Çok Evrenler İddiası

Çok evrenler tezi, bilimsel verilerden hareket etmekten ziyade, evrenin bir başlangıcı olmayabileceği düşüncesine bir imkân sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Burada yapılmak istenen şey, hem zaman ve hem de mekan açısından sonsuz bir olaylar kümesi oluşturarak antropik ilkenin ortaya koyduğu kritik değerleri, büyük patlamanın evrenin bir başlangıcı zorunlu kıldığı ve entropinin evrenin bir sonu olması gerektiği gibi açık argümanları sonsuza kıyaslayarak, mümkün olmayanı imkân dahiline alınmasını sağlamaktır. Sonsuz evrenler projesinde görülen durum kısaca, “ne yapalım ki tanrının var olduğu sonucundan kurtulalım?" şeklinde ifade edilebilir.[1]

Evrenin genişliyor olduğunun bilinmesi, entropi artışı, kozmik fon radyasyonu gibi bilimsel veriler evrenin bir başlangıca sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle evrenin genişlemesinin, zamanda geriye doğru gidildiğinde evrenin bir nokta haline gelmesini gerektireceği düşüncesinin bilimsel olarak destek görmesi materyalist düşünceyi oldukça zora sokmuştur. Buna karşılık ateistler, söz konusu teori (Big-Bang) doğru olsa bile, bunun yokluktan bir yaratılışa işaret ettiği iddiasına itiraz etmektedirler:[2]

“Her ne kadar teori, sonsuz yoğunluk ve sıfır hacimden bahsediyor olsa da, bu durum yokluğa ve daha öncesinin olmamasına delil teşkil etmez. Madde yoktan var olamayacağına göre, bu sürecin, daha öncesinin de var olması gerekir. Dolayısıyla madde hep vardır ve sürekli bir dönüşüm içindedir."[3]

Ateistlerin yukarıda verilen itirazları dikkatle incelenirse, söyledikleri şeylerin bilimsel temele dayanmadığı ve totolojik bir ifade olduğu hemen görülecektir. Maddenin yoktan var olamayacağı ile ezeli olması zaten aynı şeylerdir, yani biri diğerine delil değildir.[4]

Dine karşı bilimi kendine dayanak olarak gören materyalist anlayış, 20. yüzyıl modern biliminin verileri ile özellikle astronomik ve fiziksel bulguları hayatın oluşabilmesi için gerekli olan hassas değerlerin bulunması gibi daha birçok bilimsel açıdan reddedilemeyecek kadar belirgin bulgular karşısında çaresiz kalmıştır. Bu çaresizlikten hareketle evrenin bilinçli bir şekilde yaratılmış olabileceği tezini kabul etmemek için “Belki de evrenimiz sonsuz sayıdaki evrenlerden biridir. Bizim evrenimiz de tesadüfen yaşama uygun olmuştur” şeklinde bir iddia ile sonsuz evrenler teorisini savunmaya ve bu teoriden hareketle Tasarım Kanıtı ve İnsancı İlke tarafından sunulan verileri tesadüfler ile açıklamaya çalışmışlardır.[5]

Tezin geliştirildiği birkaç yöntem var. Biz bunlardan sadece üçünü ele alacağız.[6]

  1. Evrenin salınım içinde gidip geldiği ve birçok büyük patlamalar gerçekleşip bunun sonucunda da evrenler meydana geldiği, her bir salınımın yeni yasalar ve sabitler düzeni ortaya çıkardığı söylenebilir,

  2. Şimdiki evrenin yasalarının ve sabitlerinin bizim bölgemizden daha farklı olduğu nedensel olarak ilişkisiz yerleri vardır, denebilir,

  3. Veya quantum fiziğinin yorumları "çoklu evrenler" teorisine uyarlanabilir. Herhangi bir quantum ilişkisinde denebilir ki, tüm mümkün durumlar, sürekli yeni evrenler yumurtlayarak bazı evrenlerde veya diğerlerinde fiilen gerçekleşir.

