Kader

İnsan Özgürlüğü ve Bunun Bedeli

Özgürlük, ‘bir şey yapma’ ve ‘bir şey yapmama’ arasındaki seçimdir. ‘Seçme’ ve ‘eylem’, özgür olmanın zorunlu koşuludur. İnsan, özgürlüğü oranında yaptıklarından, ettiklerinden sorumludur. İnsanın sahip olduğu her hakkın karşılığında bir de sorumluluğu vardır. [i]

 

Allah, insana seçme ve seçtiğini de yapma gücü vermiştir. Bunun için insan, sorumlu bir varlık kılınmış, Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla yükümlü tutulmuştur. Ayrıca Allah, insan neyi seçerse, onu yaratacağını bir yasa olarak ortaya koymuş ve bunu insanlara bildirmiştir. [ii]

O, insanlara iyi ve kötünün ne olduğunu göstermiş, iyiliği emrettiğini ve kötülüğü yasak-ladığını bildirmiştir: İnsana izleyeceği yol gösterilmiştir (Necm, 53/39). Çünkü yolun eğri olanı da vardır (Bakara, 2/286). [iii]

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 91/7-10)

 

“Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) gösterdik.” (Beled. 90/8-10)

 

"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim." (eş-Şems 91/7-8)

 

"Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör." (el-İnsân 76/3)

 

Yüce Allah, insanların irade sahibi, dilediğini yapabilir bir varlık olmasını irade ve takdir buyurmuş ve onları bu güç ve kudrette yaratmıştır. Bu sebeple insanlar kendi istek ve iradeleriyle bir şey yapıp yapmamak gücündedirler, iki yönden birini tercih edip seçebilirler. Kul iyi veya kötü yönden hangisini seçer ve iradesini hangisine yöneltirse Allah onu yaratır. Fiilde seçme serbestisi olduğu için de kul sorumludur. Hayır işlemişse mükâfatını, şer işlemişse cezasını görecektir.[v]

 

Ahiretin varlığına da anlam kazandıran, insanın özgür bir seçimle eylem yapması ve bunun karşılığında da sorumluluk yüklenmesidir. Kur’an’da seçme ve seçimi doğrultusunda davranma özgürlüğüne sahip kılınan insanın, ulaşacağı bütün sonuçlardan bizzat kendisinin sorumlu tutulacağı vurgulanır: [vi]

“Herkes kendi kazandığının hesabını verecektir” (Tûr, 52/21).

 

“Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir (kazandığından sorumludur).” (Müddessir, 74/38)

 

“Herkesin kazandığı iyilik, kendi yararına, kötülük de, kendi zararına olacaktır.” (Bakara, 2/286)

 

"Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir." (Fussilet 41/46)

 

“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 18/29)

 

Putperestlerin Kaderi Öne Sürerek Yaptıkları İtirazlar

“Putperestler diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde (Peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” (En’âm, 6/148)

 

“Ortak koşanlar dediler ki: “Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!” (Nahi, 16/35)

 

Ve dediler ki: Rahmân dileseydi biz onlara tapmazdık. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.'’ (Zuhrut, 43/20)

 

Kader Varsa, İnsan Yaptıklarından Sorumlu mudur?

Kur’an’da Allah’ın insanları güçleri ölçüsünde sorumlu ve yükümlü kıldığı açıkça belirtilmiş ve üstesinden gelemeyecekleri yükümlülükleri onlara yüklemediği ısrarla vurgulanmıştır. İslâm inancına göre insanlar sorumluluktan kaçmak için yapıp ettiklerini kaderin kendilerini zorlamasına bağlayamazlar ve sorumluluktan kurtulamazlar. …insanlar özgür iradeleriyle tercihlerini yaparlar.[vii]

 

Allah'ın ilmi, kulun seçimine bağlı olup, Allah'ın ezelî mânada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur.[viii]

 

Aslında insanlar, Allah'ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Bir başka ifadeyle söylersek biz, yüce Allah bildiği için belli işleri yapmıyoruz. Bizim bu işleri yapacağımız, O'nun tarafından ezelî ve mutlak anlamda bilinmektedir. Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış, onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah Teâlâ, kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı noktasında bir ilâhî kanun da belirlemiştir.[ix]

 

