Ata es-Süleymi (ö.757)

 

 

Ebu Nuaym el-İsfehani'nin Allah Dostları (Şule:1996) eserinden alınmıştır.

 

Korku ve Hüzün

Bişr b. Mansur, anlatıyor :

Atâ es-Süleymî’nin önünde, soğuk bir günün sabahı, ateş yakıyordum. Dedim ki : “Kıyamet gününde hesaba çekilmemen karşılığında, şimdi kendini şu ateşe atman emredilse, ne yaparsın?” Dedi ki : “Evet! Kabe’nin sahibine yemin ederim! Hiç tereddüt bile etmem." Sonra şöyle dedi : “Bununla beraber, sevinçten ona ulaşmadan, canımın çıkmasından korkarım.”

Nuaym b. Muvarra, anlatıyor :

Birgün Atâ es-Süleymî'ye uğradık. Evine girdiğimizde şöyle diyordu : “Vay Atâ'nın haline! Keşke Ata yı annesi doğurmasaydı.” Üzerinde bir aba vardı. Güneş sararana kadar böyle söylemeye devam etti. Biz, ondan sonra evlerimizi hatırladık, yerimizden kalktık ve onu yalnız bıraktık.

O, duasında şöyle derdi :

“Allah'ım, dünyada garipliğime merhamet et. Ölürken yere düştüğümde merhamet et. Kabrimde yalnız iken merhamet et ve huzuruna çıktığımda merhamet et”

Ahmed b. el-Havârî, anlatıyor :

“Ebu Süleyman ’ı şöyle derken işittim : Atâ es-Süleymî'nin korkusu çok şiddetlenmişti. O, cenneti hiç istemezdi. Onun yanında cennet anıldığında : ‘Allah (c.c)'tan selamet isteriz’ derdi.”

el-Âlâ b. Muhammed rivâyet ediyor :

Atâ es-Süleymî'ye uğradım. Bayılmış vaziyetteydi. Karısı Ummü Cafer'e dedim ki : ‘Atanın nesi var?” Dedi ki : “Komşumuz fırını yakmıştı. Atâ ona baktı ve bayılarak yere düştü.”

İbrahim et-Mahallî rivâyet ediyor :

“Atâ es-Süleymî'ye uğradım. Onu evinde bulamadım. Etrafa baktığımda, onu odanın bir köşesinde otururken gördüm. Etrafında bir ıslaklık vardı. Onu abdest aldığı suların izleri sandım.” Evde, yanında oturan ihtiyar bir kadın dedi ki : “Bu ıslaklık gözyaşlarının eseridir.”

Abdullah b. Süleyman, Salih el-Mürrî’den rivayet ediyor :

“Atâ es-Süleymî, kendine çok eziyet etti. Öyle ki vücudu zayıfladı. Ona dedim ki : Sen kendine çok eziyet ediyorsun! Ben sana bir iyilikte bulunacağım; benim iyiliğimi reddetme.” Atâ; “öyleyse yap” dedi. Bulduğum en iyi kavuddan ve yağdan satın aldım. Onun için şerbet hazırladım. Oğlumla ona kavud ve bir bardak şerbet gönderdim ve dedim ki : “İçene kadar yanından ayrılma!” Oğlum döndü ve içtiğini söyledi. Ertesi gün olunca, aynı şeyi yaptım ve oğlumla gönderdim. Oğlum gönderdiklerimi geri getirdi; içmemişti. Yanına gittim, onu azarladım ve ona şöyle dedim : “Subhanallalah, iyiliğimi reddettin! Bu senin namaz kılmana, Allah (c.c)'ı zikretmene yardımcı olacak ve takviye edecek.” Benim üzüldüğümü görünce şöyle dedi: “Ey Ebu Bişr, Allah (c.c) seni korusun, ilk defa gönderdiğini içtim. Ertesi gün olunca, içmek için nefsimle uğraştım, fakat kabul ettiremedim. Onun için içemedim. İçmek istediğimde şu âyeti hatırladım: ‘Onu yudum yudum alacak fakat yutamayacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemeyecek, arkasından da çetin bir azâb gelecektir'” 

O zaman Salih ağladı ve içimden şöyle dedim : “ben bir vadideyim, sen başka bir vadidesin.”

Ebu Yezîd el-Haddâdî anlatıyor :

Bir gün cumadan döndüm, birde baktım ki, Atâ es-Süleymî ve Ömer b. Dirhem, yürüyorlar. Ömer, Atâ'ya şöyle diyordu : “Ne zamana kadar eğlenip, oynayacağız? Ölüm meleği, peşimizi bırakmıyor Atâ, öyle bir çığlık attı ki, bayılarak yere düştü. Alnı belirgin bir şekilde yarıldı. İnsanlar telaşlandılar, Ömer başucuna oturdu. Akşama kadar baygın kaldı. Sonra ayıldı, evine taşındı.

el-Alâ b. Muhammcd el-Basrî, anlatıyor :

Atâ es-Süleymıyi bir cenaze namazında gördüm. Cenaze namazını kılana kadar dört defa bayıldı. Her defasında bayılıyor sonra ayılıyor, kabristana baktığında tekrar bayılarak yere düşüyordu.

Sirâr Ebu Ubeyde, rivâyet ediyor :

Atâ es-Süleymî, ölümünden otuz sene önce uzlete çekilmişti. Atâ es-Suleymıyi ne zaman görsem, gözlerinden yaş akıyordu. Atayı gördüğümde, onu çocuğunu kaybetmiş kadına benzetirdim. Sanki Atâ, dünya halkından değildi.

el-Alâ b. Muhammed, anlatıyor:

Atâ es-Süleymıyi eskimiş bir tulum gibi gördüm. Ata’yı gördüğümde, onun sanki dünya halkından birisi olmadığını düşünürdüm. Bir defasında onu ziyaret ettim. Kansı bana dedi ki : “Görmez misin? Atâ, gece gündüz ağlıyor, ayılmıyor!...”

Mercan b. Vâdi er-Rasibî anlatıyor :

Atâ es-Süleymî; rüzgar esince, şimşek çakınca, gök gürleyince, şöyle derdi : “Bunlar sizin başınıza benim yüzümden geliyor. Atâ ölse, insanlar dinlenirlerdi.”

Salih el-Mürrî anlatıyor :

Atâ es-Süleymi’ye “Ne arzuluyorsun?” dedim. Ağladı ve dedi ki : ‘Ya Ebu Bişr, Vallahi, ne dünyada ne de âhirette, tozu bir araya gelmeyen kül olmak istiyorum.”

Süfyan b. Uyeyne, rivâyet ediyor:

Atâ es-Süleymî ye “bize dua ef denildiğinde şöyle derdi : “Allah'ım, bize kızma, eğer bize kızıyorsan, bizi bağışla."

 

İslam Alimleri Ansiklopedisi'nin (Türkiye Gazetesi) Ata es-Süleymi maddesinden kısaltılarak alınmıştır.

 

Basra'da doğdu. 757 senesinden sonra vefat etti.

Ashab-ı kiramdan Enes bin Malik hazretleriyle görüştü. Hasan-ı Basri’den ilim öğrendi.