Kadir gecelerinde, sabaha kadar gökyüzüne bakanlar, Nihat Sami Banarlı

Adem Çevik'in Edebiyatımızda Ramazan (Sütun Yayınları: 2006) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Kadir gecelerinde, inanmış insanlara gök kapılarının açıldığı, ayrı heyecan yaratan bir inanıştı. Bu yüzden, Kadir gecelerini, semada bir nur görmek heyecanıyla geçirenler olurdu. Bunlar arasında, zaman zaman, sema lacivertliğinde bir noktanın yeşil bir nurla yandığını, sonra bu nurun büyüyerek bütün atmosferi kapladığını görenler olurdu. Bazen da gök kubbenin oltasında daire şeklinde, nurdan bir havuz yanar ve kenarlarından aşağıya doğru, göz kamaştırıcı kandiller sarkardı.

Bu bir hakikat miydi? Bir rüya, bir vehim ve aldanış mıydı? Bunun tahlili, burada ve bu zamanda ne kadar müşküldür. Belki de Kadir gecelerinde, sabaha kadar gökyüzüne bakanlar, bir an, kendi içlerindeki iman âleminin, semaya vuran akislerini görürlerdi...

Ben, henüz yavru sayılacak yaşlarımda, Ayasofya’daki bu Kadir gecelerini görmüştüm. Çocuk ruhum, o gecelerde, binlerce ve bir çocuk görüşü için, on binlerce Müslüman’ın, bir ses, bir ruh, bir vücut gibi dalgalanışı karşısında derin heyecan duyar, sanki ruhum yanardı. Benim o yaşta gördüğüm Ayasofya kubbesi, bugünkünden defalarca büyüktü. Bu kubbenin o gecelerdeki maneviyatını ise, sonraları, Edirne’nin Selimiye Camiinde ve bilhassa İstanbul’un Süleymaniye’sinde, bu sefer, daha milli bir gururla görmüştüm.

Itrînin, İlâhi Tekbirini de ilk defa o gecelerde sanki uçsuz bucaksız bir korodan dinlemiştim. Bu dinî besteyi, hep birden, o kadar güzel, o kadar heybetli ve öylesine kubbeler dolusu söyleyebilmek için, bu kubbeyi dolduran, binlerce, on binlerce ruh, sanki asırlarca birlikte çalışmıştı.