Evrenin Başlangıcı

Bu evren nasıl ve nereden ortaya çıkmıştır? Bu sorunun iki cevabı vardır. Birincisi materyalistlerin savundukları gibi, evren sonsuzdan beri mevcuttur. İkincisi ise teistlerin savundukları üzere, evren belirli bir süre önce yoktan var edilmiş yani yaratılmıştır. [1]

Natüralist-materyalist bir evren görüşünü benimseyenler, tarih boyunca, evrenin öncesiz ve sonrasız olduğunu, bir başlangıcı bulunmadığını, bu yüzden kendi dışında hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmadığını savunmuşlardır.[2]

Entropi Yasası ve Evren

Bilimsel alanda evrenin başlangıcı olması gerektiğine dair ilk veri entropi yasası ile geldi. Entropi yasası, termodinamiğin ikinci yasası olarak da bilinir. Bu yasayla, enerjinin, sürekli olarak, daha çok kullanılabilir bir formdan daha az kullanılabilir bir yapıya doğru değiştiği söylenir. Kısacası, evrende düzensizlik sürekli artmaktadır ve bu tek yönlü, tersine döndürülemez bir süreçtir. [3]

Tek yönlü süreçler sonun habercisidir. İnsanın yaşlanma süreci de, evrendeki entropinin artışı da böyledir. Aslında evrendeki entropinin artışına sebep olan birçok tek yönlü süreci sürekli gözlemlemekteyiz. Isı, hep sıcaktan soğuğa doğru akar, hiçbir zaman soğuktan sıcağa doğru akmaz. Sıcak bir çayın her zaman soğuduğunu gözlemleriz, ama hiçbir zaman odadaki sıcaklık çaya doğru geriye akarak çayımızı ısıtmaz. [4]

Paul Davies, entropi yasasından çıkan bu sonucun başta dikkat çekmemesi hakkında şunları söylemektedir:

“Sonlu bir zamanda tükenecek olan bir şeyin ezelden beri var olmuş olamayacağı apaçıktır. Yani evren sonlu bir zaman önce var olmuş olmalıdır. Bu anlamlı sonucun, 19. yüzyılın bilim insanları tarafından gereğince kavranamamış olması enteresandır.” [5]

Büyük Patlama

Evrenin bir başlangıcı olması gerektiği fikrine en güçlü bilimsel destek ise 1920’li yıllardan başlayarak geliştirilen Big Bang Teorisi ile geldi. Bu teoriyle gözlediğimiz evrenin başlangıç zamanının aşağı yukarı hesaplanması ve bu başlangıcı takip eden süreçlerin ayrıntılı bilgisinin edinilmesi mümkün oldu. Artık içinde bulunduğumuz evrenin başlangıcı olup olmadığı değil, bu başlangıcın tam olarak ne zaman olduğu tartışma konusudur (Farklı hesaplama yöntemleri ile elde edilen veriler, 13,7 milyar yıl önce bu başlangıcın olduğunu göstermektedir). Bu teoriye göre evren çok sıcak ve çok yoğun bir nokta olarak başlamış, daha sonra sürekli genişleme sürecinde bu sıcaklık ve yoğunluk düşerken galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşmuştur ve bu süreç hâlâ devam etmektedir.[6]

Elde bulunan bilimsel veriler evrenin büyük bir patlama sonucunda ortaya çıktığını oldukça kuvvetli bir şekilde desteklemektedir. Büyük patlamanın yaratılış düşüncesi ile ilgisi esas itibarıyla üç noktada olmakladır:[7]

Birincisi, varlık âlemi belirli bir andan itibaren var olmaya başlamıştır ve evren/madde ezeli değildir. Bu durum maddeye ezelilik atfeden ateizm açısından ciddi bir problem oluşturmaktadır.[8]

İkincisi, patlamanın öncesinin olmaması evrenin ve maddenin daha evvel varolan bir şeyden türemediğini göstermektedir. Daha öncesinin olmaması, evrene madde ötesinden bir müdahalenin yapıldığını göstermektedir.[9]