 

Salınan evrenle ilgili olarak, büyük patlamanın başlangıç hareketinin üstesinden gelecek ve büyük çöküşe neden olabilecek yeterli madde bulunduğu açık değildir. Dahası eğer böyle yeteri kadar madde olsa bile sonraki büyük patlamayı gerçekleştirecek bir gücün bulunduğu da açık değildir. Craig "evrenin salınmasına neden olabilecek bilinen hiçbir yasanın olmadığını" söyler. Temel yasaların ve sabitlerin her zaman yeniden karılacağını nasıl bilebiliriz? Zaman varsayımsal olarak büyük patlama ile başladığından dolayı, onların kendi büyük patlamalarından çıkan çeşitli evrenler birbirleriyle zamansal olarak nasıl ilişkili olabilir? Burada fizikçiler en azından söylemek gerekirse anlaşılmazdırlar.[7]

İçinde Bulunduğumuz Evrenin, Aslında Çek Daha Büyük Olan Gerçek Evrenin Küçük Bir Parçası Olduğu Düşüncesi

Gözlemlediğimiz maddesel evrenin gerçekte tüm varlık alemini kapsamaması ve çok daha büyük bir evrenin alt kümesi olması halinde, büyük patlama teorisi ispatlanmış olsa bile, söz konusu olay çok daha büyük bir evrenin belirli bir bölgesinde meydana gelen lokal bir hadise olarak değerlendirilecektir. Bir başka deyişle, büyük patlama maddenin sonradan yaratıldığını ve zaman açısından ezeli olmadığını göstermeyecek, sadece büyük bir evren içinde yerel bir olay olarak kalacaktır.[8]

Gerçekten var olan evrende nedensel olarak ilişkisiz uzay bölgeleri vardır. Fakat fiziksel yasaların ve sabitlerin bölgeden bölgeye değiştiğine dair kanıt yoktur. Ve bu, eğer bu teori iyi ayarlanmışlığın geçerli bir ateist yorumunu oluşturacaksa, gerekli olan şeydir. Yalnız eğer, her biri kendi yasaları ve sabitleri ile sayısız çoklukta böyle bölgeler varsa, bazı bölgelerde (bizimkini de içine alan) yasalar ve sabitelerin yaşama izin vermesi artık şaşırtıcı değildir. Fakat gerçekte tersi doğrudur. Tüm kanıtlar temel yasaların ve sabitlerin evrende aynı olduğu iddiasını destekler. Astrofizik disiplini bu varsayım üzerine kuruludur.

Madde ve Enerji Dönüşümü

İçinde bulunduğumuz evrende varlığın hem madde hem de enerji formunda var olduğunu görüyoruz. Eğer madde temel alınacaksa ve büyük patlamadan önce madde varsa bu maddenin nasıl olup da enerjiye dönüştüğünün açıklanması gerekir.  Elbette ateist, hep varolan şeyin madde değil enerji olduğunu ileri sürebilir. Yukarıda madde için geçerli olan tüm problemler enerji için de söz konusudur. Ayrıca patlama şeklinde tezahür eden enerjinin herhangi bir bilinç ya da plan söz konusu olmadan nasıl böyle bir evreni ortaya çıkardığı sorunu hâlâ cevaplanmamıştır. Çünkü salt ve kontrolsüz enerji, bilinç olmaksızın kendi başına düzenli fiil yapamaz. Daha önce ifade edildiği gibi, çok güçlü bir bombanın içinde potansiyel bir enerji saklıdır. Patlatıldığı zaman bomba bir şehri imha edebilir, fakat yıkılmış bir şehrin altına aynı bombayı yerleştirilip infilak ettirildiğinde şehrin yeniden inşa edildiğine hiçbir zaman şahit olmayız. O halde enerji ezeli olsa bile ateistin açıklaması gereken daha çok şey vardır.[9]

