Hasan-ı Basrî (642-728)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz.Peygamber'in ocağında yetişmiş ve Müslümanların başına gelen olayları, en merkezinden çocuk gözüyle görmesine rağmen, çok sağlam bir karaktere sâhip olarak yetişmiştir. Basra'da yaşayan bu büyük din bilgini bütün din ilimlerinde söz sâhibi olmasıyla birlike, zühdü ile de Müslümanların önderlerindendi. Tanıyanların "dâimâ gözü yaşlı ve yüzü kederli' şeklinde târif ettikleri ve âdetâ cehennem kendisi için yaratılmışçasına bir korku duyduğu rivayet edilen Hasan-ı Bâsri, zâhidliği kadar tefekküre dayalı bir tasfiyeyi benimsemişti. Onun için zâhidlik bir amaç değil insanı hayra ulaştıran bir araçtır.[i]

 

Zühd

Merzûk el-İclî der ki: [ii]

Bir gün Ebû Katâde bana Hasan Basrî’yi göstererek: “Şu ihtiyarın peşini bırakma, Allah’a andolsun ki edep yönünden Hattâb oğlu Ömer’e (ra) benzeyen ondan başka kimse görmedim” dedi.

 

Ebû Ubeyd en-Nâcî der ki:[iii]

Hasan Basrî (ra) hasta idi. Ziyaretine gittik! Bize şöyle dedi; “Hoş geldiniz, merhaba. Allah bi­zi de sizi de cennetine koysun. Eğer sabreder doğruluktan ayrıl­mazsanız bu iyi bir gidişattır. (Ancak) Allah’a andolsun ki, bu ha­ber (İslâm) bir kulağınızdan girdi diğerinden çıktı. Zira Hz. Pey­gamberi görenler onun dünyaya meylettiğini görmediler. O bir sancak açtı, sür'atle oraya koyuldu. Fakat yükseldiğiniz yerden tekrar sür‘atle indiniz. Allah’a andolsun ki, ölümle burun burunasınız.

 

Şu sözler ona âit: [iv]

Ey Âdemoğlu! Allâhü Teâlâ ile savaşmaya gücün mü var? Allâhü Teâlâ'ya isyan eden onunla savaşmış demektir. Vallahi! Bedir Savaşı na katılmış yetmiş sahabeye yetiştim. Giysilerinin çoğu yün idi. Siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görseydiler “şunların âhiretten nasîbi yoktur” ve kötülerinizi görseydiler “bunlar âhirete inanmıyor” derlerdi. Dünyâ onların her biri için ayaklan altındaki topraktan daha değersizdi. Andolsun, öyle insanlar gördüm ki, yanında sâdece karnını doyuracak azık ile akşam ettiği halde, “bunun hepsini ben yemeyeyim, bir kısmını Allâhü Teâlâ için sadaka vereyim” derdi. Oysa sadakaya kendisinden daha muhtaç biri yok idi."

 

Hişâm, Hasan Basrî (ra)’nin şöyle dediğini rivâyet eder: [v]

Allah’a andolsun ki, bazı topluluklara yetiştim ve içlerinden bazı­larıyla arkadaşlık yaptım. Resûlullah (sav)’ın ashâbını kasdederek onlar karşılaştıkları dünyalık bir şeyden dolayı sevinmezler, kaçır­dıkları birşeyden dolayı da üzülmezlerdi. Dünya onların gözünde şu topraktan daha basitti. Onlardan birisi elli sene yaşar, ne bir el­bise diktirir, ne altına bir yatak alır, ne de özel olarak ailesine bir yemek yapılmasını emrettiği olurdu. Gece olunca kıyâmda durur, boyunlarım büker ve gözyaşlarını dökerek kurtuluşları için Rablerine münâcât ederlerdi. Bir iyilik yaptıklarında şükreder ve kabûlü için dua ederlerdi. Bir kötülük işlediklerinde de hüzün du­yar ve Allah’tan mağfiret dilerlerdi. Allah’a andolsun ki onlar, günahlardan mağfiret ile kurtulurlardı. Size gelince ömrünüz kısa, ameliniz azdır. Ölüm daima ensenizde ve önünüz de azap vardır. Öyleyse gece gündüz Allah’tan mağfiret dileyin.

