Genç Mülümana Öğütler (Adabü'l Mürid)

Genç Müslümana Öğütler (Bedir: 1996) adlı kitaptan kısaltılarak alınmıştır.

Muhyiddin Arabi, kitabın başında da belirttiği gibi, bu küçük eseri, tasavvuf yoluna yeni giren birisinin isteğine cevap olarak kaleme aldığını bildirir.

Dolayısıyla tasavvufun ne demek olduğunu anlamak açısından oldukça değerlidir.

Tasavvufu felsefileştirdiği yönünde en çok eleştirilen kişilerin başında gelen Muhyiddin Arabi’nin eseri olması değerini daha da artırmaktadır.

Başlıklar eserin orijinalinde yer almıyor, kolay takip edilmesi için tarafımızdan eklenmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bismillâhirrahmânirrahim

Allah’a hamd ve Resûlüne salât ve selâmdan sonra...

Eser Niçin Yazıldı?

Ey irşad isteyen genç!

Olgunluk ve mükemmellik yolculuğuna başlayan bir kişinin, her şeyden önce hangi inançlarının olması ve ne gibi amellerde bulunması gerektiğini benden öğrenmek arzuna cevap ve bir sıdk ve sevap rehberi olsun diye bu kitapçığı yazdım. Başlatmak, sona erdirmek ve başarıya ulaştırmak ise şüphesiz Allah'a aittir.

Önce Doğru İnanç

Ey İlâhî güzelliğin hasretlisi, istek yolunun yolcusu!

Allah, seni ve bizi, kendi yoluna tam uymakta muvaffak etsin. Razı olduğu, kendisine yakın işlerde çalıştırsın. Allah’ın bize yakınlığının ne demek olduğunu yine kendisi bildirmiştir. Bu hakikati, ebedî saadetin vasıta ve yollarını peygamberler göndererek bize bildirdi ve açıkladı. Biz de, o yüce peygamberlerin getirdiklerini «İnandık ve gerçektir» diyerek tâ yürekten benimsedik ve kabul ettik. Şimdi yalnız, iman ettiğimiz İlâhî emirler ve peygamber şeriatının hükümlerini uygulamak ve yerine getirmek ödevi kaldı. İşte, ey yola yeni düşen mürid, senin birinci vazifen, sana önce gereken, ezelî ve ebedî Yaratıcını tevhid (tek ve bir olduğuna tam inanman) ve O’na uymaz ve yaraşmaz şeylerden, vasıf ve sıfatlardan kudsîzâtını, varlığını tenzih etmektir.

Ey temiz yürekli ve tabiatlı mürid, sen, Allah'a ortak koşan bir kişi ile tartışma ve Allah'ın birliğini ispat için deliller getirmeğe kalkışma…

Tenzih meselesine gelince: … Sevgili kardeşim, tenzih bahsinde, «leyse kemislihi şey un = Cenâb-ı Hakkın hiçbir eşi ve benzeri yoktur» ilâhı sözü, inancında bakış açın olsun. Tenzih konusunda bu ilâhî prensip sana yeter...

…öyleyse sen de, tevhid ve tenzih konusunda, temel esasları hafıza ve gönlüne yaz, nakşet ve yüce peygamberlere ve onların Haktan getirdikleri ve haber verdikleri emirler ve hükümlerle, bilip bilmediğin bütün peygamber tebliğlerine inan ve bütün sahabe-i kirâmı sev ve adilliklerini kabul ve itiraf et. Haklarında, çürütülebilecek, ayıplanabilecek bir söz sarfetme…

Müslümanlara Hüsn-ü Zan ve Hizmet

Ey hidayet isteyen mürid! 

Bütün halka hüsn-i zanla bakmaya alış. Buna kendini alıştır. Onlarla olan işlerinde vicdanının sesinden ayrılma. Temiz yürekli ol. Müslüman kardeşlerine gıyablarında da duacı ol.