Diğer taraftan, ezeli olan şeyin madde değil enerji olduğu kabul edilirse, enerjinin nasıl ve niçin maddeye dönüştüğünün açıklanması gerekir. Gözlemlenebildiği kadarı ile maddenin enerjiye dönüştüğü ortadadır, ancak enerjiden hareketle maddenin üretildiği görülmemiştir. Bazıları meşhur E = m.c2 formülünden hareketle enerjinin maddeye dönüştüğünü ileri sürmektedir. Halbuki bu formül, madde ile enerji arasındaki ilişkiyi veren matematiksel bir bağıntıdır ve enerjiden madde elde edilebileceği anlamına gelmez. Bir başka deyişle, pratikte belirli bir miktar enerjiyi ışık hızının karesine böldüğümüzde bir miktar kütle elde edemeyiz. Eğer bu mantıkla hareket edecek olunursa, f = m.a formülünde kuvveti ivmeye bölerek yine kütle elde edebilirdik! Açıktır ki, bu eşitlikler parametreler arasındaki ilişkileri göstermek içindir, kütle veya zaman üretmek için değildir.[10]

Sonsuz Evrenler Hakkında Yorumlar

Materyalist düşünce maddeyi esas aldığı ve her şeyin temelinde maddenin yattığı iddiasında olduğundan evrenin ezeliliği konusunda ısrar etmek zorundadır. Bilindiği üzere, eldeki bilimsel bilgiler evrenin yaklaşık 15 milyar yaşında olduğunu göstermektedir. Buradan anlaşılıyor ki, bilimsel olarak açıkça bilinen şey evrenin zaman açısından sonsuz olmadığıdır. Tabii ki ateistler, bilimsel olarak ortaya konulan 15 milyar sayısının evrenin büyük patlamadan sonra geçirdiği süreci gösterdiğini, halbuki evrenin bundan önce de var olduğunu söyleyeceklerdir. Fakat bilimsel olarak biliyoruz ki, zamanda geriye doğru gidildiğinde Planck duvarı sebebiyle sıfır noktasına ulaşılamamaktadır. Dolayısıyla evrenin büyük patlamadan önce var olduğunu bilimsel olarak ileri sürmek bir tarafa, sıfır anında neler olduğunu tespit etmek bile mümkün görünmemekledir. Sonsuz yoğunluk ve sıfır hacimde bilinen fizik kurallarının geçerliliğini kaybetmesi, sözü edilen durumu ele almayı bilimsel bilginin dışına taşırmaktadır. Bu hususta Hawking’in görüşü açıktır: [11]

"Matematik sonsuz sayılarda tam anlamıyla uğraşamadığından ötürü görelilik teorisi bu noktada çöker. Bu çöken şeye tüm bilinen fizik yasalarını da eklemek gerekir. Çünkü büyük patlamayla çöken yalnızca genel görelilik değil, bilimin tümüdür. Ondan önce neler olduğunu bilmemekle kalmıyoruz, bunları bilemeyiz de!"[12]

Son olarak şu noktanın belirtilmesi gerekmektedir: ateist herhangi bir bilimsel bilgiye dayanmamasına rağmen maddenin ezeli olduğunu söyleyebilir. Ancak bu düşüncesini bilimsel bilgi olarak ileri süremez, sadece bir inanç önermesi olarak ortaya koyabilir. Buradan anlaşılmaktadır ki, maddenin hep var olduğu düşüncesi hiçbir bilimsel delile dayanmayan bir inançtır. Diğer taraftan, tanrının hep var olduğunu söylemek metafizik sayılırken neden maddenin hep var olduğunu ileri sürmek bilimsel olmaktadır?[13]

Maddeye ezeliyet verme “madde, yokluktan nasıl ortaya çıktı?” sorusunu bertaraf etmeye yönelik bir girişimdir. Böylelikle teistin “varlığın kaynağı nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır?” sorusuna karşılık ateist “önce yokluk halinin varsayılıp sonra da varlığın ortaya çıktığını düşünmek yanlıştır” cevabını vermektedir. Başka bir şekilde ifade edersek, ateiste göre başlangıcın yokluk değil varlık durumu olması gerekmektedir. Varlık ve madde hep var olduğu için nasıl ortaya çıktığı sorusu anlamsızdır. Başlangıçta yokluk halı soz konusu olmadığına göre, varlığın sebebini araştırmaya gerek yoktur.[14]

