Bir Namaz Hatırası, Muhammed Esed

Süheyl Seçkinoğlu'nun Namaz Öyküleri (Timaş: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.

Günde bir kaç kez namaz için toplanıyorlar ve eğer hava yağmurlu değilse namazlarını açıkta kılıyorlardı. Uzun tek bir safta toplamyorlar ve Hacı da önlerine geçip imamlık yapıyordu.

Hareketlerindeki düzen ve uyum ile askerlere benziyorlardı. Hep birlikte Mekke yönüne döner, birlikte eğilir, sonra kalkar ve birlikte diz çökerek alınları üzerine yere kapanırlardı. İki secde arasında seccadesi üzerinde, yalın ayak, elleri önünde bağlı, dudakları sessizce kıpırdayan ve kapalı gözleriyle derin bir huşu içinde dalıp giden imamın, bütün kalbiyle dua ettiğini görürdünüz.

Böylesine içten bir duanın bir takım mekanik bedeni hareketlerle birleştirilmesi beni nedense biraz tedirgin ediyordu. Bir gün, biraz İngilizce bilen Hacı'ya bu konuyu sordum;

"Tanrının sizden ona duyduğunuz saygıyı eğilerek, diz üstü oturarak ve yere kapanarak göstermenizi istediğine gerçekten inanıyor nusunuz? Sükûnet içinde dua etmesi daha uygun olmaz mı?"

 

Daha bunlan söyler söylemez, pişmanlık duymaya başladım; yaşlı adamın dinî duygularını incitmek istememiştim. Fakat Hacı hiç de gücenmiş görünmüyordu. Dişsiz ağzıyla gülümsedi ve şöyle dedi:

"Başka nasıl ibadet edebiliriz ki Allah'a? O, bedeni de, ruhu da birlikte yaratmadı mı? Böyle olunca insanın ruhuyla olduğu kadar bedeniyle de dua etmesi gerekmez mi?"

"Bakın, biz Müslümanlar duamızı niçin böyle yaparız anlatayım size: Yüzümüzü Kabe'ye, Allah'ın Mekke'deki Beyt-ül Harem'ine çeviririz ve biliriz ki, o anda dünyanın neresinde olursa olsun, namaz kılan bütün Müslümanların hepsi yüzlerini Kabe'ye çevirmişlerdir. Bir tek vücut gibiyizdir ve düşüncelerimizin merkezi de O'dur. Önce ayakta durarak Kuran-ı Kerim'den bölümler okuruz. Bunu yaparken, okuduğumuz kelâmın, insana hayatta dimdik ayakta kalması, sebat etmesi için verilen Allah Kelâmı olduğu bilinci içindeyizdir. Sonra "Allahu Ekber" (Allah en büyük!) deriz. Bununla Allah'tan başka kulluk etmeye değer başka hiç kimsenin, hiç bir şeyin olmadığını dile getirir ve bunun apaçık bir gerçek olduğunu bir daha duyar ve bu gerçeğe bir daha tanıklık ederiz."

"Sonra o her şeyden yüce olan Allah'a duyduğumuz saygıyı, bu yüceliğin önünde eğilerek gösterir, O'nun gücünü, celâl ve azametini övgüyle anarız. Ve Onun önünde bir toz zerresinden, yokluktan, hiçlikten başka bir şey olmadığımızı; O'nunsa bizim yüceler yücesi Yaratıcımız ve Rabbimiz olduğunu duyarak coşkuyla alınlarımızın üzerine, yerlere kapanırız. Sonra alınlarımızı yerden kaldırırız ve oturup, günahlarımızı bağışlaması, bizi rahmetiyle yargılaması, doğru yola yöneltmesi, sağlık ve rızıkla nimetlendirmesi için dua ederiz, O'nun haberini bize ulaştıran Muhammed'e (sav), ondan önceki peygamberlere, bize, kendimize ve doğru yolu izleyen herkese Allah'ın selâm ve rahmetini dileriz. Bize bu dünyada da öteki dünyada da iyilik ve güzellik ihsan etmesini niyaz ederiz Allah'tan. Ve sonunda da, başımızı sağa ve sola çevirerek, nerede olursa olsun, doğru yolda olan herkese selâm verip namazdan çıkarız."

Peygamberimiz böyle namaz kıldı, böyle dua etti ve kendisini izleyenlere de böyle yapmalarını öğretti. Bu, onların kendilerini isteyerek ve ta yürekten Allah'a teslim edebilmelerini -ki İslam'm anlamı da budur- ve hem O'nunla hem de kendi kaderleriyle barış içinde yaşayabilmelerini sağlamak içindir."

 

Süheyl Seçkinoğlu'nun Namaz Öyküleri (Timaş: 2012) adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.