Hallerini gizli tutan, istiğna gösteren fakirlere, Hak yolu yolcularına gücünün yettiği kadar yardımda bulun, hizmet et. Ve onlara hizmetinden ötürü de nefsinde bir fazilet ve meziyet vehm ve tasavvur etme. Belki senin hizmet ve yardımını kabul ettikleri için onlara minnettar ol ve bunu onların alçak gönüllülüğüne bağla. Yoksulların her sıkıntısını, ağır hayat yüklerini hafifletmeyi kendine bir borç say. Seni üzerlerse katlan. Davranış ve huylarından, mizaçlarından sana bir gölge düşerse, «Allah sabredenlerle beraberdir» yüce hükmünü gözden kaçırmayarak, sabırlı ve tahammüllü ol.

Hayırlı İşlere Koşma, Faydasız İşlerden Uzaklaşma

Allah'ı anmaktan, Kur’an-ı Kerîmi okumaktan, doğru yoldan çıkmış olanları aydınlatıp yola getirmekten, kötüden çeviriş ve iyiye yöneltişten (emr-i bilmâruf ve nehy-i anilmünkerden), birbirine gücenip darılmış din kardeşlerinin arasını bulup yapmaktan, durumu elverişli olanların sadaka, maddî yardım duygularını kamçılamaktan, kısaca hayır getiren sözlerden ve fiillerden başka şeylerle, boş ve faydasız lâf ve işlerle uğraşma.

İyi İnsanlarla Birlikte Olmak

Yolcusu olduğun doğru yolda sana destek olacak uygun arkadaş seç. Çünkü: iman cevherinin incisi olan bir kişi, mümin kardeşinin yardımıyla güçlenir. Hakikat ehlini tanımayan, sevmeyen ve senin fikrine ve hakçı mesleğine karşı ve yabancı olan kimsenin dostluğundan sakın ve her hal u kârda sana doğruyu, doğru yolu ve doğru izi gösterecek bir olgun önder (mürşid-ı kâmil) ara ve bu arayışta dosdoğru davran. Çünkü doğruluk, müride, yolun başlangıcındakilere ait ve mahsus bir şiardır. Şu bir hakikattir ki, bir mürid hak yolunda doğruluktan ayrılmadıkça, Rab, onu bir mürşid-i kâmile rastlatır. Doğruluk bir büyük iksirdir ki, neyin üzerine konsa onu arıtır ve bakır üzerine konsa onu altın yapar.

Helal Lokma, Haramlardan Kaçınma

Sana şiddetle lâzım olan ve senin için son derece önemli bir nokta da, helâl lokma aramaktır. Çünkü Yüce Peygamber yolunun esası, helâl ekmek, helâl maldır. Dinin temeli din sütunu helâl lokma üzerine bina edilmiştir.

Ey mürid, hiçbir şeyde halka yük olma, kimseye yük yükleme ve ağırlık verme ve gönülleri ölüm uykusuna batmış olanlardan ne kendin, ne başkası için lütuf ve ihsan kabul etme.

Takvaya Yönelme

Kazancında, sözünde, her hareketinde vera ve takvaya yönel ve miskincesine yiyeceğe içeceğe meyilli ve lükse düşkün olma. Çünkü helâl mal, israfı ve saçıp savurmayı kabuletmez ve kaldırmaz.

Dünya sevgisi insan yüreğinde kökleşince onu söküp atmak gücün gücü olur. Mürid, bir denenme yeri olan bu dünyada genişlik ve rahatlık aramamalı.

Yemeği azaltmak da önemli noktalardandır. Az yemek kalbe ferahlık getirir. Tâat ve ibâdete rağbeti arttırır. Tembelliği giderir.