Ateistin çaresizlikten kaynaklanan bu yaklaşımında hemen göze çarpan bazı problemler bulunmaktadır. Her şeyden önce, maddenin ezeli olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel delil ortada yoktur. Evrenin yaşının yaklaşık 15 milyar yıl olduğunu biliyoruz, fakat bundan öncesine ait hiçbir bir bilgiye sahip değiliz. Dolayısıyla evrenin ve maddenin ezeli olduğu iddiası bilimsel destekten mahrum ve tamamen inanca dayalı bir düşüncedir.[15]

Buradaki amaç, olasılıklarla ilgili ortaya çıkan sorunu, düşük olasılıkları sonsuza kıyaslamak suretiyle önemsiz göstererek aşmaktır: Sonsuz evrenler varsa, bu evrenlerden biri olan bu evrendeki hassas ayarlara şaşırmamız gerektiği, çünkü sonsuz evrenlerden birinde bu olasılığın gerçekleşmesinin muhtemel olduğu söylenmeye çalışılmıştır. Her şeyden önce, bu yaklaşım, ateizmin müttefiki natüralist anlayıştan boşanması veya natüralizmin kendisini inkâr pahasına tasarım delilinin götüreceği sonuçlardan kaçınması anlamlarını taşır. Çünkü natüralist felsefenin ve metodun amacı, doğayı sadece doğa içinde kalarak açıklamak, metafizik varlıklara ve hipotezlere başvurmamaktır. Oysa bu evren dışında sonsuz veya trilyonlarca evren olduğu görüşü ne gözleme, ne deneye, ne de sağlıklı bir akıl yürütmeye dayanır. [16]

Aslında söylenmek istenen şudur: “Bu evreni yaratan, tasarlayan bir Allah’ın varlığını kabul etmek istemiyorsanız, sonsuz evrenlerin varlığını kabul etmek zorundasınız; çünkü bu evrendeki hassas ayarlar ve canlılar dünyasındaki tasarımlar ancak sonsuzla kıyaslanırsa önemsizleştirilebilir ve böylece tasarım delilinin götürdüğü sonuçlardan kaçılabilir.” Aslında ateizmin düştüğü bu durum çok ironiktir; Allah’ın merkezinde olduğu bir ontolojiden kaçınmak istenirken, “sonsuz evrenler senaryolarına dayanan metafizik ontolojilere sığınmak” tek alternatif olarak karşılarına çıkmıştır. [17]

Sıra dışı iddia ciddi delil gerektirir. Diğer sıra dışı “sonsuz evren modelleri” gibi bu model de ciddi hiçbir delile sahip değildir. [18]

Önde gelen bir kuantum teorisyeni olan John Polkinghorne, çoklu evren yorumunu reddederken şöyle der:

“Bu tür spekülasyonların ne olduklarını açıkça ortaya koyalım. Bunlar fizik değil, baştan aşağı metafiziktir. Bir evrenler topluluğuna inanmayı gerektirecek hiçbir bilimsel gerekçe yoktur. Yapıları itibariyle diğer dünyaları bilmemiz mümkün değildir. Oysaki mevcut duruma eşit derecede entelektüel itibara layık ve benim fikrime göre çok daha zarif ve daha etraflı bir başka olası izah şöyle olurdu: Bu dünya böyledir çünkü yaratıcı'nıniradesi böyle olmasını istemiş ve onu böyle yaratılmıştır.’ [19]

Kozmolog Edward Harrison benzer bir tepki verir:

“İşte size, Tanrı’nın varlığına ait güncellenmiş ve cilalanmış kozmoloiik bir kanıt, Paley’in tasarım argümanı... Evrenin hassas ayan, tasarıma ait prima facie (aksi kanıtlanmadıkça doğru sayılan) bir kanıttır. Kendi tercihinizi yapın: Sayısız evren gerektiren kör şans mı yoksa sadece bir tane evren gerektiren tasarım mı... Çoğu bilim adamı, eğer görüşünü itiraf edecek olsa, reyini tasarım argümanından yana kullanırdı.”[20]