Üçüncüsü, söz konusu patlama sıradan ve rastgele bir infilak değildir. Çünkü herhangi bir patlama ve kontrolsüz enerji dağılımı bir düzenden ziyade kaos ve karmaşaya yol açar. Mesela bir bombanın patlaması çevresinde düzen değil, düzensizlik meydana getirir. Dolayısıyla evrende ezeli olarak bir enerjinin varlığı kabul edilse bile, bu durum ateistik açıklamaları makul göstermeye yetmez. Çünkü inanılmaz büyüklükte fakat kontrolsüz bir enerji, arkasında bir bilinçli fail olmaksızın kompleks bir düzen kuramaz. Sistematik düzen, hayatın ortaya çıkması ve bilinçli varlıkların var olması tesadüfe bağlanamaz.[10]

Antony Flew (Felsefeci):

Hep söylendiği üzere, itiraf ruhu arındırır. Bu yüzden yazıma şunu itiraf ederek başlamak istiyorum; ateistler çağdaş kozmolojik konsensuslar karşısında utanmalıdırlar. Çünkü öyle gözüküyor ki, kozmologlar St. Thomas Aquinas’ın, felsefî olarak ispat edilemeyeceğini iddia ettiği şeye, yani evrenin bir başlangıcı olduğuna dair bilimsel kanıt sunmaktadırlar. Şu ana kadar evrenin sadece sonsuz değil ama ayrıca başlangıçsız olduğu düşüncesi rahatlıkla savunulabilirdi ancak Big Bang karşısında bu duruşu korumanın artık rahat ya da kolay bir şey olmadığı çok açıktır. [11]

Zamanın Başlangıcı

Fizik kuralları ile yapılan hesaplar, evrenin başlangıcında fizik kurallarının çöktüğünü göstermektedir.William Lane Craig, bu hususu şöyle açıklamaktadır:

“Başlangıçtaki tekillik, bir varlık değildir. Yani bu tekilliğin, pozitif ontolojik (varlıksal) bir statüsü yoktur. Eğer uzayın genişlemesini zamanda geriye doğru götürürseniz, tekillik, evrenin varlığının kesildiği noktayı temsil eder. O, evrenin bir parçası değildir, fakat geriye döndürülmüş, zamanda büzülen evrenin, yok olduğu noktayı temsil etmektedir.” [12]

Ünlü fizikçi Paul Davies, zamanın başlangıcı ile ilgili şöyle söylemektedir: [13]

Birçok kişi şöyle bir soru sormaktadır: Büyük Patlama nerede gerçekleşti? Patlama, uzayın bir noktasında oluşmadı. Uzayın kendisi Büyük Patlama ile oluştu. Benzer bir soru üzerine de aynı güçlük gözükmektedir: Büyük Patlama’dan önce ne oluyordu? Cevap, “öncesi yoktur” şeklindedir. Zamanın kendisi Büyük Patlama ile başladı. [14]

Taşkın Tuna da Big Bang’in öncesi ile ilgili şu şekilde bir tarif yapmaktadır: [15]

Big Bang olayının ilk saniyelerinde neler olup bittiği de bilimsel olarak ispatlanmıştır… Big Bang’ten önce hiçbir şey yoktu. Madde yoktu, enerji yoktu, uzay yoktu… zaman yoktu, mekân da yoktu. Bu ‘yok’ ifadesini insan zihninin tam olarak kavraması çok zordur. Bu durumda, Big Bang’ten ‘önceki zamanda’ neler olduğu sorusu, mantık dışıdır. Çünkü zaman da Big Bang ile yaratılmıştır. Maddenin yaratılmaya başladığı ‘an’ zamanın da yaratıldığı ‘an’ dır. Evrenin yaşı 15 milyar yıl ise, “30 milyar yıl önce ne vardı?” sorusu hiç anlamı olmayan bir soruşturmadır. Çünkü 30 milyar yıl önce ‘zaman’ yoktu ki, ‘ne vardı’ sorusuna bir cevap arayalım. [16]