İbadete Gayret

Ey hak isteyicisi, geceni, gündüzünü tâat ve ibadetle onar, aydınlat. Hususiyle, kerim olan Rabbinin huzurunda el bağlayıp divanında durmak, ibadet etmek için ulu şeriatın seni çağırdığı beş vakit farz namazı saatlerine güzelce yapış ve onların arasındaki vakitleri iyi niyetler ve güzel işler, İslam’a uygun fiillerle beze, süsle, doldur ve diri tut.

Bir sanatın varsa, bir hafta geçineceğini bir günde kazanmaya çalış. Abbasî halifelerinden Hânın Reşid’in oğlu Ahmed-i Sebtî gibi. Ahmed-i Sebtî gibi ki, o, yalnız cumartesi günleri çalışır, amelelik eder ve bir günde kazandığıyla bir hafta geçinir, haftanın öbür altı gününü de din ve ibadete verirdi.

Sabah namazını kıldıktan sonra gün çıkıncaya kadar namaz kıldığın yerden ayrılma. Ve ikindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar namaz yerini bırakma. Bu iki feyz saçan zamanda hudû ve huzur ile Allah’ı zikret hep. Öğleden ikindiye ve akşamdan yatsıya kadar yirmi rekat namaz kılarak Allah'ın huzurunda durmak ve böylece Cenâb-ı Hakkı zikretmek faziletini elden kaçırma. Kuşlukta ve öğleden önce, öğleden sonra ve ikindiden önce ve akşam namazından sonra dörder rek'atlık namaza devam et. Yatsı farzını kıldıktan sonra her iki rek’atta selâm vermek şartıyla on rek’at nafile ve üç rek at salât-ı vitr kıl.

Uyku bastırmadan uyuma. Acıkmadan yeme. Giydiğini, sırf, sıcaktan ve soğuktan vücudunu korumak ve örtünmek, kısacası seni ibadetten alıkoyacak her türlü hâli ve güçlüğü ortadan kaldırmak niyetiyle giy.

Kur’an Okuma

Okumasını biliyorsan, Kur’an-ı Kerime bakarak okumak şartiyle Kur’an-ı Kerimden her gün belli bir miktar okumaya kendini alıştır, her gün için belli bir virdin olsun… Ve tertil ederek, yâni acele etmeksizin, yavaş yavaş, yüce manalarını düşüne düşüne oku. İlâhî rahmeti çağırmayı gerektiren yüce ayetlerde o rahmeti yalvararak iste. İbret ayetlerinden de ibret al. Kısacası, her bir yüce ayet, günahlarına tövbe etmek, ilâhî rahmete sığınmak ve bunlar gibi hangi hüküm ve hikmeti taşıyorsa, hep kurtuluşu göz önünde tutarak, onun gerektirdiği fiile teşebbüs et. Mü’minlerin vasıflarım belirten ayet-i kerimeleri okuduğunda, bu vasıflardan kendinde bulunanları ve bulunmayanları düşün ki, bu övgüye değer vasıflardan sende bulunanlar için tâ yürekten Ulu Tanrıya şükredebilesin ve sende olmayanları da edinmeğe çalışabilesin. Hakikat örtücüsü kâfirlerin ve nifakçıların sıfatlarını açıklayan ayetleri okuduğunda da, bu kötü sıfat ve vasıflardan sende hangileri var, hangileri yok, düşün. O vasıflardan sende bir şey varsa onu önlemeye ve kovmaya; gidermeğe, yok etmeğe çalış. Yok ise, Yüce Koruyucuya hamd ve şükürler eyle.