Bizim içinde bulunduğumuz evrenin ötesinde başka evrenlerin olduğu düşüncesi hiçbir şekilde bilimsel olarak gösterilebilecek bir şey değildir. Çünkü başka evren, bizim ulaşamayacağımız bir uzay-zaman bölgesi olmalıdır. Bizim ulaşabildiğimiz ya da bilgimiz dahilinde olan yer, bu evrene dahil demektir. Varlığı hakkında herhangi bir bilgi/veri olmayan ve ulaşılması mümkün olmayan bir yerlerin varlığını ileri sürmek, Popper’in ifadesi ile “yanlışlanmaya açık olmayan” bir önerme olması sebebi ile bilimsel değildir. Böyle evrenlerin ne varlığı ne de yokluğu hakkında herhangi bir şey söylenemez.[21]

Ateistin yukarıda sözü edilen “daha büyük” ya da “sonsuz evren” fikri, açıkça söylemek gerekirse, büyük patlamanın kendileri açısından yol açtığı sorunları gidermek için üretilmiş bir modeldir. Elbette ateist kendi düşünce dünyasında birtakım fikirler üretebilir ve evreni/varlığı kavrayışı farklı olabilir. Fakat bu iddiaların hiçbir bilimsel temeli yoktur, sadece bilim-kurgusal fanteziler kategorisindedir. Ateist açısından bakıldığında sonsuz veya büyük evren düşüncesi bir inanç ve ümitten ibarettir. Bilimsellik görüntüsü verilmemek şartıyla ateistin böyle bir inanca sahip olmasında, tabii ki, bir sorun yoktur. Ancak bilimsel bir veriye dayanmayan bir iddianın, bilimsel dünya görüşüne bağlı olan ateist tarafından savunulmaya kalkışılması biraz problemli görünmektedir.[22]

Dawkins çoklu evren hipotezinden etkilenmişe benzese de, o noktada bir problem olduğunun farkına varır:

“Pek çok evren olduğunu varsaymanın haddinden fazla lüks olduğu ve bundan kaçınılması gerektiği düşüncesi bana cazip geliyor (ve pek çok kişi de bu düşünceyi destekliyor). Çoklu evren gibi uçuk bir fikri kabul edeceksek o zaman oldu olacak bir Tanrı da var diyelim.”[23]

“Çok Evrenler Teorisi” fizikçi Paul Davies’in de eleştirisine maruz kalmıştır:[24]

Her şeye rağmen çok evren kuramcıları, teorilerine ilişkin ‘öteki dünyaları’ asla -ilke olarak bile- denetleyemediklerini kabul ederler. Çok evrenlerin varlığının gözlemciler tarafından deneysel olarak doğrulanması ya da yalanlanması da mümkün değildir. Elbette, insan sonsuz bir Tanrı yerine sonsuz bir evrenler dizisine inanmayı daha kolay bulabilir, ama böyle bir inanç gözlem ve deneye değil kişisel bir inanca dayanmak zorundadır.  [25]

Richard Swinburne, çok evrenler iddiasını şu şekilde eleştirmektedir:

“Bir muhalif, birçok dünya teorisi olarak bilinen kuramı savunabilir. Eğer trilyonlarca evren varsa, onlar arasında olabilecek bütün olası türden düzen ve düzensizlikleri göstererek, hayvanların ve insanların ortaya çıkmasına yol açacak basit, anlaşılabilir yasalar tarafından yönetilen bir evren olması kaçınılmazdır. Doğru. Ancak bizimki dışında başka evrenlerin olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Bildiğimiz her nesne, evrenimizin gözlemlenebilen bir bileşenidir veya böyle nesneleri açıklamak için varsayılmıştır. Evrenimizin düzenliliğini açıklamak için, bir Tanrı yerine trilyonlarca evren varsaymak, mantıksızlığın en üst düzeyi gibi görünüyor. Bilimin doğal dünyanın ne kadar derinden düzenli olduğunu bize göstermedeki başarısı, bu düzenin daha da derin bir nedeninin olduğuna inanmak için güçlü gerekçeler verir”.[26]

