimi)

 

Hiçbir peygamber yoktur ki insanların kendisine inanmasına vesile olan bir mucize verilmiş olmasın. Bana verilen en büyük mucize Allah’ın bana vahyettiği Kur’an’dır. Bunun için kıyamet gününde peygamberlerin en çok ümmeti olanı olacağımı ümit etmekteyim. (Buhari)

 

Allah(cc), tarih boyunca insanları hak dine iletmek üzere farklı milletlere çok sayıda peygamber gönderdi. Bu peygamberler insanları tevhid inancına davet ettiler. Gözle görülmeyen, varlığı maddi imkân ve araçlarla algılanamayan tek Allah’a inanmaya; Ona ibadet etmeye ve tüm kötü davranışları terk etmeye çağırdılar. Toplumlar genellikle peygamberlerin vahiy kaynaklı bu çağrılarını garip karşılamış ve inanmakta güçlük çekmişlerdi. Kur’an’ın birçok yerinde tevhid dinine olan bu tepkileri dile getirilmiştir[i]. 

Onlar kendilerine, içlerinden bir uyarıcı (peygamber) geldiğine şaşıp kaldılar. O kafirler dedi(ler) ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır." "O ilahları bir tek ilah mı yapmış? Doğrusu bu cidden şaşılacak bir şeydir."  Sad (38/4-5)

 

İşte bunun için peygamberlerin davalarını ispatlayacak güçlü delillere ihtiyaç vardı. Bunlar insanların yapamayacakları türden mucizeler olmalıydı. Tarih boyunca gelen peygamberler, peygamberlik davalarını ispatlamak üzere bazı mucizeler göstermişler ve bunlarla inanmayan topluma meydan okumuşlardır. Meydan okuyuşlarının geçerliliği ve takdir edilebilmesi için de daima kendi toplumlarında var olan ve itibar gören mucizeler göstermişlerdir. Hz. Musa döneminde yaygın olan sihir gibi[ii]. İşte ilahi kural gereği son peygamberin peygamberliğinin ispatı için de mucize olarak, o günkü Arap toplumunda yaygın olan ve kabul gören edebi bir mucize olan Kur’an verildi.

 

Kur’an’ın Meydan Okuması

Kur’an’ın Arapları aciz bıraktığı güvenilir tarihi verilerden ve Kur’an’ın üç aşamalı olarak yaptığı meydan okuyuşların cevapsız kalışından anlaşılmaktadır. Kıyamete kadar tüm insanların Kur’an’dan duydukları/duyabildikleri bu meydan okuyuşlar sırasıyla şöyledir[iii]:

 

O zamana kadar inmiş tüm Kur’an’la meydan okumak:

De ki: "Andolsun ki, (bütün) insanlar ve cinler, şu Kur'an'ın benzerini (yapıp) getirmek için toplansa, birbirine arka çık(ıp yardım et)seler yine de onun benzerini getiremezler."İsra (17/88)

 

Yoksa: "Onu (O Kur'an'ı) kendisi uydurup söyledi" mi diyorlar? Hayır! Onlar iman etmezler.
Eğer (onlar) doğru söyleyenler iseler onun gibi (isterse uydurma olsun) bir söz getirsinler!(Tur 52/33-34)

 

Kur’an’ın on suresine benzer on sure getirmekle meydan okumak:

Yoksa onu (Kur'an'ı) kendisi uydurmuş mu diyorlar? De ki: "Öyleyse siz de uydurulmuş olarak onun benzeri on sure getirin. Allah'tan başka gücünüzün yettiği kimseleri de (yardıma) çağırın; eğer (iddianızda) doğru kimseler iseniz."
Şayet onlar bu davetinizi kabul etmezlerse, bilin ki o (Kur'an) ancak, Allah'ın ilmi (ve izni) ile indirilmiştir ve O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?(Hud 11/13-14)

 

Kur’an’ın tek bir suresi ile meydan okumak

Arap edebiyatının altın dönemini yaşadığı, edebi ürünlerin toplum nezdinde en geçerli değer olduğu ve bu değeri sergilemek için yılda birkaç panayırın kurulduğu bir ortamda Kur’an tek sureyle olan meydan okuyuşunu hem Mekke döneminde bir kez, hem de Medine döneminde iki kez olmak üzere tekrar etmektedir. 