Murakabe

Sana mutlaka gereken bir şey de, her vakit ve her an nefsinle hesaplaşmak ve gönlüne gelen her şeye dikkat etmek, onları kontrol etmek, yoklamak, yâni her an uyanık durmaktır. Allah'tan hayâ etmeyi, utanmayı, gönlün için, bir alışkanlık haline getir. Çünkü sen Haktan utanırsan, Allah’ın yanında kötü olan duygu ve düşünceleri gönlünde tutmazsın, batarlar, gelip gönlüne yerleşemez. Ve her vakit kalbini, ilâhî rızaya aykırı hareketlere bir meyil duymaktan ve bu duygulara saplanıp kalmaktan uzak tutabilirsin…

Vakti Değerlendirme

Sana mutlaka lâzım olan şeylerden biri de, vaktini boş yere veya saçma şeylerle geçirmemendir. Yâni içinde bulunduğun her vakti değerlendirmelisin. Seni o vakitte şeriat hangi iş ve ibadetle vazifelendirmiş veya hangi iş ve ibadete çağırmışsa onu yapmaya koş. Eğer farz vaktiyse hemen o farzı yerine getir. Eğer sünnet ve nafile vaktiyse onu yapmaya giriş ve eğer mübah vaktiyse iyi ve hayırlı iş ve fiillerden Cenâb-ı Hakkın sana mübah kıldığı şeylerle uğraş.

Allah’a yakın olmaya götüren ibadet, fiil ve işlerden birine başlarken, onun son ibadet, son fiil ve son işin olduğunu; bir yenisi için, onu bir daha tekrarlamak için ömrün ve vaktin kalmadığını farz, tahayyül ve tasavvur et. Farz, tahayyül ve tasavvur et ki, son kere olarak Rabbinin divanında durmaktasın. Her amelde böyle yaparsan ibadetinde ihlâsa kavuşmuş olursun. Amellerin kabulü ise ihlâsa bağlıdır.

Güzel Ahlak

Ey yolun başındaki genç! Sana lâzım olanların başında üstün ahlâklı olman ve kötü huylardan kurtulmaya çalışman gelir. Duruma ve yerine göre herkesle güzel huylarla ve güzel tarzlarla ilgi kur. İyi ahlâk kurallarından birini bırakan kötü huylu sayılır. Kötü huyluların dostluk ve ülfetinden çekil. İnsanlar nasıl sınıf sınıfsa güzel ahlâkın da bölüm bölüm olduğunu bil.

Bunun gibi, halka en çok hangi huy ve ahlâk kuralı çerçevesinde faydalı olunacağını da önceden bilmeli ve kestirebilmelisin. Yaratıklardan çoğuna yarayacak hulk ve tabiat, onları rahata eriştirici ve onları güçlük ve zahmetlerden kurtarıcı olanıdır. Bunun için, sen de, sırf Allah rızası için, halka yarayışlı iyi huy ve ahlâk sahibi ol. Değil mi ki, insanlar Allah'ın kullarıdır, hareketlerinde ilâhî çizgilere bağlı ve ondan ayrılamaz bir çerçeve içindedirler; alınyazıları ve hatta seçme hürriyetleri, Gerçek Hareket Vericinin kudreti elindedir.

«Ben üstün ahlâkı tamamlamak için gönderildim» hadis-i şerifinde de belirtildiği gibi, peygamberlerin başı Peygamberimizin, güzel huyların bütünlenmesi, birbirine perçinlenmesi, ahlâkın son ve mükemmel halini alması için gönderilmiş olması, güzel ahlâkın, fiil ve niyetlerin en önemli bir bütünü oluşunda bir şüphe bırakmaz.

Ulu Şeriatın, «istersen hakkını al, dilersen bırak» diye buyurduğu veya «istersen karşılığını ara, istersen affet» dediği yerde sen af ve barışmaya yanaş ki, «Kim affeder, barış sağlarsa mükâfatı Allah’a aittir» kesin nassıyla (ayetiyle) afçı, sulhçu, düzeltici, karşılığı ve mükâfatı Allah’a kalmış olanlardan olasın.

Ama Şeriatın «gazap et», «buğz et» dediği noktada gazab et, buğz et. Allah rızası için buğz, kötü değil iyidir; çirkin değil güzeldir. Allah’ın rızası için buğz, bir üstün ahlâk şartıdır; üstün ahlâktan bir fasıldır. O halde, kimseye şahsın için buğz etme, Allah için buğz et. Yalnız, Şeriatın buğz et dediği yerde buğz et.