Ateistler, belki de çok sayıda gerçek evrenlerin olduğunu, onlardan en az birisi ince-ayarlanmışsa bunun sürpriz olmayacağını iddia etiler. Fakat ince-ayarlanmış bir evrenin neden var olduğunu açıklamak için, çok sayıdaki bu türdeki evrenlerin sebepsiz olarak var olduğunu ileri sürmek, irrasyonelliğin zirvesi olarak gözükmektedir. Rasyonel çıkarım, çok sayıda kompleks varlığın neden var olduğunu açıklayabilmek için basit bir varlığın ileri sürülmesini gerektirir. Fakat daha az kompleks olmayan bir varlığın, neden var olduğu açıklamak için, bir-çok kompleks varlıkların olduğunu ileri sürmek çılgınlıktır. Olasılık itibarı ile bu, sebebi olmayan birçok sayıda evrenlerin var olmasının özsel olasılığının, sebebi olmayan tek bir evrenin var olmasının özsel olasılığından, çok daha az olması sebebiyledir.[27]

Bazıları, doğa yasaları ve fiziksel sabiteleri birbirinden farklı birçok, belki de sonsuz sayıda aktüel evren varsa, -ki bu mümkündür- o halde, meydana gelme olasılığı çok küçük olmasına rağmen, yaşamın ortaya çıkmasına olanak sunan “doğru" kombinasyona sahip en azından tek bir evrenin olmasının mümkün olduğunu iddia etmektedir. (0 da bizim evrenimizdir.) Bu yorumu geçerli kılan birkaç alternatif izah vardır. Belki de evrenin tarihi, her büyük patlamanın bir sonraki evren için farklı yasalar setini ve fiziksel sabiteleri tesadüfi olarak ürettiği, büyük sıkışma tarafından takip edilen büyük patlama ve ardından bir başka büyük patlama şeklinde sonsuzca devam eden sonsuz bir döngüdür. Ya da bizim evrenimiz, her biri bir diğerine benzemeyen, kendine özgü yasalar setine ve fiziksel sabitelere sahip, nedensel ve uzay-zamansal olarak yalıtılmış sonsuz sayıdaki evrenlerden birisidir.[28]

Bu durumda öyle görünüyor ki ateistin ödemesi gereken bedel şudur: Ateist, doğal yasaları ve fiziksel sabiteleri birbirinden farklı sonsuz sayıda aktüel evrenin bir ya da diğerinde bulunduğunu iddia etmelidir. Bunun görünüşte aşırı bir iddia olmasının yanında, bu iddia ile ilgili asıl problem onun en azından şu aşamada oldukça spekülatif olduğu ve deneysel bir delille doğrulanmamış bir iddia olduğudur. Bu, kendisini bütünüyle bilimsel dünya görüşüne adamakla karekteristik bir şekilde övünen naturalist için ciddi bir sorundur. Naturalist fiziksel dünya hakkındaki, empirik bir destekten yoksun, onun yerine (özellikle naturalizmini korumayı isteme şeklindeki) ideolojik gerekçelerle ileri sürülmüş iddiasında zorlanmaktadır. Teleolojik argüman bu yolla/şekilde, naturalisti, bilime olan görünüşsel/zahiri teslimiyetinin aldatıcılığını göstermeye, yani “inanç itirafı" yapmaya zorlar. Öyle görünüyor ki bu gerçekten de ödenen büyük bir bedeldir.[29]

Çoklu Evren Senaryoları Tasarım/İnce Ayar Delilini Geçersiz Kılar mı?