Bu Kur'an, Allah'tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmuş değildir. Fakat o, önceki (İlahi kitap)ların da (aslını) tasdik eder ve (Levh-i Mahfuz'da yazılmış) Kitab'ı açıklar. Onda asla şüphe yoktur, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Yoksa: "Onu (Peygamberin) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin ve Allah'tan başka, gücünüzün yettiği kim varsa onları da (yardımınıza) çağırın!"
Hayır! (O inkarcılar,) ilmini kavrayamadıkları ve hakikati/yorumu kendilerine gelmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de tıpkı böyle (peygamberlerini) yalanlamışlardı. İşte bak zalimlerin sonu nice oldu?(Yunus 10/37-39)

 

Daha ilginç olanı, Mekke döneminde gelen ve sonucunun ne olacağı kısmen belirsiz bırakılan bu meydan okuyuş, Medeni Kur’an’da sonucu emin ve kesin bir biçimde bildirilerek yer almaktadır.

Eğer kulumuz (Muhammed Aleyhisselam)a indirdiğimiz (Kur'an-ı Kerim)den şüphe ediyorsanız, (haydi!) siz de onun benzeri bir sure getirin; eğer (iddianızda) samimi iseniz, Allah'tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın.
Eğer bunu yapamazsanız -ki hiç bir zaman yapamayacaksınız- yakıtı insanlar ve taşlar olan, kafirler için hazırlanmış ateşten sakının.(Bakara 2/23-24)

 

Şair ve ediplerini bir milli kahraman olarak gören, fesahat ve belagata çok düşkün ve bu alanda zirvede bulunan bir topluma 20 yıldan uzun bir süre meydan okuyor, kin ve düşmanlıklarını tahrik ediyor, gururlarını kırıp akıllarıyla alay ediyor da kendileri için amansız sayılan bu beladan bir-iki satırla karşı koyup kurtulma cesareti gösteren birileri ortaya çıkmıyor.[iv].

 

Kur’an’ın Kendisinin Mucize Olarak Yeterli Olması

"Müşrikler: 'Ne olurdu bize Rabbinden bir Mucize getireydin?' dedi­ler. Onlara evvelki kitaplarda olan şeylerin beyanı gelmedi mi?" (Tâhâ; 133)

 

Yani, okuma-yazması olmayan bir peygamberin geçmişteki bütün semavi kitap­ların özü ve emirleri bulunan bir kitabı getirmiş olma­sı kendi başına bir mucize değil midir? Bu ilâhi kitapta, insanların hida­yet ve kurtuluşu için her şey yer alıyor; üstelik dili ve ifadesi, çöldeki bedevîlerin bile rahat anlayacağı kadar açık ve sade oluyor[v].

"Bundan evvel sen kitap okumaz ve elinle yazmazdın. Eğer böyle olsaydı batıl taraftarları, bundan şüpheye düşerlerdi. Hayır, Kur'ân, ken­dilerine ilim verilen insanların kalplerinde apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi ancak zalimler inkâr ederler. Müşrikler, 'ne olurdu O'na (peygambere) Rabbi tarafından mucizeler indirileydi' dediler. De ki: 'Mucizeler, Allah'ın katındandır. Ben sadece, aşikâr bir uyarıcıyım!' Onlara, bizim indirdiğimiz ve kendilerine okunup duran kitap mucize olarak kâfi gelmedi mi? O kitapta, iman eden kavim için şüphesiz bir rahmet ve öğüt vardır." (Ankebût; 49-51)

 