Sana lâzım olan şeylerden biri de seninin inancında ve senin amelinde olmayan ve senin inançlarına aykırı olanların dostluk, sohbet ve ülfetlerinden sakınmandır. Ama haklarında kötü zanda bulunma ve kötü düşüncelerden bir şeyi aklına getirme ve onlardan uzak durman, sırf, Allah’a ibadet ve Allah adamlarıyla sohbeti onların ülfetine tercih etmek halis niyetiyle olsun.

Hayvanlar hakkında da şefkatli ve merhametli olmak haktanırlık cümlesindendir. Hayvanlar, Allah’ın sana bağladığı, musahhar kıldığı yaratıklarıdır. Onlara, dayanabileceklerinden fazla yük yükleme ve binilenlerine, gurur dolu olarak ve sert bir tarzda, büyüklük taslayarak binme.

…Evli isen eşini ve çocuklarını da iyi ve güzel davranışlarla yönet. "Yaratıkların bütünü Allah'ın ıyalidir. Ve içlerinden O'na en sevgili gelen ailesine en yararlı olandır" hadis-i şerifinde de buyrulduğu gibi, bütün yaratıklar Allah'ın iyâlidir ve Allah indinde en sevgili kul, çoluk çocukları için en çok çalışan kişidir.” Sözün kısası, mülkün sahibi Allah’ın sana nasıl merhametli, şefkatli, görüp gözetici olmasını diliyorsan, sen de ailene ve halka öyle ol…

Sana yaraşan bir tutum da, gaflette olanların kapılarına yaklaşmamak ve sırf kendi nefs isteklerine mahkûm ve esir olanlara da yoldaş, arkadaş olmamaktır. Çünkü bunlar, gönlü Haktan alırlar ve gaflet çukuruna düşürürler. Bir işten dolayı onlarla buluşmak ve konuşmak zorunda olursan öğüt ver, arkadan vuranlardan olma. Doğruluğa aykırı olur bu. Sen onlara iyiyi öğütler ve yüzlerine nasılsan, arkalarından da öyle olursan onlar da sana sevgi ve saygı duyar, bağlanır ve uyarlar.

Hak ile Birlikte Olmak

Bir de, dinde ilerle, hep ilerle, içinde bulunduğun halden daha ilerdeki, öte bir hâle ulaştırması için Cenâb-ı Hakka yalvarmaktan geri durma. Ve bir şey yaparken ve bir şey yapmazken, her durum ve her hareketinde, Hak ile ol, O nu unutma, O’nun varlığını duy.

İnfak

Ey mürid!

Darlıkta, bollukta, sevinçli zamanda, üzüntülü vaktinde sana infakı (kazancından yoksulları faydalandırmayı) tavsiye ederim. Yoksulun her an ve her zaman yardımına koşman, Allah indinde pay edilmiş rızkın değişmezliğine tâ yürekten inandığının bir işareti ve ispatı, Allah indinde pay edilmiş rızkın değişmezliğine ta yürekten inandığının bir işareti ve ispatı, Allah'a güvenmenin bir sonucu olur. Gerçekten, cimri, yoksula yardımda, yoksulu giydirip yedirerek sevindirmede çok korkak olur. Çünkü şeytan, durmadan dinlenmeden, sürekli olarak, insana gözdoymazlık ve çok yaşama fikrini telkin ederek der ki: "Malından yoksula verirsen mahvolursun! Malın böylece çarçur edilir ve birgün bakarsın ki, kasan tamtakır, elin boş, dost ve akran çevresinde rezil ve rüsvasın! Onun için, malına yapış ve çağın değişmelerine karşı çok tedbirli bulun. Şimdi gördüğün bolluğa aldanma. Gelecek sene Allah’ın ne yapacağını bilemezsin ki.» ' eğer ortalıkta kuraklık ve kıtlık varsa: «Malını kendine sakla. Kimseye bir şey verme. Bu kuraklık ve kıtlığın ne vakit sona ereceğini bilemezsin, tahmin bile edemezsin. Görünüşe bakılırsa bu şiddetli durum sona ermek şöyle dursun gittikçe artacaktır. Sen kendini gözet. Elinde bir şey kalmazsa yandın! Kimseden sana fayda yoktur… Herkes seni küçük görür, istiskal eder. Halk için bir yük olursun. Herkese yüzsuyu dökersin», der. İşte bu şeytanî vesveseler, kalbe musallat ola ola, insanı, cimrilik ve pintiliğin son ucuna götürür ve kuyusuna yuvarlar…

