Hasan-ı Basri'nin Tasavvuf Tarihi

Açısından Önemi

 

Alexandar Knysh'in Tasavvuf Tarihi (Ufuk:2011) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

 

Sûfi hareketin gerçek kurucusu olarak anılmayı hak etsin ya da etmesin, yüksek ahlaki ölçüler ortaya koyan coşkulu vaazları, Hasan Basri’ye şu isimlerin de aralarında yer aldığı pek çok takipçi kazandırdı: 
  • Yezid b. Eban Rakaşi (öl. 729 ile 738 yılları arasında)

  • Muhammed b. Vasi (öl. 744),

  • Malik b. Dinar (öl. 745),

  • Ferkad Sebehi  (öl.749),

  • Abdulvahid b. Zeyd (öl.750),

  • Davud-u Tai (öl. 781).

 

Farklı kesimlere mensup bu kişiler, kaynaklarda kurra hafızları, mücahidler, sınır muhafızları, tacirler, dokumacılar, katipler ve Kur’an müstensihleri olarak geçmektedir. Bu kişilerin hepsi de dünyevi hazlara, toplumsal adaletsizliklere, zalim yöneticilere, lükse ve münafıklığa karşı güçlü bir hoşnutsuzluk duygusunu paylaşıyordu. Hareketleri ve sözleri en ufak bir ahlaki sürçme dolayısıyla İlahi cezaya çarpılacakları korkusunu taşıdıklarını ortaya koymakta ve günah işleme hususunda duydukları müthiş korkuyu teskin etmek için sürekli tevbe halinde, nefislerini öldürerek kendilerini kınamaya devam etmekteydiler. 

Allah korkusuna dayalı bu nefis terbiyesi, sık sık, sürekli gözyaşı dökme şeklinde görünür bir hal almaktaydı. Bu yüzden, ilk zahidlerin bazıları bekkaûn (çokça ağlayanlar) diye isimlendirmekteydi. 

Hasan Basri’nin tilmizlerinin ateşli vaazları ve örnek oluşturucu ahlaki nitelikleri kendilerinin Basra'da ve diğer yerlerde kabul görmelerini sağladı. Kur’an ve sünnete sıkı sıkıya bağlı olan bu topluluğun vaaz ve nasihatlarına ne ulema ne de yöneticiler ciddi bir itirazda bulunmadı. 

Hasan’ın ünü, çağdaşlarının üzerinde derin bir etki bırakan ve kendisini birçok takipçi kazandıran içtenliğine ve ihlaslı dindarlığına dayanmaktadır. Hasan, hemşerilerini günah işlememe hususunda uyarmanın yanı sıra bütün hayatlarını Kıyamet Günü’nü hesaba katarak düzenlemeye de davet ettiği hararetli vaazlarıyla tanınmaktaydı. Günümüze sadece bazı parçalan ulaşmış olan bu vaazlar, ilk dönem Arap nesrinin günümüze ulaşabilmiş en iyi örnekleridir.  

Halifenin gözde kumandanı olan ve Kûfe ile Basra’nın kaynayıp duran nüfusunu tamamıyla kontrol altına almak isteyen Haccac’ın Vasıt şehrini kurmasına itiraz etme cesaretini göstermesinin ardından, Haccac’ın öldüğü 714 yılına kadar gizlenmek zorunda kaldı. Bununla birlikte Hasan, kötü valilerin şiddete başvurularak işbaşından uzaklaştırmalarını da doğru bulmuyordu.  

Hasan, dünyaya ve dünya malına düşkünlüğe karşı sürekli uyarılar da bulunuyordu. Servet biriktiren insanlardan kuşku duyuyordu; nitekim, zengin bir damat adayının kızıyla evlenmesine razı olmadı. Yetkililer tarafından Basra’nın sakinlerine dağıtılan ekilmemiş arazilerden kendisine verilen kısmı da kabul etmedi. 

Dinleyicilerine alçakgönüllülüğü ve nefis muhasebesini ısrarla tavsiye ederdi. Nefis muhasebesi, kişinin davranış ve sözlerinin gerçek saiklerini ortaya çıkarması ve onları daha samimi hale getirmesi için gerekliydi. Bu psikolojik analiz, Muhasibi’nin (öl. 857) eserinde sağlam bir çerçeveye kavuşturulacak olan tasavvufi nefis terbiyesi ve nefis muhasebesinin zeminini oluşturacaktır. 

Tarikatların manevi silsilelerinde isminin yer almasında şaşılacak bir yan bulunmayan Hasan Basri’nin sözlerine ahlaki öğütler veren eserlerde oldukça sık rastlanmaktadır. Hasan’ın tasavvufi yaşantısının tesiri Basra’da ve daha ötelerde kalıcı bir varlık kazandı. Sonraki dönem sûfi literatürünün bir klasiği olan Ebû Talib el-Mekki (öl. 993), Kûtu’l-Kulûb (“Kalplerin Azığı”) başlıklı eserinde Hasan’dan söz ederken şöyle der: 

“[O] bu öğreti itibariyle bizim önderimizdir (imam).... Bizler onun ayak izlerini takip etmekte ve ışığımızı onun lambasından almaktayız.”

[Özel Not]
Hasan-ı Basri'den önce de zühd hayatını tercih eden çok sayıda Müslüman yaşamış olsa da o, bu konuda tercih ettiği hayatı bireysel yaşamanın yanında yaygınlaşmasına gayret etmesi, ders halkası oluşturup düzenli dersler vermesi ve bir takipçi halkası oluşturması ile ilk şeyh sayılmayı hak etmektedir kanaatindeyiz.  
Nakşibendiyye tarikatı hariç istisnasız diğer tüm tarikatler silsilelerinde Hz. Ali'den sonra Hasan-ı Basri'nin bulunması dikkat çekicidir.  Bunlardan Çeşti Tarikatı silsilesi dışındaki tüm silsilelerde Hasan-ı Basri'den sonra Habib Acemi'nin geleneği devam ettirdiği görülmektedir. Çeşti tarikatı ise Hasan-ı Basri'den sonra bir başka öğrencisini Abdülvahid b. Zeyd'e silsilesinde yer vermiştir. 
Bu durum tarihi gerçekliğe de uygundur. İlmi çevrelerde çokça dile getirildiği gibi Cüneyd'-i Bağdadi'den önceki silsileler teberrüken belirlenmiş olmayabilir. Öyle görünüyor ki, Hasan- Basri zühd yaşamını bir öğreti haline getirmeyi başarmış, onun bu öğretisi de daha sonra öğrencileri tarafından nesilden nesile aktarılmıştır.