 

Hasen ü'l-Basrî buyurdu: [vi]

Vallahi ben öyle kavimlere ulaştım ki, onlar sizin doyduğunuz gibi doymazlardı. Onlardan biri nefsini körletecek kadar yer ve erimiş, zayıflamış ve yemeğe karşı iştahlı olduğu halde, yemekten elini çekerdi.

 

Yine El-Hasen ü'l-Basrî (rh) buyurdu; [vii]

Ben onlara ulaştım: Vallahi onlardan birisi için bütün ömrü boyunca, bir elbise devşirilmezdi. Ailesine, kendisine, yemek yapılmasını emretmezdi. Kendisiyle toprak arasına bir şey serilmezdi.

 

Abdülvâhid b. Zeyd yine Hasan (ra)’ın şöyle dediğini rivâyet eder: [viii]

Öyle bir topluluk gördüm ki, içlerinden biri yetmiş sene geçse ailesinden özel olarak iştahını çeken bir yemek istemez, hattâ yastık bulamazlardı.

 

Hişâm’ın rivâyetine göre Hasan (ra) şöyle demiştir: [ix]

Öy­le bir topluluk gördüm ki, ne doğru dürüst giyecek elbise, ne de üzerinde yatacak bir yatak gördüler. Evine gelip hanımına, ‘Şu ye­meği yap’ diye emreden olmamıştır. Yedikleri zaman da doymaz­lardı. Allah’a andolsun ki, kişinin karnını doyurduktan sonra yemeğe devam etmesi son yediğini köpeğe atmasından daha kötü­dür.

 

El Hasen ü'l-Basrî (rh)'den: [x]

Hz. Ömer (ra) oğlu Âsım (rh)'ın ya­nına girdi. O sırada et yiyordu.

"Bu ne?" diye sordu.

O da "Çok fazla arzu­ladık." dedi.

Hz. Ömer (ra): "Bir şeyi çok arzuladığında her zaman onu yer misin? Bir kişiye, her arzu etliği şeyi yemesi, israf olarak yeter." buyur­du.

 

Mâlik b. Miğvel’in haber verdiğine göre Hasan (ra) şöyle demiştir: [xi]

Herkes ehemmiyet verdiği şeye değer verir onunla ilgile­nir. Her kim Allah’ı zikretmekten daha çok bir şeye önem verirse bilsin ki, âhireti olmayanın dünyası da olmaz. Her kim dünyasını âhiretine tercih ederse onun ne dünyası ne de âhireti olur. Ve her kim de sözü güzel ameli çirkin olursa münafik olur.

 

Korku ve Hüzün

Ubeydullah b. Şumayt, babasından naklen Hasan (ra)’ın şöyle dediğini rivâyet eder:[xii]

“Mü’min hüzün ile sabahlar, hüzün ile geceler ve hüzün ile vefât eder. Ve bir oğlağa yetecek kadar su mikdarı şey mü’mine yeter.”

 

Yeşkurî der ki:[xiii]

Hasan (ra)’dan daha üzüntülü kimse görmedim. O’nu her gördüğümde başına bir musibet gelmiş gibi üzüntülü görürdüm.

 

Müslim es-Sakâfî der ki: [xiv]

Hasan’ın yemin ederek şöyle dediğini işittim: “Allah’a andolsun ki, Ey insan! Eğer Kur’ân’ı okur ve ona iman edersen dünyada hüznün artar, korkun artar ve çok ağlarsın.”

 

Salih b. Hassân der ki: [xv]

Hasan Basrî (ra) oruçlu bir gü­nünde akşamladı, biz de bir yemek olarak iftar vakti yanına gittik. Tam yemeğe yaklaşırken ona, “Katımızda ağır boyunduruklar, ce­hennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan bir azap vardır” âyetini okudum. Elleri dona kaldı. Bize “Sofrayı kaldırın” dedi. Biz de kaldırdık. Oruçlu olarak sabahladı, akşam iftar edeceği zaman yine okuduğum âyeti hatırladı ve aynı şeyi yaptı. Üçüncü gün oğlu, Sabit el-Bünânî’ye giderek yanında bulunan babasının dostlarına: “Babama yetişin, üç gündür ağzına bir lokma almadı, her almak is­tediğinde bir âyet hatırlayarak vazgeçiyor” der. Hep beraber Hasan’a gelir ve zorla kendisine biraz çorba içirirler.”