İçerik Zenginliği
Kendinden çok emin bir şekilde, sadece ilgili bilim dallarının uzmanlarının net bir şekilde anlayabileceği farklı disiplinlere konu olan birçok bilimsel gerçeği açık bir şekilde anlatması, onun mucize olduğunun en önemli ve açık delillerindendir. Fizik, kimya, biyoloji, botanik, zooloji, jeoloji, jeofizik, astrofizik, astronomi, coğrafya, kozmoloji ve tıp gibi fen bilimlerinin yanı sıra siyaset, hukuk, iktisat, ahlak, felsefe, tarih felsefesi, pedagoji, psikoloji ve sosyoloji gibi sosyal bilimler alanına giren meseleleri de içermektedir.[vi]

 

Kur’an’ın temel amacı, bilimsel meseleleri bilim dünyasına sunmak değildir. Ancak Kur’an, Allah’ın varlığını ve birliğini, peygamberliğin hakkaniyetini ve ahretin gerçekliğini ispatlamak için akli muhakeme yöntemini kullanmakta, yoğun bir biçimde düşünmeye davet etmekte ve davalarını ispatlamak için yüzlerce delil getirmektedir.[vi]

 

Sanırım burada şu soruyu sormamız yerinde olacaktır: Tek bir gün olsun okul yüzü görmemiş, hatta okuma yazmayı bile öğrenememiş, bilimsel çevrelerle hiç teması olmamış ve ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlarla -12 yaşında iken bir iki kez ve kısa bir zaman dışında- hiç teması olmamış bir insanın, zekâ düzeyi ne olursa olsun, bu kadar açık bilimsel ve tarihi gerçekleri kendi aklıyla nasıl bulabilir ve bilebilir?[vi]

 

Ayrıca kırk yaşına kadar içinde yaşadığı toplumda hiçbir gün edebi bir faaliyet ve maharetle tanınmamış ve tanışmamış, iki mısralık bir şiir ve iki satırlık edebi bir söz söylememiş bir insan kırkından sonra birden bire toplumun önüne çıkarak 14 asır boyunca bütün Arap edebiyat çevrelerini, ilim, hikmet ve ahlak dünyasını; üstün akıl sahiplerini ve bilim adamlarını hayrette bırakan bir metni kendi zekâsı ile söylemesi nasıl mümkün olabilir?[vi]

 

Çağlar Üstü Olması
Kur’an’ın hem literal/lafzi yapısı hem de içeriği, her çağda; o çağdaki bütün kültürel, bilimsel ve düşünsel seviyelere karşı gençliğini ve tazeliğini korumak gibi ilginç ve farklı bir özelliği vardır. Zaten Kur’an, evrensellik karakterini bu “çağlar boyu tazeliğini muhafaza etme” özelliğinden almaktadır[vii].

 

Dr.Haluk Nurbaki şöyle diyor:

Her kitap, her fikir, hatta bilim kitapları bile yanlıştan kurtulamaz. Ben bilim kitaplarına çok meraklıyım. Mesela bende 1895’te yazılan bir kimya kitabı ve 1902’de yazılan bir fizik kitabı var. Sırf merakımı gidermek için açıp okuyorum. Yarısından çoğu değerini kaybetmiş bilgiler. Temel bir takım kanunlar kalıyor ama içerisinde yanlış görüşlere dayalı birçok ifade var. İşte Kur’an’ın en büyük mucizelerinden biri de bu saflığıdır. Onda yanlış bulmanız mümkün değildir.

Her kitap kendi çağının bilgileri üzerine kurulmuştur. Kur’an’ın indirildiği çağdaki özellikle astrofizik, astronomi ve dünyanın oluşumuna dair görüşler, bugün tamamen ilkel diye baktığımız, bir sürü yanlışlarla doluydu. Bunların hiçbiri Kur’an’a girmemiş, zamanında bilimsel kabul edilen ya da yüzde yüz doğruluğuna inanılan bir takım yanlışlıklar Kur’an’da yer almamıştır. Hatta Kur’an’da o zaman inanılan birtakım bilimsel görüşlere ters ifadelerin bulunması, bizzat İslam âlimlerini bile güç durumda bırakmıştır. Bunun en canlı örneği Kur’an’ın arzın yuvarlaklığını ve devekuşu yumurtasına benzer tarzda yaratıldığını belirten ayetidir. Bu ayet zamanın âlimleri tarafından “Arz nasıl böyle yuvarlak olabilir, herhalde bundan kasıt düzlüktür” diye yorumlanmıştır[viii].