Evrenin Başlangıcı Üzerine Yorumlar

Gerald L. Schroeder: [17]

Evrenin başlangıcının ardından geçen ilk birkaç dakikada açığa çıkanları, gezegenlerin oluşup soğuması esnasında gerçekleşenleri ve hayatın ve bilincin ortaya çıkmasına imkân veren değerleri bir düşünün. Kayalara ve sulara dönüşen bir enerji topundan bilinçli bir dünyaya uzanan bir süreç ve tüm bu oluşumların hayret verici şekilde açığa çıkmasını sağlayan rastlantısal ve tesadüfî reaksiyonlar. Bu şekilde bir düşünce yolunun, bir ateiste bile biraz zorlama geleceğinde kuşku yoktur. [18]

Bilim felsefecisi William Lane Craig’e göre her ne kadar tarih boyunca dinler tarafından evrenin bir başlangıcı ve sonu olduğu gerçeği savunulmuş olsa da yüzyıl önce bu gerçeğin karşısında çok fazla kanıt olduğu inancı yaygındı. Oysa buna rağmen inananlar her dönemde bu inançlarını savunmaya devam etmişlerdir. Günümüzde ise yüzyıl öncesine nazaran iki taraf arasındaki konumların dramatik bir şekilde değiştiği görülmektedir. Şimdi ateistler, aksi tüm görüşlere rağmen evrenin bir başlangıcı olmadığına yani onun açıklanması mümkün olmayan bir biçimde sonsuz olduğuna dair inançlarını koruyup savunmaya çalışmaktadırlar. İnananlar ise inançlarının modern astrofizik ve kozmolojik verilerle çelişmediğinin bilinciyle her dönemde olduğu gibi ama bu kez bilimin desteğini de arkalarına alarak rahatlıkla inançlarını konumlandırabilmektedirler. Zira Craig’e göre günümüzde huzursuz olan ve azınlıkta kalanlar inananlar değil ateistlerdir. [19]

Modern bilimin ortaya çıkarmış olduğu verilerden hareketle artık günümüzde evrenin bir başlangıcı olduğu yönündeki teze karşı evrenin ezeli olduğu inancını savunabilme imkânı kalmamıştır. Bunca bilimsel veriye rağmen hâlâ evrenin ezeli olduğunun savunulması bilimsellikle örtüşmeyeceği gibi felsefî ya da dinî bir dogma olmaktan öteye de geçemeyecektir. Big Bang teorisinin öncü deneyselcilerinden biri olan Amerikalı fizikçi Arno Penzias’ın bu konudaki yaklaşımı oldukça dikkat çekicidir: [20]

Bugünün dogması ise maddenin ebedi ve ezeli olduğu yönündedir. Bu dogma, evrenin yaratılmış olduğuna işareteden gözleme dayalı kanıtlar ve astronominin bugüne kadar ürettiği gözlemlenebilir verilerin hepsinin evrenin yaratıldığı iddiasını desteklediği gerçeğine rağmen bunu kabul etmek istemeyen insanların (bunlara fizikçilerin çoğunluğu da dâhil) içgüdüsel inançlarına dayanmaktadır. Sonuç olarak verileri reddeden insanlar maddenin ebedi ve ezeli olması gerektiğine dair “dinî” bir inanç taşıyan insanlar olarak tanımlanabilirler. [21]

 

 

 

Dip Notlar

[1]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[2]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[3]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[4]Modern Bilim Felsefe ve Tanrı. Caner Taslaman. İstanbul Yayınevi: 2008

[5]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[6]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[7]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[8]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[9]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[10]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[11]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[12]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[13]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[14]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[15]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[16]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[17]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[18]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[19]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[20]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[21]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011