Hz.Ali de kendisine sorulan bir soruya verdiği cevapta olup biten her şeyin kader ve kazâya göre gerçekleştiğini ve hiçbir olayın bunun dışında kalmadığını belirtmiştir. Ayrıca kaderin insanları fiil yapmaya zorlamadığını, aksine fiillerini kendi tercihleriyle yaptıklarını söylemiş, aksi takdirde insanlara fiillerinden ötürü mükâfat veya ceza vermenin adaletle bağdaşmayacağını açıklamış, ancak gayb yönü dolayısyla kader meselesinin insanlarca tamamen anlaşılamayacağına işaret etmiştir.[x]

 

Hz. Ömer’in Kader Konusundaki Tutumu

Bir gün Hz. Ömer, halifelik döneminde Şam’a gitmek üzere yola çıkar. Onu Şam’daki ordu komutanları karşılar ve ona Şam’da veba hastalığı çıktığını haber verirler. Hz. Ömer, önlem olarak bu salgın hastalığın çıktığı yere girmemeye karar verir ve yanındakilere geri döneceğini söyler. Onun bu sözü üzerine komutanlarından Ebû Ubeyde: [xi]

  • Ey Halife! Şimdi sen Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? Allah, ölümünü-zü bu hastalıktan takdir etmişse, ölürsünüz, takdir etmemişse size bir şey olmaz, der. Hz. Ömer onun bu sözünü çok yadırgar:

  • Ey Ebû Ubeyde! Bu sözü sen mi söylüyorsun, der ve sözlerini şöyle sürdürür:

  • Evet... Allah’ın kaderinden, yine Allah’ın kaderine kaçıyorum. Allah’ın hakkımızdaki takdirini bilmediğim için tedbir alıyorum.

 

Hz. Ömer, kader konusunun daha iyi anlaşılması için ona bir de şu çarpıcı örneği verir:

  • Senin develerin olsa, onlar iki taraflı bir vadiye inseler. Vadilerden biri verimli, diğeri de verimsiz, çorak olsa, sen de verimli yerde develerini otlatsan, Allah’ın takdiri ile otlatmış olurdun. Onları burada değil de çorak yerde otlatsaydın, yine Allah’ın takdiri ile otlatmış olmaz mıydın? (Ahmed, Müsned, I/18).

 

Kader Neden İlahi Bir Sırdır?

Kader konusunda bilinmesi gereken bir başka husus da şudur: Kader iç yüzünü ancak Allah'ın bilebileceği, mutlak ve kesin bir biçimde çözümlenmesi mümkün olmayan bir ilâhî sırdır. Zaman ve mekân kavramlarıyla yoğrulmuş bulunan insan aklı, zaman ve mekân boyutlarının söz konusu olmadığı bir ilâhî ilmi, irade ve kudreti kavrayabilme güç ve yeteneğinde değildir.[xii]

 

Kaderin bir ilâhî sır oluşunu ve insanlar tarafından gerçek anlamda çözülmesinin imkânsızlığını göz önünde bulunduran Hz. Peygamber kader konusunu tartışan ashabını uyararak şöyle buyurmuştur:

"Siz bununla mı emrolundunuz? Veya ben bunun için mi peygamber olarak gönderildim? Şunu biliniz ki sizden önceki ümmetler bu tür tartışmalara başladıkları zaman helâk olmuşlardır. Böyle tartışmalara girmemelisiniz" (Tirmizî, “Kader”, 1).[xiii]

 

Tevekkül

Tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah'a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak demektir. Meselâ bir çiftçi önce zamanında tarlasını sürüp ekime hazırlayacak, tohumu atacak, sulayacak, zararlı bitkilerden arındırıp ilâçlayacak, gerekirse gübresini de verecek, ondan sonra iyi ürün vermesi için Allah'a güvenip dayanacak ve sonucu O'ndan bekleyecektir.[xiv]

"...Kararını verdiğin zaman artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever" (Âl-i İmrân 3/159)

 

Hz. Peygamber de devesini salarak tevekkül ettiğini söyleyen bedevîye "Önce deveni bağla, Allah'a öyle tevek-kül et" (Tirmizî, “Kıyamet”, 60) buyurarak tevekkülden önce tedbirin alınması için uyarıda bulunmuştur.[xv]

 

 

 

[i] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

 

[ii] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

 

[iii] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

 

[iv] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[v] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[vi] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

 

[vii]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

 

[viii] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[ix] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[x]İslam İnanç Esasları. Anadolu Ünv.: 2010

 

[xi] İnancım (Temel İslam Bilgileri). Mehmet Emin Özafşar. Diyanet İşleri Başkanlığı: 2010

 

[xii] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[xiii] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[xiv] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011

 

[xv] Diyanet İslam İlmihali. Komisyon. Diyanet Vakfı Yayınları:2011