 

Atâ el-Ezrak der ki: [xvi]

“Bir adamın Hasan Basrî’ye ‘Nasıl­sın?’ diye sorduğunu gördüm. Şöyle cevap verdi: ‘Sabah akşam ölü­mü bekleyip Allah’ın kendisine ne yapacağını bilmeyenin hâli nasıl olabilir?”

 

Yûnus b. Ubeyd der ki: [xvii]

Hasan (ra)’dan daha üzüntülü kimse görmedim. O: “Amellerimize muttali olan Allah onlan kabul etmeyebilir, öyleyse nasıl gülelim” derdi.

 

Ebû Âmir’in bildirdiğine göre Hasan Basrî (ra) şöyle de­miştir:[xviii]

İnsanların çokluğuna bakıp aldanmayana Allah rahmet etsin. Ey Âdemoğlu! Tek başına ölürsün, tekbaşma kabre girersin, tekbaşma dirilir, tekbaşma hesaba çekilirsin. Ey Âdemoğlu! Sen cisimden ibaret değil, bir mânâsın, yeryüzünde kasdedilen sensin.

 

Horasan’lı birisi Hasan (ra)’ın şöyle dediğini haber ve­rir:[xix]

“Ey Âdemoğlu! Sen günlerden ibaretsin; eksilen her gün sen­den eksilen bir parçadır.”

 

Sâbit, Hasan (rafın şöyle dediğini nakleder:[xx]

“Mü’minin gülmesi sadece gafletini gösterir.”

 

Hişâm’ın bildirdiğine göre Hasan Basrî (ra)’ye [xxi]

“Sen gömleğini yıkamaz mısın?” diye sorarlar. “Ondan daha âcil işlerim var” der.

 

Süfyân b. Saîd, Hasan (ra)’ın şöyle dediğini haber verir: [xxii]

“Mü’min hep korku içinde olur, onu ancak bu hal düzeltir. Zira o iki günah arasındadır. Biri geçen günah; Allah’ın ne yapacağını bilmez, diğeri de gelecek günah; Allah’ın ne yazdığını bilmez.”

 

Yezîd b.Tevbe’nin rivâyetine göre Hasan (ra) şöyle de­miştir:

“Her kim Allah’ı tanırsa onu sever, Onu seven dünyaya meyletmez, mü’min gaflete düşene kadar eğlenceye dalmaz, tefek­kür ettiği zaman da hüzün duyar.”

 

Tevazu

Hişâm b. Hassân der ki:[xxiv]

“Hasan Basrî (ra)’nin yanında tevâzudan söz ediyorlardı. O ise susuyordu. Fazla söz edilince: “Siz de sözü uzattınız” dedi. “Peki, sence tevâzu nedir?” diye sordular. “Kişi evden çıktığı zaman karşılaştığı her müslümamn kendisinden üstün olduğunu zannetmesi tevâzudur” şeklinde cevab verdi.”

 

El-Hasenü'l-Basrî (rh) buyurdu: [xxv]

Öyle kavimlerle arkadaşlık et­tim ki; onların birine bir hikmet ulaşmış olsa bile, o hikmeti söylemesi kendisine ve arkadaşına fayda verecek olduğu halde, onu söylemekten ancak meşhur olmak korkusu men ederdi. Yine içlerinden biri yolda yü­rürken, insanlara eziyet verecek birşey görse, onu her taraf etmesine, an­cak meşhur olmak korkusu mani olurdu.

 

Yine Hişâm, Hasan (ra)’ın şöyle dediğini haber verir: [xxvi]

“Ben bir topluluk gördüm, bir tâifesiyle arkadaşlık yaptım. Al­lah’tan hayâ ettikleri için onların cenneti istediklerini görmedim.”

 

 

Dipnotlar

[i]Düşünce ve Kültürde Tasavvuf. Dilaver Gürer. Ensar Neşriyat:2007

[ii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[iii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[iv]Düşünce ve Kültürde Tasavvuf. Dilaver Gürer. Ensar Neşriyat:2007

[v]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[vi]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[vii]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[viii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[ix]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[x]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[xi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xiii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xiv]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xv]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xvi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xvii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xviii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xix]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xx]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxiii]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxiv]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993

[xxv]Kitabü’z Zühd ve’r Rekaik. Abdullah İbnü’l Mübarek. Seha Neşriyat:1992

[xxvi]Kitabü’z Zühd. Ahmed İbn-Hanbel. İz: 1993