 

Edebi Zenginlik ve Birden Fazla Mana ile Yorumlanabilme
Arap edebiyat otoriteleri Kur’an’ın edebi sanatları karşısındaki hayretlerini gizleyememişlerdir. Örneğin Mısırlı İbn Ebi’l İsba (ö 1256) edebi sanatlar alanında önemli bir kaynak olan et-Tahbir adlı eserinde 125 edebi sanat saymaktadır. Bunların çoğuna Kur’an’dan örnekler göstermektedir[ix].

 

Arapçada bir cümlenin ve cümle içinde yer alan kelimelerin aynı anda birden fazla mana çeşidiyle yorumlanabilir olması çok üstün ve ayrıcalıklı bir özelliktir. Ama bunu yapanlar oldukça nadir, dolayısıyla Arapça metinlerden aynı anda birden fazla anlamla yorumlanabilenler de oldukça azdır. Bunun bir istisnası vardır ki, o da Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an’da beş, altı, yedi hatta on küsür mana ile yorumlanabilen yüzlerce ayet vardır. Razi, Zemahşeri, Kurtubi, İbn Cizzi ve özellikle Meverdi’nin tefsiri bunun örnekleriyle doludur[x].

 

Aynı Anda Farklı Düzeylere Hitabı
Birçok ayet, ilk başta kavranan anlamı aynı kalmakla birlikte, farklı kültür düzeyindeki insanlarca sezilebilen farklı anlam katmanları içerebilmektedir. Bunun yanında, farklı yorumlara imkân veren ayetler, farklı nesiller tarafından değişik şekillerde anlaşılabilmektedir[xi].

 

Kur’an’ın Bıkkınlık Vermemesi
İlmi, fikri, felsefi, ahlaki ve edebi metinler dahil olmak üzere tüm metinler ve kitaplar fazla tekrar edildiler mi insana bıkkınlık verirler. Ama ilginçtir ki Kur’an, hiçbir kitaba nasip olmayacak şekilde çok sık tekrar edildiği halde asla okuyucusuna bıkkınlık vermemektedir. Uzun bir zaman diliminde okuduğunuzda belli bir yorgunluk hissetseniz bile biraz dinlendikten sonra o yorgunluk gider, yerini taptaze bir canlılığa bırakır. Birçok Müslüman’ın yılda 20-30 defa Kur’an’ı hatmetmeleri bunun en belirgin göstergesidir[xii].

 

Bizzat Kur’an, kendisinin sürekli okunmasını ve sürekli tekrar edilmesini buyurur. Kur’an’ın pek çok ciddi öğrencisinin tecrübesi, her yeni okuyuşta, yeni bir şeylerle karşılaşıldığını göstermektedir[xiii].

 

Ses ve Kelime Dizimindeki Uyum
Kur’an’daki harflerin, kelimelerin ve cümlelerin seslendirilmesi esnasında ortaya çıkan, kulağa ve ruha hoş gelen eşsiz bir musiki vardır. Arapça bilmeyen biri bile onu dinlediği zaman bu etkili ahengi hemen hisseder[xiv].

 

Konuyu vurgulamak açısından Pakistanlı Prof.Dr.Muhammed Hamidullah’ın hatırası değerli:

“Her ülkeden Müslümanlar, Kur’an’ı tecvid ile okuma sanatı konusunda sayısız eser vermişlerdir. Ben bir musiki uzmanı olmadığım için, bu konuda karar verecek durumda değilim. Fakat merhum Fransız müzisyen Abdullah Gilles Gilbert’in görüşünü özetleyebilirim. Ben onu ilk defa, İstanbul Üniversitesinde çalıştığım sırada tanıdım. Turist olarak geldiği (Türkiye’de) zaman zaman Kur’an’ın tilavet edildiği kimi toplantılara katıldı. Okunan metnin bir şiir değil de düz yazı olduğunu öğrendiğinde öylesine heyecanlanıp etkilenmişti ki, sonunda Müslüman olmuştu. Bana diyordu ki, ‘Dünyanın bütün dillerinde şiirde ritim mevcuttur; hiçbir yerde düz yazıda ritim görünmez. Kur’an bunun tek istisnasıdır; öyle ki, Kur’an okunurken ondan yalnızca bir kelime değil, kelimenin içerisinden tek bir harf bile çıkarılacak olsa bu, tıpkı bir şiir dizesinde yapıldığında olduğu gibi kulak tırmalayıcı olur.’ Çok anlamasam da ona hayran kalmıştım.

Bir gün beni ziyarete geldi. Oldukça üzüntülü ve sinirliydi. Bana, ‘Atalarımızın Kur’an’ın kimi bölümlerini kaybettiklerini düşünüyorum’ dedi. Ben ‘Nasıl olur?’ diye sorguladığımda, cevaben şöyle dedi: ‘110. surenin 2. ayetini şöyle okuyorlar: (yedhulûne fi dîni’l-lâhi efvâcâ) Böyle bir okuma müzikalite açısından imkânsız! Allah’ın sözü böyle olamaz. Bana bir şeyler eksikmiş gibi geliyor.’ Ben de dedim ki,: ‘Hayır, bu öyle okunmaz, şöyle okumak lazım: (yedhulûne fi dîni’l-lâhi efvâcen fesebbih) Böylece efvâcâ’nın sonunda değil, fesebbih’in sonunda duraklama yapılmalıdır. Bu şekilde, bir nefes almak için duraklama yapıldıktan sonra yeniden (fesebbih bihamdi Rabbike) diye okumaya başlanır.’ Gilbert büsbütün hayrete kapılıp dedi ki, ‘Ya! Gerçekten öyle mi?’ Hakikaten senin okuduğun gibiyse, işte o zaman tamam oldu; şimdi inancımı tazeliyorum!’[xv]

 

Tüm Yapısında Literal ve Anlamsal Seviyesini Muhafaza Etmesi
Genelde insanların yazdığı ilmi kitapların ilk bölümleri, son bölümlerine göre daha ciddi, daha derinlikli, daha itinalı, daha seviyeli ve daha kapsamlıdır. İfadeler daha ağır, üslup daha ustaca, anlamlar daha doyurucu, içerik daha dikkat çekici ve daha zihin kışkırtıcıdır. İkinci yarısında veya kitabın sonuna doğru genelde seviye düşmekte ve müellifin performansının düştüğü, ifadelerin sıradanlaştığı, üslubun yavanlaştığı ve basitleştiği belirgin şekilde gözlemlenmektedir. Ancak Kur’an bu kuralın dışındadır. Kur’an’ın baştan sona kadar aynı yüksek seviyeyi, aynı ciddiyeti, aynı edebi güzellik ve özelliği taşıdığını görmekteyiz. İnişinin yaklaşık 23 sene gibi geniş bir zamana yayılmış olmasın, farklı kitlelere, farklı içeriklerle gelmiş olmasına rağmen o yüksek edebi seviyeyi, yüksek kaliteyi, beyanındaki zengin kapasiteyi ve literal orjinalliği muhafaza etmektedir.[xvi]

 

 

Dipnotlar

[i] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 127

[ii] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 128

[iii] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 129-131

[iv] Kur’an’ın Belagatı ve İ’cazı Üzerine, 54-55

[v] Tarih boyunca Tevhid Mücadelesi

[vi] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 149-153

[vii] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 86

[viii] Bilim Açısından İmanın Altı Şartı,73-74

[ix] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 91

[x] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 135-136

[xi] Kur’an’a Giriş, 105

[xii] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 86-87

[xiii] Kur’an-ı Kerim Tarihi, 103

[xiv] Kur’an’a Giriş, 104

[xv] Kur’an-ı Kerim Tarihi, 102-103

[xvi] Kur’an Nasıl Bir Kitaptır, 87