Daha da ötede, çok-evrenler kuramını destekleyen önemli bir deneysel kanıt olsaydı bile, muhtemelen ince-ayarlanmışlık delili gücünden fazla bir şey kaybetmeyecekti. Bu, kuramın, çoklu evrenleri üreten bir işleyişin olduğu (ya da olabileceği) şeklindeki yorumunun, onun en kabul edilebilir versiyonunu oluşturması nedeniyle böyledir. Fakat bu versiyona göre, sorun, koşulların “çok-evrenler üreticisinin “çalışabilmesi" için tam anlamıyla uygun olmasıdır. Ancak bu koşullanıl başka şekilde de olabileceğini dikkate aldığımızda biz, (çoklu evrenlerin gerçekleşmesi için) uygun-olmayan koşulların değil de niçin uygun koşulların mevcut olduğunu sormalıyız? Görünen o ki, çoklu evrenler kuramının belirli versiyonlannın bile izah edilmesi için tasanma müracaat etmeye duyulan ihtiyaç baki kalacaktır. Bu nedenle biz, herkesi rasyonel açıdan iknâ etmesi anlamında kesin ve kat’î olmamasına rağmen, delilin, tasarımcı hipotezinin makul bir hipotez olduğunu gösterme çabası olarak anlaşılması halinde büyük bir güce sahip olduğu sonucuna varıyoruz.[30]

Bir an için sonsuz evren senaryolarının doğru olduğunu kabul etsek bile; bunun, tasarım delilinin gücünü azaltmayacağını ve bizi ateizmin arzu ettiği sonuca yine de götüremeyeceğini de vurgulamakta fayda görüyorum. [31]

Yalnız şunu da belirtmek gerekir, Leslie’nin hassas-ayarın, ya tek bir Tanrı’yı ya da çoklu evrenin varlığını gösterdiğini ileri sürmesi doğru olsa bile; mantıksal olarak bu iki seçenek birbirini dışlayıcı değildir. Nihayetinde, paralel evrenler de bir Yaratıcı’nın eseri olabilirler. [32]

Benzer bir tarzda, Christian de Düve şöyle yazar:

“Teori doğru çıksa dahi, bundan Rees ve Weinberg’in çıkarttığı sonuç, beni Fransızcada ‘balık boğulması’ diye ifade edilen bir halden dolayı etkilemiştir. Balığı boğmak için okyanuslardaki bütün suyu kullansanız da bu, onun varlığını güçlendirmekten başka işe yaramaz. Bir kişi ne kadar çok evren varsayarsa saysın, bizimkinin önemi bu sayının büyüklüğüyle azalmayacaktır... Bana göre en önemli şey, hayatın ve aklın bir şekilde var olması sonucunu doğuran düzenlenmiş birliktir. Dolayısıyla çoklu evren argümanı dahi, tasarım argümanlarını zayıflatmaz.  [33]

Son olarak, Arno Penzias, teleolojik boyutlu evren anlayışının binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu hatırlatır:

“(Big Bang’le ilgili) elimizdeki en iyi verilerin gösterdiği şey, Musa’nın beş kitabı, Zebur ve Incil’den başka bir kaynağımız olmasaydı öngörebileceğim şeyin aynısıdır.”[34]

 

 

Dipnotlar

[1]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[2]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[3]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[4]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[5]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[6]Evrim ve Tasarım. Der: Recep Alpyağıl. İz:2013

[7]Evrim ve Tasarım. Der: Recep Alpyağıl. İz:2013

[8]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[9]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[10]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[11]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[12]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[13]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[14]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[15]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[16]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[17]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[18]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[19]Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk: 2013

[20]Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk: 2013

[21]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[22]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[23]Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk: 2013

[24]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[25]Modern Bilim:”Tanrı Var”. Emre Dorman. İstanbul Yayınevi: 2011

[26]Ateizm Yanılgısı. Selçuk Kütük. Açılım Kitap:2010

[27]Allah Felsefe ve Bilim. Komisyon, Richard Swinburne. İstanbul Yayınevi

[28]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[29]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[30]Din Felsefesi. C. Stephen Evans. Elis:2010

[31]Evren’den Allah’a. Caner Taslaman. Erkileşim: 2013

[32]Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk: 2013

[33]Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk: 2013

[34]Aramızda Kalsın Tanrı Var. John C. Lennox. Ufuk: 2013