Öyleyse ey mürid, para ve malından, bollukta ve darlıkta, yoksula pay ayırmaya (infaka) devam et, fakirlikten ve sıkıntıya düşmekten korkma. Allah, sana vaad buyurduğunu yerine getirir. Hiçbir civanmerd asla helak olmamıştır.

Öfke Yerine Hilm

Ey Mürid!

Öfke ve gazabını tut ve gösterme. Bunu yaparsan Allah'ı memnun, şeytanı üzmüş, kendini de terbiye etmiş olursun; nefsini düzeltmiş olursun. Gazap, nefsin zaptedilmesinden, başıboş bırakılmasından doğduğundan, sen öfkeni tuttukça, nefs sınırını bilir ve sana boyun eğer…Elbet bunun karşılığını, ecr ve sevabını ötede görürsün, tartıda kazanırsın. Fakat bunlardan da önemli olarak, kazancın ve sevincin en büyüğü şudur: Sen öfkeni tutarsan, Mutlak Adil de, İlâhî gazabını gerektiren fiillerinden dolayı seni cezalandırmaz, affına kavuşturur. Senin affedişin, ilahi afla mükâfatlandırılır. Demek ki, mümin kardeşinin kusuruna af ve verdiği zahmetlere tahammül etmekten daha büyük fayda düşünülemez. Allah, kullarına senin nasıl davranmanı buyurmuşsa, O da sana öyle davranır, öyleyse, sen de, bu gönül alıcılık huyunu ve yardım, barış ve adalet elini uzatma hasletini, ahlâkını edin. Buna sarıl, buna çalış. Bu güzel ahlâk ve huy, halkın gönlüne karşılıklı sevgiyi yerleştirir. Allah'ın sevgilisi Peygamberimiz Efendimiz, birbirimizi sevmeği ve hep sevgi üzere olmamızı buyuruyor, hep bu emri tekrarlıyor. Bu haslet, işte bu sevginin temel taşlarından başlıcasıdır.

İhsan ve Haya

Ey mürid!

Daima, ihsan makamına uy. Çünkü İhsan, Allah’tan hayaya, utanmaya ve ihsan dolu gönülde Allah'ın büyüklüğünün tecellisine sebeb olur. Cibril-i Emin Hazretleri Peygamber Efendimize «Ihsan nedir?» diye sorduğunda, Peygamberlerin en üstünü: «Allah’ı görürcesine ibadet etmendir» cevabını verdi. İşte ihsan makamının bu mertebesi, yâni Allah'ı görürcesine ibadet, ihsan halini kazanmış bir müminin kalbinde, Allah’ı tazim tecellisini doğurur; bu cevaptan sonra da Peygamber Efendimiz, «Sen Allah'ı göremezsen de O senigörür», buyurdular. İhsanın bu mertebesi de,müminin Cenâb-ı Haktan haya etmesini sağlar. Hz. Peygamber, «Hayâ, baştanbaşa hayırdır» dediğine göre, bir müminde hayâ bulunursa, o müminde fenalık bulunamaz. Ve gönlü hayâ kaplayınca, böyle bir gönül sahibi, dünya ve ahirette fenalık görmez. Hayâ sahibi, kimseye ululuk taslamaz ve tahakküm iddiasında bulunmaz. Haydi sen de, ihsan makamının bu iki yüce sıfatını kazanmaya çalış ve yönün hep bu makam olsun.

