İlk Secde, Prof. Jefri Lang 

Süheyl Seçkinoğlu'nun Namaz Öyküleri (Timaş: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Müslüman olduğum gün cami imamı, bana namazın kılınışını açıklayan bir kitap verdi. Ancak Müslüman talebelerin kaygılandığını gördüm. Bana, "Acele etme, rahat ol, zamanla yavaş yavaş yaparsın," dediler. Ben de kendi kendime, "Namaz bu kadar zor mu?" dedim ve öğrencileri duymazlıktan gelerek, beş vakit namaz kılmaya karar verdim.

O gece, loş ve küçük odama çekilerek kitaptaki abdest ve namaz hareketlerini yaptım. Namazda okunacak bazı surelerin Arapça okunuşlarını ve İngilizce anlamlarını ezberlemeye çalıştım. Bu çalışmalar saatlerce devam etti. İlk namaz denemesi için kendime güven gelince yatsı namazını kılmaya karar verdim.

Gece yarısıydı, kitabı alıp banyoya girdim, kitabı açarak, mutfaktaki ilk yemek denemesi yapan aşçı gibi kitaptaki talimatları dikkat ve incelikle bir bir uyguladım. Abdest bitince odanın ortasında durup, kapı ve pencerelerin kilitli ve kapalı olmasından emin olduktan sonra kıble olarak bildiğim tarafa yöneldim, derin bir nefes aldım ve elimi kaldırarak alçak sesle "Allahu Ekber" dedim. Kimsenin beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum, yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. Öyle sanıyorum ki herhangi bir Arap beni dinlemiş olsaydı benim okumamdan bir şey anlamayacaktı. İkinci bir tekbir alarak rükua gittim, rükuda biraz tedirginlik hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. "Subhane Rabbiyel azim" dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim. Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamam gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım, secdeye gidemiyordum, efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi alçalma sandığım bir duruma düşüremiyordum, üstelik bacaklarım da katlanamıyordu, utandım gülünç duruma düştüm zannettim. Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm, arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum.

'San Francisco'da Araplar çarptı, bu hale düştü' gibi sözler sarf edeceklerini düşünerek zavallı duruma düştüğümü hissettim. Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım, başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım, dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım.

Bu esnada kendi kendime, "Daha önümde üç tur daha var." diye düşündüm ve kararlıydım: "Neye mal olursa olsun bu aptallığımdan ve büyüklenmemden dolayı beni bağışla. Uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var," diye dua ettim. Bu esnada daha önce hiç yaşamadığım bir şeyi hissettim. Bunu kelimelerle ifade etmek imkânsız. Bedenimi kalbimin bir noktasından çıktığını hissettiğim ve anlatması güç bir dalga kapladı, soğuk gibiydi, ilk anda irkildim, vücuduma olan etkisinden çok garip bir şekilde duygularımı etkiledi ve görünür bir rahmetin varlığını hissettim. Bu rahmet sonra nüfuz ederek içimde kaynamaya başladı.

Sonra nedensiz biçimde ağlamaya başladım, gözyaşlarım aktıkça, rahmet ve lütuftan olağanüstü bir gücün beni kucakladığını hissettim. Günahkâr olmama rağmen, günahlarımdan veya utanç ve sevinçten dolayı ağlamıyordum. Sanki büyük bir set açılmış, içimdeki korku ve keder sel olup gidiyor…  

Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.

Ağlamam durunca, yaşadığım deneyi akıl ile izah etmenin mümkün olmadığını anladım, Bu sırada anladığım en önemli şey ise, benim Allah'a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu.

Yerimden kalkmadan önce de şu duayı yaptım:

"Allah'ım bir daha küfre girmeye cüret edersem beni, o küfre girmeden önce öldür ve bu hayattan kurtar, hata ve eksiksiz yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum, ancak şunu yakînen biliyorum ki, bir tek gün dahi olsa sensiz yaşamam, senin varlığını inkâr etmem mümkün değildir."

 

Süheyl Seçkinoğlu'nun Namaz Öyküleri (Timaş: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.