Zikre Devam

Ey mürid!

Seher vaktinde, istiğfar ve zikre devam et. İstiğfar, hemen günahın ardından gelirse onu mahv eder ve olmamışa çevir. İbadet ve ihsandan sonra olursa nur üstüne nur, sevince eklenince ek sevinç olur. Allah'ı anmak ise kalbi dağınık, her parçası bir yanda olmaktan, perişanlıktan kurtarır ve bir noktada, bir hedefe dönmüş olarak toplar ve gönlü sıkıntıdan kurtarır, onu sevinçle doldurur.

Zikirden usanırsan Kur’an-ı Kerîm’den oku. Ama okurken manasını düşün…Evet gerçekten Kur'an’ın taşıdığı hesabsız mananın çokluğu ve çeşitliliği sebebiyle okunuşundan kimseye usanç ve melal, sıkıntı gelmez.

Nefisle Mücadele

Ey mürid!

Gönlündeki günahta ısrar düğümünü çözmeğe çalış. Nefsine: Ey söz dinlemez nefs, şimdi aldığın nefesten başka nefes alabileceğini biliyor musun? Allah bilir ama belki de şimdi aldığın nefes dünya hayatından en son nefesindir. Ölüm bu nefesinde yakana sarılır. Hâlâ sen kötülükte ısrar ısrar üstünesin. Günahta ısrar edenler için Mutlak Âdilin indinde dağların tâkat getiremeyeceği çok acıklı azaplar vardır. Böylesine korkunç bir azaba senin gibi çerden çöpten bir nesne nasıl dayanabilir? Allah’a dön ve yönel ve tövbe et. Çünkü ecel pençesinin ne zaman hayatını iki parça edeceğini bilmiyorsun.

…bunun gibi tesirli öğütler, konuşmalar ve vaazlarla nefsini yola getirmeden bir an geri durma. Hep böyle ve bu yolda nefsini uyanmaya çağırır ve ikaz edersen, Allah’ın izniyle, yüreğindeki ısrar ukdesi çözülür... Ve ancak böyle çözülür.

Takva

Ey mürid!

Zahirde ve bâtında takvâ sahibi ol. Takva. Allah’ın ikabından sakınmaktır.

Allah, kitabında: «Allah’tan korkunuz ve ateşten korkunuz» buyurdu. Allah’tan korkarak, takva yolunu tutarsan, Allah’ın izniyle, kurtuluşa erersin.

Vera

Ey mürid!

Hep verâdan yana ol. Vera, şüphe ve tereddüd veren ne varsa…kendini korumaktır…Gönlüne şüphe düşüren şeye muhtaç olsan ve o sırada ondan başkasını tedarik edemesen bile, onu Allah nzası için terk et ve kullanma. Böyle yaparsan, şunu kesin olarak bil ki, Cenâb-ı Hak o şeyden hayırlısını ihsan buyurur.

Zühd

Ey mürid!

Bu ibretler evi dünyada zühde sarıl ve aza kanaat, hatta rağbet et.

Dünyadan Yüz Çevirmenin Manası

Dünya âhiretin tarlası ve ebedî saadetin vesilesi olduğu için, aslında kötü olmak şöyle dursun iyidir ve makbuldür, övülmeğe değer. Asıl kötü olan, dünyevî arzu, şehvet ve isteklere gönülden bağlanarak Haktan gafil olmaktır.

…dünyayı terkten maksat, tembelliği seçmek demek olmayıp, belki mal biriktirme ve malla öğünme, helâl ve haram ve başkasının Hakkı demeyerek mal yığmaya hırsla sarılmamak ve bu meyli duymamak, dünyayı âhirete tercih edecek ve Allah'ı unutacak kadar fâni şeylerin sevgisini gönle yerleştirmemektir. Zaten her işte başarı ancak Allah’tandır.

Dünyadan islenecek bir şey varsa o da, helâlinden yiyecek, giyecek, bir de barınacak bir yerdir. İsteyeceklerin yalnız bunlar olsun, fazlasını isteme. Dünya adamlarının, helâl haram demeyip yığdıkları mala ve refahlarına, günübirlik saadetlerine imrenme ve özenme.

Dünya, kalıcı olmayan bir ülkedir. Dünyaya rağbeti olan, asla maksadına ulaşamaz. Dünyaya rağbet edenin istekleri çok olur. Halbuki, kaderin tayin edicisi Allah, dünyadan o şahsa ne kısmet etmişse ancak onu verir. O şahıs ister dünyayı umursasın, ister umursamasın bir şey değişmez.

Dünya isteği, özüyle, deniz suyu içenin hali gibidir ki, içtikçe susar. Peygamberlerin en büyüğü Peygamber Efendimizin dünyayı çöplüğe benzetmesi, dünyadan sakınmak için sana yeter bir ibret olmalıdır. Allah senin payına dünyadan ne ayırmışsa ona razı ol…

Kardeşim! Farz edelim ki, Allah, bütün malını ve bütün dünya nimetlerini sana senin dünyadan nihayet, faydalanacağın şey barınacak bir yer, vücudunu örtecek bir elbise, açlığını giderecek bir parça yiyecekten başka bir şey midir? Bu üç şeye ise, dünyanın kendisinden yüz çevirdiği her adam bile nail olur ve bu âlemde kalp rahatlığı, âhirette de hesap hafifliğiyle, hesabı kolay vererek, senden iyi duruma geçer. 

Ey mürid!

Sakın, senin ölümünle birlikte bitecek fani dünya metâına, manevî haz ve ebedî saadeti değiştirme, satma. Mümkündür ki, dünyaya doğru atacağın ilk adımda ecelin gelir, çıkıp gidersin, dünya içi isteklerin de gerçekleşmemiş olur. Sen, Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, ötenin çocuğu ol. Dünya çocuğu olma…

Son söz

Kardeşim!

«Hesaba çekilmeden nefsinizi muhasebe ediniz ve tartılmadan nefsinizi tartınız» peygamber emrine kulak ver, sayılı nefesler hayatının mühlet ve izninden faydalanarak, toprak çukurda yapayalnız kalmazdan önce, nefsini hesaba çek. Hayatta bulunduğun sürece nefsin tahsildar gibidir. Sen de onun hesabından sorumlusun. Tahsildarın hesabını kontrol etmezsen sonra sen hesap verirsin ve mesul olursun. Fırsat varken onunla hesaplaş. Çünkü şimdi böyle yapmazsan, yarınki günün yakıcı hesabında, sanki seninle orada bulunmuşçasına biliyorum ki, feryada ve imdat çağırmağa başlayacaksın. Ama çağrına cevap veren bir kişi ve imdadına koşan bir yaratık bulamayacaksın. Yalnız, Mutlak Kahharın buyruk merkezinden: «Oku kitabını. Bugün sana karşı bir hesap görücü olmak bakımından nefsin yeter» ezelî hitabını ve «Biz size peygamber göndermedik mi? Doğru yollar göstermedik mi? Sabah akşam bizi zikr ve tesbih etmeni emretmedik mi? » hitabını duyacaksın. İş buraya vardıktan sonra pişmanlık fayda vermez…

Bu durumda ne yapmalısın biliyor musun? Yaratılmışlardan hiçbir fert için sığınılacak başka bir kapı olmayan o rahmet kapısını yanıp yakılarak çal.